Bursa’da bir çeşme

Fatmanur Bektaş

Bursa'da bir Müslüman, muhitte çeşme yaptırmış ve başına kitabe eklemiş: "Her kula helâl, Müslüman'a haram!"

Osmanlı karışmış, gitmişler kadıya, adamı yaka-paça getirmişler. Kadı:

- Bu nasıl fitnedir, Müslüman olan devlette kalk hayrat yap, suyunu Müslüman'a yasakla! Aklını mı yitirdin?

Adam:

-Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister.

-Nedir gerekçen?

Adam:

-Bir tek Sultan'a derim.

Söz Sultan'a gitmiş, adam saraya götürülmüş.

Padişah;

-Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, her kula helâl, Müslüman'a haram?"

Adam:

-Delilim vardır, lakin ispat ister.

Sultanım, herhangi bir sinagog rasgele bir hahamı izahsız tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak!

Dediği yapılmış. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler, "Ne oluyor, bu ne zulüm? Din adamımıza biz kefiliz, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim." Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş. Bir hafta dolunca,adam:

-Sultanım, artık bırakmak zamanıdır. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan'a teşekkürler, hediyeler.

-Aynı işi kiliseden bir papaz için yaptırınız demiş. Aynı şekilde bir papaz alınmış ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukları daha bir fazlalaşmış.

- Sultanım son bir iş kaldı.

Efendim, Bursa'nın en sevilen, âlimini alınız minberinden. Dediğini yapmışlar, Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında götürmüşler.

Biri çıkıp da, ne oluyor, ne yapıyorsunuz? diye tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış.

Geçmiş bir hafta, halk hâlinden memnun, tutuklanan koca âlim için başlamış dedikodu:

-Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik.

-Kim bilir ne suç etti!

- Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara.

-Sorma, sorma...

Padişah, kadı ve adam olup biteni izliyorlarmış.

Adam:

-"Bırakma zamanıdır. Bir de helâllik almak lazımdır hocadan."

-"Haklısın" demiş padişah.

Adam:

- "Sultanım, siz irade buyrun lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?"

Sultan acı acı tebessüm etmiş: -"Hava bile haram, hava bile!" demiş.

Yukarıda geçen kıssa, Bursa'da yapılan bir çeşmenin hikâyesi olarak anlatılır. Ancak günümüzü, İslam beldesindeki Müslümanların halini özetler.

Yıllardır batı özentiliği içinde, batıdan gelen her şeyi filtresiz aldık. Yalnız değerlerine nasıl sahip çıktıklarını görmezden gelip, es geçtik.

Yüzde 90’ı Müslüman olan ülkemizde her fırsatta İslam’a, Peygamber efendimize, dini bütün yaşayan müminlere ve Müslümanların değerlerine saldırmayı kendilerine görev olarak gören bir güruh var. Yurdum insanının büyük bir kesimi bu durumları kınamaya aciz kalacak kadar duyarsız kalıyor.

Hâlbuki Müslümanlar için düşmana, şeytana ve nefse karşı cihat etmek farzdır ve bu yalnızca beden ile değil mal, dil ve kalp ile de yapılan bir mücadeledir. Allah katında bizi sorumlu tutacak bir vazifedir.

Peygamber Efendimiz; "Bir kötülüğü gördüğünüz zaman onu elinizle düzeltin. Şayet buna güç yetiremiyorsanız dilinizle düzeltin. Şayet buna da gücünüz yetmiyorsa kalben buğz edin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır." buyurmaktadır.

Dolayısıyla değerlerimize sahip çıkmak için ne gerekiyorsa onu yapmak için hepimizin üzerinde bir mükellefiyet vardır.