AYAR VERMEK AYAR OLMAK

Hakan Bahçeci

            Ayar vermek üzerine kurulmuş bir çağın mağdurlarıyız belki de. Sığlaşan, ıssızlaşan, sıradanlaşan insan ilişkilerinin ayan beyan harcanıp, tüketildiği zamanlar geçiyor yanı başımızdan. Birilerinin öyle ya da böyle size ayar vermek için ne fırıldaklar çevirdiğini fark etmiyor değilsiniz değil mi? Kendi ayarlarına getirmek için ne dolaplar çeviriyor bazıları.

            Neden bu kadar ayar vermek üzerine kurulu şimdilerde dünya düzeni? Yetişemediğimiz teknoloji mi yoksa aradığımız suçlu? Bunca aygıt, onlarca ayarlamadan sonra fonksiyonlarını yerine getiriyor. Her bir düğmenin, ayrı bir görevi her bir komutun ayrı bir özelliği var ve bunlardan biri ayarlı olmazsa aygıt çalışmıyor. Sahi bunca aygıt bize göre mi ayarlı yoksa biz o aygıtlara göre mi?

            Yok, bu yazının konusu teknik, teknoloji, elektronik aletler, aygıtlar değil. Daha beteri var Paşam; insanın insana ayar vermeye çalışması.           Birilerinin başka birilerini ayar verilecek kadar basit, sıradan, kullanılışlı görmesi ve kendi menfaati için “ayar vermek” istemesi iyi bir şey midir?

            İki kişinin arasında olan biten, birinin diğerini kandırması, oyuna getirmesi ve kendince bir kıvam tutturması etki alanı bakımından sadece o iki kişiyi sınırlayabilir ve bu ilişkiden çıkar sağlayan, cezasını ferden ferde görecektir diyebiliriz. Oysa cemiyet, toplum, kamuoyu bu ilişki biçiminden etkileniyor ve bu ilişki biçimi normalleşiyorsa, işte mesele burada ayardan çıkmış oluyor.

            Ayarlamak ile ayar vermek arasında derin bir mefhum farkı olduğunu anlamış olduğunuzu düşünerek, dolaysız olarak girmiş olduk mevzua. Ayar vermek için ayar verilen kişinin, ayar verilen toplumun ayarlanabilir kıvamda olması gerekir. Yani, ayar verilecek bir aygıt olmak gibi hazır olmalı o kişi ya da toplum. Bu ise kendi irade ve idaresi dışında yapıp ettiklerini şuur çizgisinden çıkarmış olmak demektir.

            Batı dünyasının ısrarla, inatla ve fütursuzca diğer toplumlara ayar vermeye çalışması neyin ürünüdür sanıyorsunuz? Diğer demekle, Anadolu’dan başlayarak tüm Asya, Afrika, Arap Yarımadası ve diğer coğrafyayı küçümsemiş ve öteki olarak görüyormuşum olma ihtimalinden bile bizar olacağımı hatırlatmış olayım.

Batı diyerek işaret ettiğimiz zihniyet ve dünya görüşü özellikle Dünya savaşlarından sonra, devrimler olarak bilinen sıçramalı değişimlerle birlikte sistemi harcamak ve harcatmak üzere kurdu. Israrla var ve gerçektir dediğimiz dünya sistemi, kendi çarklarına yağdanlık olarak gördüğü tüm dünya coğrafyasına hep ayar vererek kontrol ediyor.

Batı dünyası, kendi çıkarı ve geleceği için her topluma, her ülkeye, her devlete başka bir ayar vererek devam ettiriyor çarkın dönüşünü. Kim ve ne olduğunuzdan ziyade kime nasıl fayda sağlayabileceğiniz mühimdir onlar için. Sistemin gıcırdamadan işlemesi, dişlilerin deforme olmadan dönmesi diğer toplumlara verilen ince ayarlarla sağlanıyor.

Dünya sisteminin sahipleri hangi düğmenin hangi ışığı yakacağını, hangi vidanın ne kadar sıkılıp gevşetileceğini iyi biliyor ve ona göre ayar veriyorlar. Bunun en büyük örneğini acıyla, korkularla, sarsıntı içinde görmüş olduk. Baksanıza; ülkenin başında görece muhafazakâr bir hükümet varken yani referans ve kök olarak dini değerlere ait olduğu düşünülen bir hükümete yine dini bir görüntüye sahip başka bir oluşumu ve yapıyı kullanarak ayar vermeye kalkıştı. İslam’ı yine İslam ile kötülemek, zarar verip küçümsemek, alay etmek…

Bu milletin, toprakların ayarlarıyla oynamayın yeter, ayar olduk size.