Cemâl değil celâl vakti

Ömer Kocabaş

Maaşlara yapılacak zammın sadece birer rakamdan ibaret olduğu, alım gücünün sürekli düştüğü bir ortamda enflasyonun daha da yükseleceği belliydi. Hükümet bütçeye gelir elde etmek amacıyla topladığı vergi kalemlerine yüksek oranda zam yaptı. Yetmedi vergi oranını bile artırdı. Bu yapılan zamlar da yetmeyecektir. Devletin zam yaptığı bir ortamda elinin ayarı olmayan insafsız özel sektörde daha fazlasını yapacak. Yaklaşık beş, altı yıldır içine düştüğümüz kısır döngüde debelenmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Bazı durumlarda devletin kararlı durması gerekiyor. Kamuoyu baskısı, anlık şirin görünme isteğinin uzun vadede devlete zarar vereceği bellidir. Geçtiğimiz yıl şubat ayında gıda ürünlerinde KDV yüzde sekizden bire düşürülmüştü. Bunun yanlış olduğunu aklı başında olan herkes söyledi. Enflasyonun arttığı, marketlerin keyfine göre fiyat belirlediği bir ortamda yüzde yedilik bir indirim en fazla bir ay gidebilirdi ve öyle oldu. Devlet ciddi bir gelir kaleminden olmuştu. Bu karar alınırken işin sonucunu elbette yetkililer de biliyordu. Sırf vatandaşa yanınızdayız, gerektiğinde devlette fedakârlık yapar demek için böyle bir imaj çalışması yapılmıştı. Geldiğimiz noktada gıda ürünlerinde KDV’yi artırmak mantıklıyken, sırf devlet geri adım atmaz mantığıyla yüzde 18 KDV’li ürünlerin vergi oranı yüzde 20’ye çıkarıldı.

Akaryakıt ürünleri sanki yeterince pahalı değilmiş gibi zam üstüne zam gelirken vergi oranı artırıldı. Yakında kaçak yakıt nedeniyle yanan şehirlerarası otobüs haberleri artar(!) İçki ve sigaraya bilmem kaçıncı zam yapıldı. Hükümet içki ve sigaraya her zam yaptığında kaçak tüketimi biraz daha artıyor. Hem vatandaşın sağlığı daha da kötüleşiyor hem de devlet ciddi bir vergi gelirinden oluyor. Aynı şekilde kaçak sigara operasyonları ve sahte içkiden zehirlenenlerin haberlerinde de bir artış olur. Bu konuyla alâkalı bir ara bir şey yazmıştım derken arşivde buldum. Yaklaşık üç sene önce “Sağlıklı zehirlenmek herkesin hakkı” başlığıyla yazmışım. Üç senedir değişen bir şey yok. Yazıyı yeniymiş gibi yayınlasak sırıtmaz…

Meseleler aynı olup, ısrarla çözüm bulunmayınca insanın içi çekiliyor, boşluğa düşüyor. Bir yandan bakıyoruz çok vizyoner projeler var uçup, kaçıyoruz. Diğer yandan ise temel meselelerde aynı yerde dönüp duruyoruz. Yaz mevsimin ortasına giriyoruz hâlâ meyve, sebze fiyatlarından şikâyet ediyoruz. Hâl yasası diye bir şey vardı, kaç yıldır çıkacak, bir türlü çıkamıyor. Çıkınca derdimize derman olacak mı, yoksa sadece çıkmak için çıkan, kâğıt üzerinde kalıp somut bir fayda sağlayamayan yasalar gibi mi olacak belli değil. En azından çıksın da bir görelim… Hükümet özel sektöre cemâlini çok gösterdi. Artık celâlini göstermek vakti gelmiştir. Serbest piyasa masallarını dinleyerek bugüne gelindi, gidilecek yer kalmadı.

Yeni ekonomi yönetimimiz güzel konuşuyor, afili terimler kullanıyor ama sonuç yok. Bir anda elbette düzelmez ama hep daha kötüye gidiyoruz. Geçenlerde Haşmet Babaoğlu şöyle yazmıştı: “ Gazeteler şöyle başlık attı ‘Şimşek ekonomide üç temel noktayı açıkladı.’ Neymiş? Maastricht kriterleriyle uyum, makro finansal istikrar; parasal sıkılaştırma. Sade insan anladı mı? Hayır, asla anlayamaz. Çünkü ‘sade insan’a değil, finans çevrelerine hitap ediliyor. Çünkü gazeteler yanılıyor: Bunlar ekonominin değil, ancak finans politikalarının temel noktaları olabilir. Ekonomi çok daha büyük bir şey ve gerçek şudur ki, finans politikalarının ihtiyaç duyduğu tedbirler ekonominin felâketleri olabilir.”

Yetkililerin elbette bir bildiği var diyerek bugünlere geldik. Umudumuzu korumak istiyoruz. Günün sonunda acı reçete ile yüzleşen hep sade vatandaş oluyor. Başta gıda ürünleri olmak üzere fiyatlara gelen zamlar takip edilemiyor. Üstüne bir de vergi yükleri eklendi. Artık şartlar ne olursa olsun sürekli kazanıp, hükümetle vatandaşı karşı karşıya getiren hesap vermeli. Bu ancak hükümetin kararlı durup, celâlini göstermesiyle mümkün olabilir.