Bir dizi sahnesi bir tahlil

Hakan Bahçeci

            Zamane gençliğinden şikâyet edenlerden misiniz? Sizi anlamıyorlar, sizin gibi düşünmüyorlar değil mi? Sınırları yok, acıma duyguları yok, ahlaki yönleri zayıf, ekran karşısında esir, sosyal medya hesaplarında kaybolmuş durumdalar. Başlarını cep telefonlarından kaldırmıyor, odalarında kendi başlarına kalıp sizinle bir bardak çay bile içmiyorlar öyle mi? Merhamet ve acıma hisleri yok diyorsunuz, hırsları ve hınçlarının önüne geçemiyorsunuz değil mi?

            Vakıayı fazlaca dramatize etmiş olabilirim farkındayım, nitekim kurduğum cümleleri bilimsel olarak ispat edecek sayısal verilere sahip değilim. Diğer yandan şahsımda dahil bu ve buna benzer kaygılara kapılmayan kimse yok gibi. Çevrenizdeki on kişiye sorun, bir fikir verecektir. Ayrıca kimseye bir suç ve yanlış yaptı isnadında bulunmuyorum hele bilinçli ve yüksek karakterli gençlere tek söz etmiyorum. Nitekim bu gençler her şeyden önce bizim terbiyemizden geçmiş değiller mi?

            Mevzu derin, mühim ve göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Bu yargı ve kaygıya tekrar kapılmamın nedeni ise serlevhada kullandığımız ibare. Televizyonda tesadüfen rast geldiğim bir sahne derinden sarstı doğrusu. Televizyon kanalının ve dizinin ismini anmaya gerek duymuyorum lakin kısaca üç beş dakikalık sahneyi anlatayım; hikâye gereği genç yaşta anne olmuş ve boşanmış genç bir kadın, karısı ölmüş zengin bir adamla tanışıyor. Adamın çocukları, çevresi, yakınları bu yakınlaşmaya karşı çıkıyor lakin adam yine de kadınla evleniyor. Bu evlilik zengin adamın konağında infial yaratıyor. Eve yeni gelen üvey anneye savaş açılıyor. Buraya kadar normal gibi her şey, babalarının başka kadınla evlenmesini istemeyen çocuklar elbet olabilir.

            Yazımıza bahis sahne bundan sonra cereyan ediyor. Konakta düzenlenen mevlit töreninde tüm aile birlikte. Helva pişirilmiş, konuklara ikram ediliyor. Adamın küçük kızı, muhtemelen lise çağında bir genç. Kahramanımız yalnız başına mutfağa gidiyor ve helva tabağı hazırlıyor. Nereden bulmuşsa yanındaki hapları ezerek helvanın içine koyuyor. Hazırladığı tabağı gidip güya hoşluk olsun diye üvey annesine ikram ediyor. Yani bir insanı öldürmek üzerine bile isteye farkında olarak planını uyguluyor. Sadece benim mi garibime gidiyor sahi? Lise çağındaki çocuk bir başkasını zehirleyerek öldürmek istiyor. Bu arada kamera kahramanımızın yüzüne yaklaşıyor, çocuğun iç dünyasını görmüş oluyoruz; genç kızın yüzünde en ufak bir tereddüt, en küçük bir şüphe yok, tam tersine yaptığı eylemin acı zevkiyle gülümsüyor. Dahası var; tabağı götürüp veriyor ve tabiri caizse kurbanının karşısına geçip kıs kıs gülüyor. Bu kadarla kalmıyor sahne; çocuğun böyle acı acı gülümsediğini fark eden bir akrabası, olaya müdahale edip önlemek yerine duyduğu sevinci gösteriyor kamera.

            Koskoca dizinin içinde bunu mu gördün, ne var bunda diyorsanız dönüp bir bakın derim tekrar. Lise çağındaki bir kız kelli felli bir televizyon kanalında birini öldürmek için plan yapıyor ve bundan mutluluk duyuyor. Hapları nerden buldu, ona bunu yaptıran şey nedir, gözünü bile kırpmadan nasıl planladı? Hakkını yemeyelim çok başarılı bir oyunculuk var. Peki ötesi… Dizide geçen kurum ve kişilerin gerçek kişilerle ilgisi olmadığını biliyoruz da yeter mi bu? Akademik ve bilimsel bir yöntem olarak söylem analizi yapılmalı bu sahnenin.  Hem sosyolojik hem psikolojik hem de söylem bakımından tahlile, tenkide muhtaç. Umarım ben yanılmış olurum.

            Gözden mi kaçmıştır, üstüne mi düşülmemiştir, bilinçli yapıldığına imkân vermiyoruz da basit ve sıradan mı görülmüştür? Asıl can yakıcı sual bu olsa gerek; “sıradan mı görülmüştür?” Hepimiz evet hepimiz düşünmek zorundayız.