ÇOCUK KATİLLERİNE VERİLECEK CEZALAR ÜZERİNE

Murat Güçlü

Geçen hafta AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşma üzerine bir yazı kaleme almış ve bu hafta da yazının kapsamlı bir değerlendirmesi ve Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş gerekçesi ve demokrasi için gerekleri hakkında  kapsamlı bir değerlendirmede bulunacağımı ifade etmiştim.

Ancak ülkemizde son zamanlarda yaşanan çocuk ölümleri ve bunun üzerine başta Başbakan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı tarafından idam cezasına dair açıklamalar gelmesi üzerine bu hafta çocuklar aleyhine işlenen bu suçlara ve cezalarına karşı yazmak zorunda hissettim.

Öncelikle çocuklara karşı yapılan insanlık dışı suçlara karşı en ağır cezaların verilmesi gerektiği herkes tarafından kabul edilir. Bu ceza idam da olabilir. Ancak suç ve suçlu kavramlarını ayrı ayrı düşünmek zorundayız. Suça karşı ceza verilmesi tarih boyunca uygulana gelmiştir. Hiçbir dönemde hiçbir toplumda suçların cezasız kalması vaki değildir.  Her toplum kendi değer yargılarına göre suçlulara ceza vermektedir.

Terörle mücadelede sıklıkla ifade edildiği üzere terörle mücadele sadece silahla ve askerle/güvenlik teşkilatları ile yapılamaz. Asıl olan terörün beslendiği kaynakları kurutmaktır. Suçla ve suçlularla mücadelede de aynı bakış açısına sahip olunması gerekir. Nasıl olur da bir insan küçük bir çocuğa karşı kabul edilemez suçları işleyecek hale gelmektedir. Bunun sebepleri ve sorumluları kimlerdir. Bunların önüne geçilmek üzere neler yapılabilir?

Türkiye’nin ekonomisi büyümekte, refah seviyesi artmakta ve insanları zenginleşmekte. Buna mukabil toplumda suç da suçlu da hem sayı olarak artmakta hem de insanın kanını donduracak suçlarla karşılaşmaktayız. Ülkemizin suç profilini biliyor muyuz? Suçlular üzerinde derinlemesine araştırmalarımız var mı? Niye suç işliyorlar, psikolojik, sosyolojik, hukuki tahlilleri yapılıyor mu?  Suçlu aleyhine idam ve sair en ağır cezaları verelim demeyle iş bitmiyor. İdam cezasının geri getirilmesi yahut işletilmesi bu ve benzeri suçları azaltacak mı? İdam cezası gelmesin, idam cezası insan haklarına aykırıdır demiyorum, şahsi kanaatime göre de bazı suçlara karşı idam ceza olarak uygulanmalıdır. Demek istediğim bu suçlara karşı aynı terörle mücadelede olduğu gibi kapsamlı bir mücadele yürütülmeli. Ülkenin suç haritaları çıkarılmalı, idam cezası uygulansa bunun suçu ne kadar azaltacağı yahut azaltıp azaltmayacağı hakkında eldeki veriler değerlendirilmeli ve sonrasında idam cezasının uygulanması hakkında yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Ceza hukukunun felsefesi üzerine ülkenin başta hukukçuları kafa yormalıdır. Bir fiil neden suçtur? Bu niye ceza verilir? Verilen ceza ne kadar olmalıdır? Hangi suç diğerinden daha kötü kabul edilecek ve verilecek ceza tayin edilecektir?

Toplumu suç işlemekten nasıl uzak tutacağız, ülkemizde suça ve suçluya karşı nasıl bir politikamız var? Batı toplumu tüm imkanlarını seferber etmesine rağmen suç konusunda son derece kötü bir durumda. Türkiye aile yapısını, geleneğini, tüm değerlerini inşa eden İslam’ı göz ardı ederek suçla ve suçluyla mücadele edemez. Bu ülkenin hem siyasi hem ekonomik hem de kültürel olarak kurtuluşu sadece ve sadece İslam’a sarılmakla mümkün olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Türkiye Batı’dan sadece kanunları tercüme ederek hukuk düzenini kurmaya çalışmıştır. Ancak batının kurduğu hukuk düzeni kökleri Roma’ya kadar giden, Hristiyanlığın ciddi etkileri olduğu bir toplumda uygulanacak şekilde yine Batılılar tarafından meydana getirilmiştir. Büyüyen Türkiye kendi değer yargılarını önemseyerek ancak evrensel değerleri de ihmal etmeden halkının selameti için tedrici bir yolla hukuk düzenini baştan kurmaya çalışmalıdır.

Türkiye öncelikle nasıl bir toplum hayal ediyor buna karar vermeli. Jakoben bir mantıkla toplum mühendisliğine soyunmak doğru değildir ve çoğunlukla istenilenin aksine sonuçlar doğurmuştur. Toplumun değişim hızına uyarak toplumunuza temel değerleriniz vermeniz gerekir, Türkiye bugün ne resmi eğitim sistemiyle, ne basın ve televizyonları ile halkına değerlerini aktaramamakta, erdemli insanlar yetiştirememektedir. İşe taa başından başlamak gerek, yoksa iki yüz yıldır yaptığımız gibi sadece günü kurtarmaya çalışmakla toplum düzelmiyor.