BATILI ÜLKELERİN AÇGÖZLÜLÜĞÜ

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

İçinde yaşadığımız yüzyılda, dünya üzerinde ekonomik, siyasi, sosyal ve jeo-politik risklere dayanan askeri güç gösterisi benzeri meydana gelen tüm olaylara bakınca, her gün bir öncekini aratmaktadır. Dünyanın adeta her an patlamaya ateş topu haline getirilerek, kaos ve stres iklimine dönüştürülmesine yol açan unsurlar ise, kendilerine “bu alemin efendisi” olarak anlam yükleyen başını ABD, Almanya, İngiltere’nin çektiği üçlüdür. Dünyanın doğal kaynaklar bakımından zengin bölgelerindeki fakir ülkelerin halklarının hassasiyetlerine göre, bazen etnik, dini, mezhepsel bazen de demokrasi, insan hakları yerleştirme, bunlarda yetmezse kimyasal veya nükleer silah üretiyor yalanını çıkarıp, küresel bazda tekellerindeki görsel ve yazılı iletişim araçlarını kullanarak dünyayı inandırmaktadırlar. Fazla değil son otuz yıldaki savaşların ve uluslararası boyuta dönüştürülen terör eylemlerinin nerelerde çıkarıldığına bakmak yeterlidir. Irak, Kuveyt, Suriye, Yemen, Sudan, Liberya gibi çoğu Müslüman ülkelerde savaş ve iç savaş koşullarının yaşanması kesinlikle tesadüf değildir. Orta Doğu petrol bakımından zengin olmasa veya bu bölgedeki savaş koşullarını yaşayan ülkeler görüntüde bağımsız ancak yukarıda belirtilen üç ülkenin talimat ve emirlerini yerine getiren bir politika takip etmiş olsalardı, çatışma anlamında bir sorunla karşılaşmayacak, ancak bu bölgenin tüm kaynakları (petrol, doğal gaz)  ABD, Almanya, İngiltere aslan payını almak kaydıyla batılı ülkelere peşkeş çekilecekti. İçinde bulunduğumuz XXI. yüzyılda dünyanın bir çok farklı coğrafyasında meydana gelen çatışma, iç savaş, savaş ortamının yaşanmasının birinci ve en önemli sebebi, gelişmiş batı ülkelerinin orantısız ve açgözlü bir biçimde dünyayı parsellemek istemeleridir. Nasıl ki İkinci Dünya Savaşı’nın çıkış sebebi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip ülkelerin kaybeden tarafa aşırı ve çok ağır koşullar içeren şartları kabul ettirmeye çalışmaları ise, günümüz dünyasında da Üçüncü Dünya Savaşı olmasa da bir çok yerinde çatışmaların eksik olmaması, yine birkaç ülkenin emtialar üzerine çökmek istemesinden başka bir şey değildir. Bir de kendilerine durumdan vazife çıkararak gelişmiş üç batılı dinozor ülkenin dümen suyuna girerek, kendilerine verilen payın peşinden koşan ülkeler var, Yunanistan, Avusturya gibi.

İster kabul edelim, ister kabul etmeyelim, şu anki dünyaya giydirilmeye çalışılan deli gömleği budur. Bu duruma karşı çıkıp haklı olarak refleks gösteren Türkiye, Rusya, Çin, Meksika gibi ülkeleri, rahat bir sürecin beklemediği açıkça görülmektedir. Batılı ülkelerin vandalca yaklaşımlarına uygun davranmayıp, özgürce kendi ülke halklarının çıkarlarına paralel politikalar geliştiren ülkelere, güdümleri altındaki uluslararası kurum ve kuruluşlar (Birleşmiş Milletler, NATO, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, FED, Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları vb. ) aracılığıyla açıkça ekonomi ve siyasi alanda yapılan şantajlar devam etmektedir. Trump’ın dış ticaret açığı verdiği Çin başta olmak üzere Meksika gibi ülkelere karşı, günümüz ticaret sistemine aykırı korumacı politikaları dayatması (sonuçta ABD ve dünya ekonomisinin durgunluğa itilmesine yol açacak), Rus diplomatların sınır dışı edilmesi, NATO’nun Türkiye’nin güney sınırlarını güvence altına almak amacıyla yürüttüğü askeri faaliyetlerden dolayı yanımızda olması gerekirken kılını kıpırdatmaması ve özellikle ABD’nin terör örgütlerini açıkça desteklenmesine Avrupa ülkelerinin seyirci kalmaları, üstelik Türkiye’ye aba altından sopa göstererek siyasi ve iktisadi yaptırımlarla göz dağı vermeye çalışmaları… gibi atraksiyonlar bundan sonrada azalması bir yana artacak gibi görünmektedir. Ekonomik ve siyasi dengenin, küresel bazda birkaç ülkenin lehine haksız olarak bu kadar bozulduğu bir durumda, dünyanın herhangi bir konuda istikrara kavuşması düşünülebilir mi? Gerçek anlamda adaletli bir şekilde kaynak dağılımı konusunda adımlar atılmadığı müddetçe sanal ekonomik ve siyasi gelişmeler etrafında dönen, birkaç ülkenin boyunduruğu altına alınmaya çalışılan bir dünya gündemi ve bu dayatmaya karşı çıkan birkaç ülkenin inadına onurlu mücadelesi kaçınılmazdır. Günümüz gerçeği budur ve dünyanın bu girdaptan çıkması, maalesef kolay ve çatışmasız olmayacaktır. Böyle bir dünya denkleminde gelecek, ancak ekonomileri reel sektör üzerinde yükselen ve toplumsal birlikteliği sağlamayı başaran ülkelerin olacaktır.  

          Soru: Eksik rekabetçi piyasa koşullarından kurtulmak mümkün mü? Neden?

          Sözün Gözü: Ünvanlar geçici karakter ise kalıcıdır.