BU SON SAVAŞ…

Murat Can

Bölgenin son kalesine kimin hakim olacağının mücadelesi bu.

Televizyon başında Arap Baharıyla bir bir değişen iktidarlara sevinen bir dostuma şunu söylemiştim. “Boşuna sevinme, bu coğrafyada Batı’nın kontrolü dışında gelişmeler kolay kolay olmaz. Bu bir oyunun ilk aşamasıdır. Sonrasını görmek gerek.”

Sonrasında olanları gördük. Arap Baharıyla halka geçtiği düşünülen iktidarlar birer birer cunta yönetimlerine teslim edildi. Ülkeler fiilen bölünürken terör olayları zirveye çıktı.

Ortadoğu’yu ele aldığınızda istikrarın bozulmadığı tek ülke olarak Türkiye’yi görüyoruz.

Etkin güçlerinde dikkatinden kaçmayan bu durumun ne kadar süreceğini merak ediyorduk.

Bu odaklar, Türkiye’nin güven ortamından sorumlu tuttukları Tayyip Erdoğan’la mücadele etmek için bu güne kadar pek çok yöntem denedi.

Her şey gözlerimiz önünde cereyan etti.

Önce Cumhuriyet Mitingleri düzenlendi. Sonra Gezi Kalkışması…

Etkin güçlerin en son numarası ise Paralel İhanet Çetesi Cemaatin darbe girişimiydi.

Bu organizasyonların tamamı tek bir amaç edinmişti. Tayyip Erdoğan ve Ak Parti’yi yok etmek…

Türkiye’yi bölünme sürecine sokmanın ilk şartı bu olarak görülüyordu.

Ak Parti hep aynı şeyi söyledi. Milli Birlik ve Beraberlik...

Zira yaklaşan tehlikeyi görüyor ve bu tehlikeyi bertaraf etmek adına, içerde birliği sağlamak planlanıyordu.

Süreç samimi bir şekilde devam ettirilmeye çalışılırken, Ak Parti oy kaybetmek pahasına, kendini feda etmek pahasına, bu ülkenin çocukları ölmesin diye elini taşın altına koymuşken, maalesef büyük bir ihanete engel olamadı.

Kürtler adına siyaset yapanlar ülkeye de, kendi halkına da ihanet etti.

Huzur ortamının sağlandığı günlerde bile halkı terörize ederek sokağı hareketlendirdiler.

Öyle görülüyor ki dışardaki şebekenin maşası konumundaki bu ihanet şebekesi, gösterdiği barış yanlısı yüzünün arkasında kanlı bir canavar barındırıyormuş.

Uluslararası şebekeler içerde işbirlikçi hainlerini kullanırken dışarda da boş durmadı.

Yine kendi elleriyle büyüttükleri IŞİD’i sınırlarımıza yaslayarak bölgenin haritasını değiştirmek istediler. Bunun ilk aşaması elbette demografik yapıyla oynamaktı. Nitekim bunun için gerekli adımlar atılarak bölgeye IŞİD’i yerleştirdiler. Kısacası dışardan ve içerden kuşatma altına almak istediler Türkiye’yi.

Şimdi üst üste koyalım.

Seçimler yapıldı.

Ak Parti oy kaybederek ülkede güçlü bir iktidar olmasının önüne geçildi.

Bunun için Paralel İhanet Çetesi’ni de kullanarak ülkenin muhafazakâr insanları dahi bu tabloya alet edildi.

Sırada harekete geçmek vardı.

Nitekim o fişek ateşlendi.

Ancak beklenmedik bir tepkiyle karşılaştılar.

Her ne kadar ülkede siyasi boşluk varmış gibi görünse de, bir hükümetimiz hali hazırda var. Hükümet kararlı bir duruşla bölgede isim ayırmaksızın terör karşısında harekete geçti.

Önce IŞİD’in sınırımıza komşu olması önlenmek adına bölgede temizlik harekâtına girişildi.

Ardından PKK mevzileri hedef alındı. Kandil ve bölgede ki kamp merkezleri bombalandı.

Kandil boş mu?

Hayır…

DHKP C ve PKK militanları ortak harekete geçmek için bölgede eğitim kamplarına alınmıştı.

Yani kısa süre sonra ciddi eylemler planlıyorlardı. Ancak saldırılara hazırlıksız yakalandılar. Ciddi kayıplar verdiler.

Bir taraftan içerde ciddi temizlik operasyonları başlatıldı.

Bu süreç devam edecek.

Açık bir şekilde görüyoruz ki İngiliz aklı Türkiye’yi bölmek için, bölgede haritayı yeniden dizayn etmek için son kozunu oynuyor.

Bu gelişmeler yakından takip ediliyor. Hükümet kararlılıkla bu süreçle mücadele ediyor ve edecektir de.

Ülkemizin birliği ve bütünlüğü açık bir şekilde hedef alınmış durumda.

İçimi rahatlatansa bu durumun ülke yönetimi tarafından fark edilmesi…

Bu son savaş… Bu mücadeleden de milletçe zaferle çıkarsak yıkılmaz bir kale olacağımıza inancım tam.