Bilim ve Ekonomik Gelişme

Sedat Dönmez

Avrupa’da Ortaçağ döneminde kiliselere bağımlı üniversiteler zaman içerisinde modern üniversitelere dönüşerek bilimsel gelişmişlikte önce İslam dünyasıyla arasında olan mesafeyi kapattı, sonra da arayı kendi lehine açmayı başardı.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle yeni ticaret yolları aramaya başlayan Avrupalılar; Coğrafi Keşiflerle yeni yerler keşfetmiş, zenginlikleri kendi ülkesine götürmüş ve sermaye birikiminin artmasına katkı sağlamıştı. Diğer taraftan başlayan Rönesans ve Reform hareketleriyle kilisenin toplumsal hayata etkisi azalmış, bilimsel çalışmalar hız kazanmış ve yeni buluşlarla dünyaya yön vermeye başlamışlardı.

Osmanlı Devleti, toprağa bağlı üretim tarzına uygun geliştirdiği yeni kurumlar ve yöntemlerle muazzam bir devlet örgütlenmesi kurmuş, yüzyıllar sürecek bir egemenliğin temellerini atmıştı. Bu örgütlenme, Osmanlı Devleti’ni ekonomik olarak güçlendirmiş, askeri ve diplomatik zaferleri arka arkaya getirmişti. Ancak bu gelişmişliğe rağmen Osmanlı Devleti’nde bilimsel çalışmalar, hiçbir zaman İslam’ın Altın Çağı olarak kabul ettiğimiz dönemdeki kadar olmadı.

Bu noktada Taha Akyol’un da köşesinde paylaştığı rakamlara göz atmak, bazı gerçekleri daha net bir şekilde ortaya çıkartacaktır. Osmanlı Devleti’nin en büyük padişahlarından biri olarak kabul ettiğimiz Fatih Sultan Mehmet döneminden 1. Ahmet dönemine kadar geçen 133 yıllık sürede yayınlanan bilimsel eser sayısı sadece 520. Bu eserlerinde yalnızca üçte biri dönemin ulemasının yazdığı orijinal eserlerdi. Geri kalanı ise daha önce yazılmış eserlere yönelik yorum ve açıklamalardan ibaretti. Daha da önemlisi zaten yeteri kadar az olan orijinal eserlerin yalnızca yüzde 10.6’sı pozitif bilimler konusundaydı. Geri kalanı da dini ilimler üzerinde yapılmış çalışmalardı.

Bizim tarihimizde medreseden modern üniversiteye geçiş Cumhuriyet döneminde 1933’te yapılan Üniversite Reformuyla mümkün oldu. Ancak bu yenilikte önemli kazanımlar elde edilmesine rağmen dönemin iç siyasi koşullarında istenen başarı yakalanamadı. Bugün geldiğimiz noktada da çok ileri sayılmayız. THE’nın yayınladığı rapora göre 30 bin üniversite arasında ilk bin arasındaki üniversite sayımız 18’den 8’e düşmüş durumda. İran, 2010 yılında bilimsel yayınlarda Türkiye’nin önüne geçti.

Rakamlar ve veriler eğitim sistemiyle ilgili sorunları göz önüne seriyor. Elbetteki bu veriler sorunların çok küçük bir kısmına işaret ediyor. Ancak, eğitim sisteminde köklü bir değişikliğe gitmeden ve bilimsel çalışmaları artırmadan küresel ekonomide söz sahibi olmamız mümkün değil. Harvard Innovation Lab’de öğrenme ve eğitim üzerine çalışmalar yapan Toni Wagner, Global Achievement Gap adlı çalışmasında küresel ekonomide başarılı olabilmek için öğrencilere eleştirel düşünme, işbirliği, zihinsel esneklik çeviklik, inisiyatif alma, sözlü ve yazılı iletişim, veri analizi ve tahayyül becerilerinin kazandırılması gerektiğini anlatıyor. Sadece Wagner değil, son yıllarda açıklanan tüm raporlar öğrencilere benzer becerileri kazandırmaktan bahsediyor. Dünyada ekonomisinde ve bilimde yeniden söz sahibi olabilmek için eğitim sistemini bu bilgiler ışığında yeniden değerlendirmek gerekiyor.