Devletin değil cumhuriyetin 100. yılı

Ömer Kocabaş

Cumhuriyetin 100. yılını kutladık, kutluyoruz. Bu coğrafya da etrafımızda bu kadar savaş, badire varken yeniden inşa ettiğimiz devletimizi 100 yıldır ayakta tutabilmek büyük bir başarıdır. Kurtuluş Savaşı ile birlikte devletin yeniden toparlanmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşlarına ve savaşta varını, yoğunu ortaya koyan kahraman ecdadımıza ne kadar teşekkür edersek azdır.

Cumhuriyetin 100. yılını kutluyoruz. Bu kutlamayı yaparken hem geçmişe, hem bugünümüze hem de geleceğe bakmalıyız. Sorgulamadan, ortaokul inkılâp tarihi düzeyinde bilgilerle yapılacak yorumların ne bize, ne de devletimize en ufak bir faydası olmayacaktır. Cumhuriyet bir rejim ismidir. İçini istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Bugün Çin’de kâğıt üstünde cumhuriyetle yönetiliyor, İran, Suriye’de. Öte yandan İngiltere, Belçika, Hollanda gibi ülkeler ise sembolikte olsa krallıkla yönetiliyor. İnanın bunları yazarken sıkılıyorum. Daha ilkokulda öğrendiğimiz cumhuriyet nedir, demokrasi nedir, aralarındaki farklar nelerdir? Vb. şeyleri tekrar etmeye gerek yok. Lakin bazıları ısrarla salağa yatıp, bilmezden gelince söylemek zorunda kalıyoruz. Bunları söyleyince de rejim karşıtı, Atatürk düşmanı oluyoruz. Kusura bakmasınlar ne devletimizi ne de Gazi Paşa’yı onlara yedirmeyiz…

Israrla utanmadan hâlâ Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın devamı mı, değil tartışmasını yapmaya çalışanlar var. Onlara çocuğa anlatır gibi anlatmak gerekiyor. Evet, Türkiye Osmanlı’nın devamıdır. Saltanat ile yönetilen devletimiz cumhuriyet ile yönetilmeye başlanmıştır. Aynı şekilde Osmanlı’da Selçuklu’nun devamıdır. Ortalama bin yıldır bu topraklar da devletimiz var. Devlet mekanizmalarının yönetim pratiği, askeri yapımız falan Orta Asya’da kurduğumuz devletlerden örnek alınmıştır. Devletimiz onların da devamıdır. 100 yıl önce bir an da sıfırdan bir devlet kurmadık. Düşmanların eline düşen devletimizi kurtardık. Bazıları sanki 100 yıl önce mağara yaşarken devlet kurduğumuza inanıyor. İnanmaları onların seviyesini gösterir lakin ısrarla bizim de inanmamızı bekliyorlar. İnanmadığımızı söyleyince de direk hain diye damgalıyorlar. Umurumuzda değil, daha çok beklerler.

Osmanlı kompleksine giren sözüm ona cumhuriyetçiler, gardırop Atatürkçüleri başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere cumhuriyeti kuran kadronun hangi devletin askeri olduğuna önce cevap versinler sonra konuşsunlar. Bugün polis, posta teşkilatı, bankacılık, İstanbul Üniversite’nin, Galatasaray Lisesi’nin kuruluş tarihlerine bir baksınlar. Kara kuvvetlerimizi özellikle söylemedim, duyarlarsa kalp krizi geçirebilirler(!) Öyle canımın istediği yerde Osmanlı’nın nimetlerinden yararlanalım, istemediği yerde Osmanlı’yı aşağılayalım, yok sayalım olmaz. Bazıları bu olmazı oldurmaya çalıyor, gittikçe karikatürleştiklerinin farkında değiller. Halk bunları umursamıyor. Devlet aklı ise kendi bildiği yolda emin adımlarla ilerliyor. Bu karikatür tiplerden övünerek kendi dışkısını yediğini söyleyen zat, bir yandan ateist olduğunu ifade ederken diğer yandan geçenlerde eğilerek Zübeyde Hanım’ın mezarıyla konuştu. Bizim açımızdan sıkıntı yok, biz ölmüşlerimizin mezarına ziyarete giderek dua edip, sohbet ederiz. Cumhuriyetin ateistleri demek ki böyle oluyormuş.

Yine bu sözde cumhuriyetçiler Kurtuluş Savaşı ile cumhuriyetin ilanı arasında da bağ kurmaya çalışıyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda bir cephe olan Çanakkale Savaşını da Kurtuluş Savaşı’nın içine yedirmeye çalıştıkları gibi. Bu halk Kurtuluş Savaşına yeni bir devlet kuralım, rejimi de cumhuriyet olsun diye katılmadı. Halkın ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hedefi düşmanı yurttan kovup devleti ayakta tutmaktı. Yine inkılâp tarihi seviyesine ineceğiz ama bazıları ancak ondan anlıyor. Merak eden Erzurum, Sivas Kongreleri’nde alınan kararlara, Amasya Genelgesine, Mîsâk-ı Millî’ye bakabilir. Bunların hiç birinde yeni bir devlet kuracağız, rejimi değiştirip cumhuriyete geçeceğiz. Saltanatı ve halifeliği kaldıracağız yazmıyor. Savaşın kazanılmasının ardından atılan adımların eğrisine, doğrusuna bugünden bakarak ezbere yorum yapmak bizim işimiz değil. Biz gerektiğinde gereken eleştirileri çok şükür yapabiliyoruz, kimseye yaranmak gibi bir niyetimiz yok.

Ülkemizdeki cumhuriyet rejimine, demokrasi kâğıt üzerinde 1946’da, gerçekte ise 1950’de anca gelmiştir. Cumhuriyet ilân edilirken bile halka sorulmayıp, Atatürk 28 Ekim akşamı sofrasındaki arkadaşlarına “efendiler yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz demiştir.” Böyle söyleyince ne cumhuriyet karşıtı, ne de Atatürk düşmanı olunur. Her şeyi kendi dönemiyle değerlendirmek gerekir. Demek ki o zaman böylesi münasipmiş…

100 yıl da nereden nereye geldiğimiz ortadadır. Bugün yerli ve milli hamlelerle daha da gelişiyoruz. Türkiye yüzyılında hedeflerimiz büyük. Bunları yazınca da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destekçisi olmuyoruz, sözde cumhuriyetçiler yanlış anlamasın. Yapılan icraatları elbette takdir edeceğiz. Sözde cumhuriyetçilerimiz rejim elden gidiyor diye boş yere vesvese yapacaklarına 100 yıllık cumhuriyetin 63 yıldır darbe anayasaları ile yönetilmesine kafa yorsunlar. Cumhuriyetin 100. yılına da darbe anayasası ile girdik. Anlamak isteyene bu ayıp yeter. Cumhurun cumhuriyeti kutlu olsun.