"ATEŞ"..

Doç. Dr. Ömer Akdağ

Milletimiz ağır ve zor bir imtihan geçiriyor.

Şehitlerimiz geliyor.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Dayanılmaz acılar bırakıyor.

Tunceli'de güpegündüz polisimize saldıran hainin leşini bir "milletvekili" almaya geliyor.

Bunların ne "mal" olduğunu oy verirken bilmiyorlar mıydı "sağdan ve soldan" destekleyenler?

Himmetçi ablalar, Amerikalı emekli vaizin taifesi ve "kurucu" partinin yetkilileri...

Hiç sorumluluk duygusu yok mu sizde?

Halâ bir kısım insanlar politika yapmaya devam ediyorlar.

Oradaki vatan parçasını teslim mi edelim istiyorlar acaba?

Ülkenin birliğine saldıran hainlere ne yapılması gerekir?

Gülle atana "gül" mü atacağız?

ŞEHİTLERİMİZE MİNNET VE RAHMETLER DİLİYORUZ.

AİLELERİ, YAKINLARI VE MİLLETİMİZE TAZİYELERİMİZİ SUNUYORUZ.

BÜYÜK MİLLETLER BÜYÜK İMTİHANLAR GEÇİRİRMİŞ.

 

SOSYOLOJİ

Sosyolojide kültürün nakledilmesine önem veriliyor. Buna göre nesillerin toplumda daha önce oluşturulmuş olarak bulduğu ve yeni anlamlı katkılarla zenginleştirdiği kültür genç nesillere aktarılmaktadır. Bir neslin daha önceki nesle cevabı, daha önce kazanılanı muhafaza etmek ve ona katkılar yapmaktır.

1930’larda yapılan toplum kültürünü “sıfırlamak” ile ilgili düzenlemelere bakarsak; görülmemiş şekilde sosyal sermayenin mahvedildiğini görürüz.

1930’lu yıllarda Türk milletinin binlerce yıldır kazanmış olduğu sosyo-kültürel birikim adeta “kazınmıştır”….

Osmanlı ve Selçuklu dönemine “sövmekte” nice uzmanlar çıkmıştır. Kendi “neseb-i gayri sahihliğini” izhar edercesine padişahlarla ilgili kamyon kamyon iftiralar “kitaplaştırılmıştır”….

Binlerce yıldır kullanageldiğimiz kelimelerimiz “dilde arılaştırma” adı altında yok edilmeye teşebbüs edilmiştir.

SİYASETEN BUNUN HESABINI VERMİŞLERDİR.  Nitekim 1950’den sonra Türk milleti seçim sandığında milletimizin tarihine ve kültürüne dahledenlerin “haddini” bildirmiştir.

Siyaseten tamam ama sosyolojik olarak ortaya çıkan ve iç karartan manzaranın hesabını kim verecek?

Mesela; bir çuval insan sokakta toplanıyor ve “biz ibneyiz” diyorlar. Bu “ibnelerin” ortaya çıkmasında binlerce yıldır var olan hayâ duygularımızı yok edenlerin hiç dahli yok mudur?

Veya facede bazıları rakısıyla “demlenirken” resmini çektirmiş…. Sanki “demlenmek” Türk tarihinde iftihar edilecek bir davranışmış gibi….

Bir “iri” gazetenin genel yayın yönetmeni “ben şarap uzmanıyım” diyordu. Bu günlerde “ben paralelciyim, bilmem neyim” gibi laflarla “efelik” yapıyor.

TÜRK VE İSLAM DÜNYASININ YEGÂNE ÜMİDİ OLAN TÜRKİYE TÜRKLÜĞÜNÜN SOSYAL SERMAYESİNİ TAHRİP EDENLERE SOSYOLOJİK TAHRİBATIN DA HESABI SORULMALIDIR.