Batı, Doğu’yu nasıl görüyordu

Sıtkı Yonca

         Batı, metafizik bir unsuru bile önce somutlaştırır sonra düşünür. Kilise dinine isyan ederken bile kendisinin var ettiği(!)madde üzerinden isyan eder.

            17.yy. seyahatlerini, Rönesans ve Reformun çalkantılarının son bulmasıyla başlayan durağanlığın Batı insanında bir sıkıntıya neden olduğu ve macera aradığı iddialarına neden inanalım? Doğu’ya yapmış olduğu seyahatleri böyle masum bir kılıfa sokmanın amacı en zarif ifadeyle söylersek Batı’nın, sömürgeci zihniyetini ört bas etmektir.

            O, Doğu’yu, nesnel ve iyi niyetle araştırılmayı hak eden bir coğrafya olarak görmedi; aynı zamanda Hristiyanlığı ihraç etmek gibi bir gayenin de peşindeydi. Değilse ticaret amacıyla(!) Hindistan’a giden İngiliz orijinli Cizvitlerin, kafir halkın nasıl Hristiyan olduğunu coşkulu hikayelerle süsleyen(!) eserlerini neyle izah edeceğiz?

            Kur’an, onların dünyaya aldandığı beyanında bulunurken, kibirlerini de dünya sevgisiyle irtibatlandırır. Batı’nın, Doğu insanında ki teslimiyetçi ruhun arkasında duran ama kullanmadığı onurlu, vakur ve gururlu duruşundaki asaleti görememesi de, aşağılık duygusuyla harmanlanmış bu kibri yüzündendir. Aksi olamazdı.

            Ancak fen ilimlerini kendi içinde bile küçülterek mütevazi(!) bir duruşa razı olan Batı, sıra Doğu’yu araştırmaya gelince; onun kültürü, dili, dini, tarihi, sanatı, mimarisi, edebiyatı için bir kişinin görüşü yetebilir; mahsuru yoktur. Bu ‘’Özellikle Ortadoğu, çıkarcı, riyakar, cimri, güvenilmez, yalaka, edilgen, tembel insanların coğrafyası olduğu için biz onların içini istediğimiz gibi doldururuz.’’ demenin öncülüdür. Dahası var. Doğu insanı düşünemez, kendini yönetemez, karar veremez, iradesi zayıf ve güçsüz olduğu için Batı zekasıyla yönetilmeye muhtaçtır. Ne büyük lütuf(!..)    

            Batı’nın düşüncesini incelerken Peygamberimizin (S.A.V.) kendisine çirkin olduğunu söyleyen Ebucehil’e ‘’doğru söyledin’’ arkasından ‘’sanki ay, ışığını sizden alıyor ya Resulallah. Ne kadar güzelsiniz’’ diyen Hz. Ebubekir’e de ‘’doğru söyledin’’ sözündeki paradoksu ‘’nasıl olur ya resulallah’’ diye soran sahabelerine ‘’Mü’min, mü’minin aynasıdır. Ebucehil kendi çirkinliğini bende gördü. Ebubekir de kendi güzelliğini bende gördü’’ Hadis-i Şerifini hatırlarım birkaç isim dışında.  

            Batı, Doğu’yu hep kendisi gibi gördü. Mesela Peygamberimiz(S.A.V) için haşa ’’Usandırıcı ölçüde kafa karıştırıcı bir karmaşa, hamlık, hantallık, bitmez tükenmez bir yineleme, laf seli, dolambaç, kısacası desteklenemez bir aptallık olan Kur’an yazarı olmasına rağmen gerçek bir görme gücüne sahip kendinden emin bir insandır’’(Şarkiyatçılık- Edward Sait sf.163 )diyen Pierre Caussin, hakaretimize yetecek kadar bile zekadan yoksun olduğu için sükunetimizi muhafaza ediyoruz ama şu kadarını söyleyelim. Bu cehennem suratlı keferenin, Kur’an-ı incelemişliği falan da yoktur haa… Batı’nın şarkiyat kitaplıklarındaki masallardan derlemiş bu kadarını.

            Gerçi Batı’nın bundan daha düşük nelerini gördük; filozof namıyla meşhur.

            İşin dramatik tarafı şu: Müslümanın, Allah’ın bahşettiği ruhsal üstünlüğü, Batı karşısında, gururla kullanması gerekirken, sanki kendisi yapamazmış gibi üç beş teknik aygıt için Batı hayranlığıyla kendisinden geçip komplekse girmesidir. Selamlar.