BOYUNDURUK DÜZENİ

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

ABD’nin yeni başkanı Trump’ın uygulamaya koymayı planladığı maliye politikaları ile, FED’in para politikası kararları arasında bazen örtülü bazen açıkça devam eden etkinlik sağlama mücadelesi ve bu gidişatın yansımaları, küresel ekonominin dengeye gelmesini engelleyen en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Her 45 günde ve birer hafta arayla toplanan FED ile ECB kararları sonrasında oluşan domino etkisiyle cendere altına sokulan dünya ekonomisi üzerine, bir yandan gelişen ülkelerin genelinde görülen ekonomik durgunluk, diğer yandan gelişmekte ülkelerde bir türlü yakalanamayan istikrarsızlığın bir süreç halinde normal olarak algılanmasının eklenmesi, ekonomilerin geleceği adına iyimser görüşlere kapılmamızın önünü kapatmaktadır. Ülkeler içine düştüğü böyle bir durumdan çıkmak için kendilerine göre en uygun para ve maliye politikalarını devreye koyarlarken, siyasi restleşmelerin de uluslararası boyut kazanması, işleri çok daha içinden çıkılamaz bir niteliğe büründürdü. Özellikle ABD ve Almanya başta olmak üzere, bu iki ülkeyi çizdiği siyasi rota üzerinden yürümelerini sağlayan İngiltere’nin sürüklediği yapının bölge ülkelerini karşısına alma pahasına, öncelikle Ortadoğu üzerindeki çıkarlarını elde etmek uğruna kuralsızca gözü kara bir şekilde terör örgütlerine silah ve lojistik destek sağlamaları, dünyanın iktisadi ve siyasi geleceğini, her açıdan riskli konuma getirmektedir. Zaten arka planda istenen de budur, yeter ki Türkiye, Suriye, Irak, İran, Rusya başta olmak üzere bölge ülkeleri, kaos ortamı içinde bırakılarak sorunlarla sürekli boğuşma ortamında tutulsun ve iktisadi refah düzeyleri düşük kalsın ki ABD ve AB, kısa, orta ve uzun vadedeki hedeflerine daha kolay ulaşılabilsin.

          İçinde bulunduğumuz şu anda dünyanın ABD ve AB tarafından getirildiği iktisadi ve siyasi görünüm, moda ifadeyle “büyük resim” bu şekildedir. Büyük resim bu şekilde dizayn edilmişken, ülkelerin tek başına uygulamaya çalıştıkları ekonomik, siyasi ve toplumsal politikaların başarıya ulaşmasının zorluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Genel perspektiften bakıldığında gelişmekte olan ülkelerin gelişme yolundaki ciddi çabalarının, özelde de Türkiye’nin potansiyel bir güç olarak Ortadoğu ve Türkî Cumhuriyetler üzerinde etkin bir şekilde rol almaya çalışması, ABD ve AB’nin kendilerine göre planladıkları hesaplarda, sorunlara neden olmaktadır. Dünyayı yönetme haklarının kendilerinde olduğunu düşünen ABD ve AB, bu pozisyonlarını kaybetmemek hatta daha da sağlamlaştırmak için, potansiyel tehdit olarak gördükleri ülkeler üzerine görünürde “demokrasiden ödün veriliyor, insan hakları ihlalleri var, nükleer silah üretiliyor” gibi bahaneler öne sürerek, ama gerçekte söz konusu ülkeleri güçsüz bırakmak, petrol, altın, gümüş, bakır gibi madenleriyle doğal zenginliklerine çökmektedirler. Bunu yaparken de, yine dünya üzerinde kartel haline geldikleri görsel ve yazılı medya unsurlarını kullanarak, haklılıklarına küresel kamuoyunu inandırmaktadırlar. Irak’ın petrolünü ele geçirmek için “kimyasal silah üretimi yapılıyor” gibi bahane ettikleri argümanlarının yalan, uydurma olduğu ortaya çıkınca da “pardon” diyerek geçiştirmekten geri kalmamakta, sanki hiçbir şey olmamış gibi pişkinliklerine devam etmektedirler.

          Son tahlilde gelişmiş ülkelerin ne olursa olsun kendi istediklerinin olması için saklama gereği dahi duymadan açıkça terör örgütlerini dahi desteklemeleri, sözün bittiği noktadır. Türkiye dahil her ülke, başta ABD ve AB olmak üzere batı ülkeleri tarafından dünyaya tesis edilmeye çalışılan bu dikta düzenin boyunduruğu altına sokulmaya çalışılmaktadır. Bu boyunduruktan kurulmak isteyen, kendi potansiyelinin üzerine Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar uzanan, yüzyıllara dayanan devlet kültürünü ekleyerek küllerinden yeniden doğmak isteyen Türkiye ile; petrol, doğal gaz ve zengin maden yataklarına sahip olmalarına rağmen yine sözde çağdaş batı ülkeleri tarafından sömürülmeleri nedeniyle genellikle geri bırakılmış ve gelecekte kendi kaderlerini tayin etme mücadelesi veren Afrika ülkelerini zorlu, bir o kadar da sancılı bir yol beklemektedir. Genel olarak ABD ve AB tarafından yazılan, kurgulanan, senaryolaştırılan ve uygulamaya konulan filmin sonunun, millet olarak Türkiye için biçilen sondan ve geri dönülemez sonuçlarından kurtulmak istiyorsak yapılacak ilk şey, Türkiye’nin söz konusu olduğu her konuda tek yürek, tek amaç etrafında birleşmemizdir. Değilse FED, ECB toplantılarında alınan parasal kararlar, Çin ve Japonya ekonomisinin uygulamaya konulan maliye ve finansal politikalara rağmen bir türlü durgunluktan çıkamaması, ülkemiz açısından baktığımızda da enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşması (TÜFE %10,13 / ÜFE %15,36), işsizlik oranının yine çift haneli rakamlarda kalıcı bir yapıya bürünmesi bir yana %12,1 gibi zirve yapması olumsuzlukların yanında, sanayi üretiminin geçen yıla göre %4,5 gibi önemli düzeyde yükselmesinin 2017 yılı için olumlu sinyaller vermesi gibi gerçekleşen sonuçlar, yaklaşan referandum sürecinin sonuçlarının nasıl bir seyir göstereceği gibi iktisadi ve siyasi gelişmeler, büyük resmin içindeki renk tonlarıdır. Önemli olan Türkiye olarak vizyona konulan filmde figüran olup bizim için biçilen rolü mü oynayacağız?, yoksa kendi ayaklarımızın üzerinde doğrularak başrolü oynamaya soyunup batının senaryosunu yazdığı filmin karşısına, kendi yazdığımız senaryoyu mu koyacağız? Bu konuda ülke ve millet olarak vereceğimiz karar, göstereceğimiz dirayet ve birliktelik, bizim geleceğimizi belirleyecektir, bütün mesele budur.

         

          Soru: Geç likidite faizi politika faizine eşit olabilir mi? Neden? 

          Sözün Gözü: Kalp kör olduktan sonra, renkli gözün ne önemi var.