Bizi bu ihmaller mahvediyor

Ömer Kocabaş

HERO tişörtüyle ilgili koparılan fırtına bütün hızıyla devam ediyor. FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi, ardından devam eden dava sürecini sabote etme, sulandırma çabasının sonucu olan bu örnekte maalesef amacına ulaştı. Her seferinde basitmiş gibi görünen ama sonuçları büyük olan ihmallere imza atıyoruz.

Çeşitli şehirlerde devam eden FETÖ davalarının büyük bir kısmı ciddiyetten yoksun şekilde ilerliyor. Sanıklar mahkemelerde kafalarına göre şov yapabiliyorlar, hâkim ve savcıyla, mağdur yakınlarıyla dalga geçen düzeyde savunma yapıyorlar. Öte yandan bilinçli ya da bilinçsiz şekilde muhafazakâr dediğimiz meydanında büyük bir kısmı bu sulandırma çabalarına hizmet ediyor. Davalarda sarf edilen birbirinden saçma ifadeleri sırf ilgi çekmek, reyting ve tiraj elde etme ya da internet medyasında tıklanma oranı için en ince ayrıntılarına kadar yer veriyorlar. Ondan sonra FETÖ ile mücadele istenilen düzeyde değil diye yakınması kolay.

İçişleri Bakanlığının emniyet birimlerine, Adalet Bakanlığının da cezaevi yönetimlerine, hâkim ve savcılara FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadelenin ne kadar ciddiye alınması gerektiği noktasında gereken talimatları vermesi gerekiyor. Sadece talimatla da kalmayıp ihmali bulunanlara ibret verici cezalarda verilmeli ki meselenin çocuk oyuncağı olmadığı anlaşılsın…

Son olarak yaşanılan HERO skandalıyla maalesef dünyaya rezil olduk, FETÖ’cüler batılılara işte Türkiye’nin ahvali budur, bizim terörle işimiz yok, ülkede herkes baskı altında mesajını bundan iyi veremezlerdi. Serbest bırakılsalar bile HERO tişörtü giyen sevgililerin, garsonun gözaltına alınması bile oluşturan algı operasyonuna ciddi katkı sağlamış oldu. Adalet Bakanlığı konuyla ilgili inceleme başlatıldığını açıkladı ama inşallah ciddiye alınır, iki gün sonra sehven yapılmış diye olayın üzeri kapatılmaz. Konuyla ilgili ihmal o kadar fazla ki; Bu tişört cezaevine nasıl sokuldu, kabul edildi. Mahkeme günü sanık giydiğinde cezaevindeki gardiyan, görevli asker nasıl fark etmedi de adliyeye kadar gelebildi. HERO kelimesinin anlamını bilmek için öyle aman aman bir İngilizceye gerek yok ki. Baktın sanığın tişörtünde bir kelime yazıyor, elindeki akıllı telefonla o kelimenin anlamını öğrenmen 30 saniye bile sürmez. Adliyede mahkemeye çıkasıya kadar sanığa eşlik eden hiç kimse de fark edemiyor da mahkeme esnasına mağdur avukatları olayın farkına varıyor. “Burası Türkiye olur o kadar” diye durumu geçiştiremeyiz. Her şeyden önce alçak darbe girişime canlarını hiçe sayarak karşı çıkan şehitlerin ruhuna haksızlıktır.

FETÖ’cüler mahkemeler neticesinde müebbet, ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alacaklarını bildiklerinden her türlü sululuk taktiğine başvuruyorlar. Maksat batı kamuoyunda Türkiye’yi köşeye sıkıştırarak imajımızı yerle bir etmek. Diğer taraftan Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticilerine yönelik davanın ilk duruşmasının 24 Temmuz basın bayramına denk getirilmesini de kimse tesadüf olarak açıklamasın. Bence bu konuda da ciddi bir ihmal söz konusu. “Basın bayramında Türkiye gazetecileri yargılıyor” yaygarası da maalesef başarılı bir şekilde batı kamuoyuna yansıtıldı. Ondan sonra biz istediğimiz kadar onlar gazeteciliklerinden dolayı değil, terör örgütüyle irtibatlı oldukları iddiasıyla yargılanıyorlar diye derdimizi anlatmaya çalışalım. Yıllarca oluşturmaya çalıştığımız imaj, birkaç kişinin bireysel hatası yüzünden bir anda yerle bir oluyor. Ardından ceremesini bütün ülke çekiyor.

Bundan sonraki süreçte bari olayın vahametinin farkına varalım, ona göre sağlam adımlar atalım. Yetkililer özellikle bu dava sürecinde benzer ihmallerin yaşanmaması için gereken tedbirleri almalılar. İhmali bulunanlara da hak ettikleri cezalar verilsin. İçinden geçtiğimiz süreç şaka değil. Daha bir yıl önce çok ciddi bir darbe girişimini bertaraf ettik, yaralarını sarma çabası devam ediyor. O yüzden herkes laf üretmek yerine üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli.