ÇIKAR KAVGASI

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

          Doların gelişmiş ülke para birimleri karşısındaki değer değişimlerini gösteren DXY indeksinin, son bir yılı aşkın sürede minimum noktaya inmesi, gelişme yolundaki ülke borsalarının yükselmesine yol açarken, tahvil gelirlerini önemli oranda geriledi. Bununla birlikte Temmuzda hizmetler ve imalat sektöründeki verilerin olumlu gelmesi yanında, FED’in bilanço küçültmesi sürecinin başlamasında sona gelinmesiyle dolar az da olsa değer kazansa da, söz konusu yükselişin uzun soluklu etkisi, ABD ve AB’nin maliye, FED ve ECB’nin para politikası ile, diğer ülkelerin izleyeceği iktisadi ve siyasi tüm politikaların sonuçlarıyla doğrudan ilintili olacaktır. Kalıcı küresel iktisadi ve siyasi istikrarın sağlanıp GSMH pastasından pay kapmak isteyenler ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Çin, Rusya gibi dünya ticaret hacminin yaklaşık dörtte üçünü meydana getiren ülkeler olduğu göz önüne alındığında, orta ve uzun dönemde dünyada meydana gelebilecek her türlü gelişme şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü yukarıda adı geçen ülkelerin gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerden olması bir yana her birinin elinde, dünya ekonomisinin istikrarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyecek kozları bulunmaktadır. Bu ülkeler küresel ticaret hacminden daha fazla pay elde etmek peşinde koştuklarından, ne pahasına olursa olsun avantajlarını maksimuma çıkarma peşindedir. ABD amacına ulaşmak için, görünürde bağımsız ve objektif, ancak uygulamada çoğunlukla ABD’nin lehine göre keyfi kararlar vermekten çekinmeyen IMF, WB ve uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarını kullanmakta, bunların da yetersiz kaldığı durumlarda ise hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarının ihlali gibi evrensel kavramları bahane ederek askeri gücü devreye koyarak müdahale etmekten çekinmemektedir. Almanya, İngiltere, Japonya’nın tarzı ise ABD’nin askeri gücüyle müdahale dışında, birbirine yakındır.

          Gelişmekte olan ülkelerden olan Çin ve Rusya’nın ise kendilerine üstünlük sağlayacakları daha farklıdır. Çin kendine has olan ucuz işgücü ve enerji kaynağıyla birlikte, özellikle yirminci yüzyıl sonlarından itibaren AR-GE harcamalarını teknolojiye kaydırarak, çok önemli gelişmeler gösterdi. Görüşler çeşitli olsa da Çin’in, içinde bulunduğumuz yüzyılın ortalarından itibaren iktisadi büyüklük bakımından ABD’yi geçeceği herkes tarafından kabul edilmektedir. Çin’in kalite ve fiyat rekabeti ile hemen her malı üretebilecek düzeye gelip, küreselleşme olgusunun gün geçtikçe ülkeleri her açıdan daha sıkı sardığı gerçeğiyle birlikte, küresel ekonomiyi tek başına etkileyecek devasa bir güce ulaşmasını koz olarak kullanmaktan çekinmemesi, tüm dünyayı diken üstünde tutmaya yetmektedir. IMF tarafından yayımlanan Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’nda,  2017 ve 2018 yılları için küresel büyüme oranlarının sırasıyla %3,5 ve %3,6 iken, Çin’in 2017 ve 2018 küresel büyüme rakamlarını yukarı yönlü 0,1 ve 0,2 gibi küçük bir oran olsa dahi revize ederek sırasıyla %6,7 ve %6,8 şeklinde açıklaması, özellikle Çin ile güçlü ekonomik ilişkiler içinde olan ülkelerin üretim düzeyi, işsizlik ve büyüme gibi temel makro değişkenlerine olumlu etkiler yapmıştır. Yani, şimdilik gelişmiş ülkeler liginde yer almayan Çin artık, ABD, Japonya, Almanya gibi dünyanın önemli aktörleri arasında yerini çoktan almıştır.

          Bu ülkeler arsında en ilginç olanı Rusya’dır. Sosyalist yönetimle idarenin çökmesinden sonra, önemli değişimler geçiren ve hızla kendini serbest piyasa koşullarıyla yüzleşmiş bulan Rusya, Putin’in sert politikalarının öyle veya böyle ülke kamuoyu tarafından destek bulması yanında, sahip olduğu zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının AB ülkelerine transferini kesmekle tehdit etmek suretiyle, Avrupa’yı adeta can damarından yakalamış durumdadır. Bundan dolayı Avrupa’nın neredeyse akciğeri, hayat öpücüğü konumundadır. ABD’nin herhangi bir konuda Rusya’ya yaptırımda bulunmaya kalkıştığında, Rusya’dan önce AB’nin tepki vermesi boşuna değildir. Doğrusunu söylemek gerekirse Rusya,  elinde bulundurduğu bu kozun farkında ve de çok iyi kullanmaktadır.

          Dünya ekonomisinin büyük ekonomiler tarafından bir şekilde böyle bloke edilerek kontrol altına alındığı günümüzde, kendi ayaklarımız üzerinde doğrulan ve yükselen bir Türkiye olmak istiyorsak, çok uzun yıllardan beridir bir türlü yakalayamadığımız toplumsal birlik ve bütünlüğü sağlamaktan işe başlamalıyız. Şifre budur, ülke olarak bunu başarabilirsek, diğer tüm sorunlar ancak detay olarak kalmaya mahkûmdur.

Soru: Dış ticaret hacminin küçük olması ekonomiler için her zaman kötüye işaret midir? Neden? 

Sözün Gözü: Bu dünyadaki mutluluğun ancak sağlığın kadardır, fazlası değil.