CADI AVCILARI ÖLMEZ Mİ?

Hakan Bahçeci

Ölüm tek yalın gerçek tüm yalanlara rağmen… Vademiz dolarsa saniye öncesi veya sonrasını takdir etme hak ve gücümüz yok. Bu gerçekliği en koyu inançsız bile bilmekten dolayı aciz hissediyor kendini. Ölümü inkâr edememek tüm inançsızların inançlarını yerle bir ediyor. Ateistin bir ilahın yokluğunu ispat etmeye çalışırken düştüğü acziyet gibi bir şey bu.

Tüm acizliğimize rağmen dünyaya olan düşkünlüğümüz, hırsımız, tamahımız ölüm gerçeğiyle yaşamamızı zayıflatıyor, unutturuyor. Her ölüm kıyametin küçüğü gibidir lakin kimi ölümler geride kalanlara daha mücessem bir sıklet oluyor.

Bu ağırlıkta bir vakıa yaşandı ülkede. Rakamın çokluğu, olayın meydana geliş şekli, yeri ve zamanı “neredeyse” her ferdiyle milletin yüreğini yaktı. Aynı ekmek peşinde aynı karanlıkta aynı renkte aynı kabristana gömülerek terki diyar eylediler dünyayı.

Yukarıdaki paragrafta kullandığım “neredeyse” ifadesinin yakışmadığını biliyorum. Hangi akıl hangi zihniyet bu neredeyse lafının dairesinde kalmak ister ki… Ama işte öyle görünüyor birileri. Kimsenin kalbini yarıp bakacak değiliz de neden üzülürken sevinmiş gibi görünüyorlar ya da neden bunca ölümle, karşıya gol atmayı, giydirmeyi, karalamayı becerebiliyorlar?

Son zamanların moda lafı “cadı avcılığı” ironi olarak kalıplaştı dillerde. Cadı avcılarının kilise adına çalıştığını hatırlatmaya gerek bile yok. Kilise düştüğü açmazın ve bataklığın kirini, şeytanı bulup öldürerek temizleyeceğine inanıyordu. Akıl almaz sebepler bahane ederek kendine olan bağlılığı arttırmak korku salarak sindirmek üzerine kurduğu baskı sisteminin devamı için iğrenç bir oyun oynuyordu kilise.

Ortaçağın bu karanlık ve insafız uygulaması farklı formlarda devam etti yüzyıllarca. Şimdilerde seçim sonrası hükümetin cadı avına çıkacağı yazılıp söyleniyor.

Lakin maden ocağı gösterdi ki cadı avı asıl hiç bitmemiş. Biraz önce söylediğim “neredeyse” ifadesinin içine girenler, henüz yasımız bitmeden, akıl insaf etmeden, bağcıya saldırdılar, cadı avcısının kullandığı çekiçleri çekip ellerine çıktılar ava.

Ölüm üzerinden medet ummak, fırsata çevirip nobranlık yapmak, tam zamanı deyip el ovuşturmak hangi zihinsel yapının dışavurumudur. Meşru, gayrimeşru tüm yolları deneyip bir netice elde edemeyenler değil mi cadı avına çıkanlar?

Suçluyu arama ihtiyacı bile duymadan gönlündeki kişiyi parmakla gösterip “o yaptı, o yaptı” tavrına girmek, “daha ne duruyoruz, bundan iyi fırsat mı olur” diyerek kapıldıkları bu düşünce şunu unutuyor; Parmaklarınızla gösterdiğiniz tarafın diğeri sizsiniz. Daha ilginci, parmakla çizdiğiniz o dairede siz de varsınız.

Ola ki, iktidar olursanız nasıl bir cadı avı yapacağınızın ipuçlarını veriyorsunuz. Ötekileştirmenin, kamplara bölünmenin daha beterini yapacaksınız da onun provasını mı yapıyorsunuz?

Yazdıklarımı iki tarafa söylüyor değilim, tam tersi iki taraf varsa çatışma da var, avcılık da var ikazını dillendiriyorum. Neden? Kastettiğim tarafların “hak” olmadıkça haklı olamayacaklarına inandığım için.