Çaldınız…

Hayrettin Atak

80’leri ve 90’ları yakından bilenler anlar beni…

Afgan direnişçilerimiz vardı bizim. Bir Marksist için Küba neyse, bir Müslüman için Afganistan’da oydu. Cihadın zirvesiydi. Simgesiydi… Şiirler yazar, dualar eder, Marşlar bestelerdik… Kalbinde iman olan her delikanlının hayaliydi Afgan Dağları…

Cihad bitti. Toz bulutu dağıldı; üstlerine bombalar bağlayıp camilere dalan tipler ortaya çıktı… Pakistan’da okullara dalıp yüzlerce çocuğu şehit eden gaddarlar zuhur etti… Suriye’deki  bir sürü istihbarat örgütünün kuklası olup Müslümanları boğazlayan uzantılarından bahsetmek bile istemiyorum… Afganistan, Pakistan, Irak ve Suriye’deki Müslüman cinayetleri Yahudilerin 40’lardan bu yana işlediği tüm cinayetlerinden kat be kat fazla….

Halbuki o dağlar, içindeki cihad aşkını dizginleyemeyenlerin sığınağı olacaktı…  

Hayallerimizi çaldılar…

……

Biz 5-6 öğrenci evini idare edemezken 2000 evi sessiz sedasız yöneten, titizlikle bir arada tutan Fethullaçılarımız vardı ki onlar bizim için “şakirt’ti”…

Tavizsiz arkadaşlar ruhsuzluk olarak nitelendirse de, metot olarak hep takdir edilecek bir aksiyonerliğe sahiptiler… Masumiyetleri yüzlerinden okunan bu dervişlerin, yapıları ve düşüncelerinin bir gereği diye düşündüğümüz, Dünyanın herhangi bir yerinde ki zulüm için, herhangi bir gözyaşı için, dünyanın herhangi bir yerinde satılan küçük bir kız çocuğu için, ya da dünyanın herhangi bir yerinde tekme yiyen bir enik için bile çıkmayan seslerinin, kendileri için öyle yüksek öyle galiz çıkıyor olması tam anlamıyla bir hayal kırıklığı…

Sebep üzerinde durmak istemiyorum…  Her ne olursa olsun bugüne kadar Türkiye’deki hiçbir haksızlık, baskı, Zulüm, Müslüman, ermeni, Kürt vs. vs. hiçbir şey için dolmayan meydanların bu kadar çabuk hınca hınç dolması ve gür çıkan sesin yüzlerindeki masumiyeti de kaybettirmiş olması ne ile izah edebilirler ki…

Halbuki bizimkiler bu işi hala beceremiyorlar diye kızımızı üniversiteye gidince onların evlerine verecektik… Kim ne derse desin adamlar mücadele ediyorlar diye, sadakalarımızı ve burslarımızı verip, fırsat bu fırsat deyip tatlı tatlı atışacaktık… Aile sohbetlerinde yav bu seçimde de bize oy vermediniz diye gülüşecektik…

Yüreğimizi çaldılar…  

……..   

Lise yıllarından bu yana imrenerek baktığımız büyüklerimiz vardı… “Davasını” kendisi, ailesi dahil olmak üzere her şeyin önüne koymuş olan abiler…

Daha, para kazanmanın ve harcamanın dayanılmaz lezzetine varmamış, makam için önüne geleni ezmeye niyetlenmemiş, kendini eleştirenleri sindirmeye çalışmamış, değil uzaktan yakından bile baktığınızda dünya için mi, ahiret için mi çalıştığını pek anlayamadığınız abiler’di…

Halbuki büyüyünce onlar gibi “dava”nın sadece neferi olacak ve bu yolda “birlikte ölecektik”. 

Onlarda geleceğimizi çaldılar…

……      

Velhasıl, bugün dudaklarımızdan öteye gitmeyen iman, güneşi batıdan doğurtmaz inşallah… Çünkü, Beklenen İslam 1950 ila 2000 arasında yaşanmış ve bitmiş gibi hissetmeye başladım…

EV ARANIYOR

200 metre düz yol bulmak zor Konya’da… Yeşil bir alan… Güzel ve hareketli bir park…

Yüksek binaların işgal ettiği bir alan belki ama, o orta Refüjdeki ağaçları mesken tutmuş binlerce kuşun sunduğu resital tüm kötü şeyleri unutturur diye düşünüyorum… İsin ve pusun işgal ettiği bir kış Konya’sının erken baharı gibi; Kerkük Caddesi… Her şey bir yana o kuş sesleri yüzünden bile kendilerini ne kadar şanslı hissetseler az cadde sakinleri… 

Umarım o kuşlarda göç etmeye karar vermezler bir gün… Çünkü ellerinde geriye binalardan başka bir şey kalmaz bölge halkının… Kuşlar olmayınca yollarında, parklarında yeşilliğinde bir anlamı kalmıyor… Eğer o ağaçları iyi bir yerden gören, görmese de kuşların sesinin rahatlıkla duyulabildiği bir ev varsa talibim… Ucuz olsun…