ÇIKARLAR IN REALİTE OUT

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Günümüzde iktisadi, siyasi, sosyal, toplumsal, kültürel konular başta olmak üzere, her alanda yaşanan gelişmeler incelendiğinde, başta ABD, Almanya, İngiltere ile Fransa’nın başını çektiği AB, Çin, Japonya ve Rusya tarafından dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden dizayn etme mücadelesinin devam ettiğini görüyoruz. Bu mücadele söz konusu ülkeler tarafından demokrasi, insan hakları, barışın kalıcı olarak tesis edilmesi, terör örgütlerinin ortadan kaldırılması adına yapıldığı şeklinde kamuoyu oluşturulmaya çalışılsa da, gerçekte bu bunun böyle olmadığı genelde herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çünkü gelişmiş ülkeler tarafından aynı nedenler ileri sürülerek yapılan askeri müdahalelerin, sonuçta barış, demokrasi, huzur değil, aksine müdahale yapılan ülkelerdeki masum sivil halklar, kadınlar, çocuklar için ölüm, yıkım ve çaresizlik getirdiği ortadadır. Yıllar sonra batı ülkelerinin yapılan müdahalelerin (Irak’a “nükleer silah yapıyor” bahanesiyle yapılan müdahalenin binlerce sivil, çocuk, kadın öldükten, yeraltı ve yer üstü varlıklara zarar verilip yakılıp yıkıldıktan sonra, sadece “pardon!” diye) pişkinlikle yanlış olduğunu açıklamaları hem trajikomik, hem de sapkınlıktan başka bir şey değildir. İşin tuhaf tarafı, sudan sebeplerle başka ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerine çöken ülkelerin niyetlerinin, sözde demokrasi ve insan hakları düzeyinin yükseltilmesi gibi evrensel doğruları tesis etmek olmadığı apaçık ortadayken, hala aynı nedenlere sarılmaları ve aynı müdahale yöntemlerini sürdürerek, kendileri dışındaki dünyayı terbiye etmeye çalışmalarıdır. Son 25 yılın gerçeği olan, gelişmiş ülkelerin zengin petrol ve yeraltı kaynaklarını ele geçirmek için uygulamaya koydukları politikaları olumsuz anlamda daha da geliştirerek, açıktan terör örgütlerini destekleme yolunu tercih ettiler. Gelişmiş ülkeler tarafından el atından palazlandırıp semirtilen yerel çaptaki terör örgütleri, zamanla uluslararası boyut kazanmaları bir yana açıktan açığa desteklenir konumuna geldiler. Ülkelerin hassas oldukları konular üzerinden kargaşa ve kaos ortamı oluşturarak, emellerine ulaşmaya çalışmaktadırlar ki, maalesef bunda da başarılı olduklarını görmekteyiz. Etnik, dini ve mezhep ayrılıkları gibi hassas konuları kaşıyarak, bunların üzerinden ayrımcılık tohumları ekmek suretiyle, ülke ve bölge insanlarını birbirine düşürüp, kalkınma ve büyümede kullanacakları toplumsal enerjilerini terör üzerine yönlendirmek ve söz konusu ülkeler arasında hem kalıcı düşmanlıkların oluşmasını hem de her alanda zayıf düşmelerini sağlamaktır.

          Bundan yaklaşık otuz yıl önce, gelişmiş ülkeler tarafından senaryosu yazılıp gizlice uygulamaya konulan ayak oyunları günümüzde deşifre olmasına rağmen, sanki hiçbir şey olmamış gibi pervasızca yine gelişmiş ülkelerin önderliğinde devam ettirilmektedir. Yine söz konusu gelişmiş ülkeler, bu oyunun farkına varan, boyunduruğunu kırıp kurtulmak isteyen, özellikle de bunu başarabilecek potansiyele sahip Türkiye gibi ülkelerin üzerine çeşitli nedenler uydurarak çullanmaktan da geri kalmamaktadırlar. Tekel konumda oldukları yazılı ve görsel medyayı kullanarak da, kendilerini dünya ve iç kamuoylarına karşı haklı oldukları yönünde algı operasyonu çalışmalarına devam etmektedirler. Son aylardaki gelişmeler objektif bir şekilde irdelendiğinde, gelişmiş ülkelerin Türkiye konusunda ne kadar gözü kara oldukları, terör örgütlerini açıkça destekleyip ülkelerinde beslemelerinden kolayca anlaşılmaktadır. Siyasi argümanlar kaos ve çatışma odaklı baskın duruma getirilince, kısa dönemde reel ve finansal sektörün olumsuz etkilenmesiyle özellikle borsa, altın, dolar, euro ve gayri menkullerin değerlerinde ani, hızlı, sert iniş çıkışların yani yüksek volatilitenin ortaya çıkmasından daha doğal bir şey olamaz. Değil ülkemiz gibi gelişmekte olan bir ülkede, gelişmiş ülkelerde bile temel ekonomi verilerinde volatilitenin hakim olması, ciddi boyutta iktisadi sorunların oluşmasına yol açacaktır. Ülkemiz için ilave sorun, enflasyon, işsizlik, doğrudan sabit yabancı yatırımların kargaşa ortamı nedeniyle kalıcı yüksek düzeylere çıkarılamaması, ithalata bağımlı ihracat ve büyüme sarmalından çıkılamamasına bağlı olarak cari açık gibi yapısal iktisadi sorunların kapatılamaması, bununda üzerine iç siyasi çekişmelerin ülkemizin ortak çıkarlarını korumak için değil de oy devşirme amaçlı popülist yaklaşımlara yönelik olmasıdır. ABD ve AB ülkeleri tarafından terör örgütlerinin cirit attığı ateş topu haline getirilen Suriye ve Irak merkezli orta doğudaki çatışmanın ülkemizle ilişkilendirilmesinin CDS puanlarımızı yükseltmesi, döviz kurunun özellikle doların belirsizliği ve aşırı değerlenmesi, ulusal ve küresel girişimcilerin reel sektör ağırlıklı yatırım yapmaktan kaçınarak sermayelerini kısa dönemli spekülatif tabanlı finansal araçlarda tutma eğiliminin artması, gelecekte ülkemizin karşı karşıya kalacağı çok daha ciddi ve kalıcı sorunların ayak sesleridir. Ülkemiz imalat sanayi ve kapasite kullanım oranının yıllık yaklaşık %3, 2016 Ocak-Ekim döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre ihracatın %2.8, ithalatın %5.8 azalması, son on iki aylık dönemde dış ticaret açığının 56,8 milyar dolar gerçekleşmesi gibi temel verilerin iç açıcı olmaması, ülke olarak cendereye girdiğimizin ispatıdır. Ülke olarak buradan çıkmak bizim elimizde. Birliğimizi bozmadan, bozmaya çalışanlara da fırsat vermeden, ancak bilgi merkezli ve çok daha fazla çalışarak, üzerimize oynanan her türlü oyunu bozabiliriz.  

          Soru: Asimetrik bilgi finansal piyasalarda sürü davranışını etkiler mi? Neden? 

          Sözün Gözü: Herkesin ederi gideri kadardır.