“Biz” olalım!

İbrahim Çolak


                                                                                         … önden giden sonra gelecek olanı beklesin.

Mutlu görünme kaygumuz mutlu olmamızı engeller oldu.
Modern hayatın hızı ve gürültüsüne kendimizi kaptırıp, kalbimize “gerek duymadan” yaşayıp gidiyoruz.
Mutsuzluğumuz bundan.
Çok eski zamanlarda değil, anne babalarımıza nispetle yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda.
Yoksunluk her zaman insan fıtratına uygundur.
Yoksun değiliz ve mutsuzuz!

“Kökleşmiş huzursuz görüntümüz muhabbetimizi bölüyor, muhatabımızı geriyor. Devamındaki çözümler, merhemler, sürur vermeler samimiyetsizliğin adı oluyor.”
 *  *  *
Güneşli ve sıcak günler yaşıyoruz.
Sıcak ve soğuk hava gerçektir ve insan gerçeği sever diyordu Kızılderili dedem!
Üç ay sonra, üşüdüğümüzde, şimdi şikâyet ettiğimiz sıcak havayı ve güneşi arayacağız.
Mevsimlerin de gece ve gündüz gibi dönüşümlü olduğunu unutuyoruz, hüzün ile neşenin de peşi sıra gelmesi gibi.
Unutmak da iman zafiyeti olsa gerek.
 
*  *  *
Yaşamak nimettir ve bu nimetin zekâtı da şükretmektir.
Yaşamanın yükünü de ancak hesapsız sevmelerle hafifletebilir insan.
Sevmek…
Almak değil vermek, beklemek değil gitmek, susmak değil söylemek olan sevmek.
Ve hakikat yurduna inanmak.
Ve kadere ve hakikat yurduna ve cennete ve öldükçe ölmez olacağımıza inanarak yaşamak.
 *  *  *
Dayımın kızı!
İnsan insana su olmalı; susamışlığına ve kirine!
Yüreğimizin gücü, bütün “insani güçlerin” üstündedir ve bunu da en çok kadınlar bilir.
Yüreğinin gücüne güven, yüreğinin gücünü kullan. 

Güven; rahatlık veren ve mutluluk sözcüğünün yerini tutan sözcük.

Saklı tutmak durumunda kaldığımız hasletler, duygusallıklar yalnızca bize has değil. Yaşı ve konumu ne olursa olsun, bay-bayan, genç yaşlı, hepimizin göğsünde bir kuş çırpınır durur.  Biz güzel bakalım da yanılmamız güzel bakmamızdan, yanılmamız samimiyetimizden ve merhametimizden olsun.
 *  *  *
Amcamın oğlu!
Konuşurken gözlerine bak insanların ve gözüne bakarak konuşmayan insanlara karşı temkinli ol.
Gözümüze bakarak konuşamayan insanlar mahcuptur ve onlara merhamet gösterilmesi gerekir.
 
Yavan ve hastalıklıdır paylaşılmayan sevinçler.

Sırtını dünyaya döndükçe güzelleşiyorsun!
Seni her gördüğümde, Arapların ifadesiyle; “gözlerim serinlikle” gözüm gönlüm ışıkla doluyor.
Birbirimize “insan olmaya” devam edelim ve önden giden sonra gelecek olanı beklesin.
“Biz” olmak kelimelerin ötesinde hissedilen, yaşanan ve varlığını ancak duayla devam ettirendir.
“Biz” olalım!
 *  *  *
Eski dostunu unutmuş görünen “kelli felli” bir dostum ve hepimiz için kısa hikâye:
Çocukken, okulumuzun karşısındaki kırtasiyeden çok beğendiğim bir silgi almıştım. Fiyatı on liraydı, yedi liram vardı. Kalanını daha sonra vermek üzere silgiyi aldım. Sonrasında çok param oldu olmasına da artık o şehirde değildim, o kırtasiyeden uzaktım. Bu parayı da ödeyemedim.
 *  *  *
Dağlım, sevdiğim, anavatanım. 
Sen saçlarını tarıyorsun, ben kelimeleri.
Gönül zenginliği taşıyan yüzünü bağışla bana.
Ve merhamet bağışla insanlara.
Geriye yaşamak kalsın!
 
“Hey gidi uyuyan göller, çiçekli keçiyolları, eğrelti otlarıyla kaplı ağaç altları, başaklardan daha sarı saçlı sevgilinin beklediği ekin tarlaları, kıyısında el ele yürünen dereler. Ta derinlere gitmiş, gömülmüş, ama ölmemiş düşler… Payıma düşense: Leylak kokusu.”

 Allah esirgeyen ve bağışlayandır!