Doğruluk Nedir? Bizim Dünyamızda Yeri Var mı?

Mehmet Toker
Yalan, iftira, tezvirat, gıybet, komplo, entrika, algı yönetimi, fesat, nifak ve izmler bataklığında insanlık nefes alamaz hale geldi. Yalancılık meslek, yalancılar baş tacı edilir oldu. Yalancıların mumu, artık yedi kollu şamdanlarda sabahlara kadar yanıyor. Doğruluk ve dürüstlük sadece kitaplarda kaldı. Hesap vereceğine inanmayan insanlık, hesapsızca yaşamayı maalesef marifet olarak görüyor.
 
Doğruluk: "vakaya uygun hüküm ifade eden söz, yalanın karşıtı diye tanımlanan Arapça, "SIDK" kelimesinin Türkçe karşılığı olarak ifade edilir. "Hakikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, dürüst ve güvenilir olmak, vaadine/ahdine/akdine sadakat göstermek" manasındadır. İstikamet ve emniyet/güvenilirlik, doğrulukla beraber, iç içe geçmiş, birbirini tamamlayan, birbirinin yerine kullanılan kavramlardır. İstikamet sahibi olma ve güvenirlilik doğruluğun tamamlayıcısı veya doğrulukla beraber zikredilir. İstikamet, “doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşama” mânalarında kullanılmaktadır
 
Mü'min/güvenilen Allah CC'nün Esma-ül Hüsna'sındandır. "Sadık-ul Va'd" vaadinde doğru olan, ahdini sözüne yerine getiren, terkibi Allah CC için bir sıfat gibi kullanılmıştır. " Allah'ın verdiği söz hakikattir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Nisa/122) ayeti Allah'ın sözünü, vaadini yerine getiren yegane makam olduğunu ifade eder.
 
"Sıdk ve Emanet" (doğruluk ve dürüstlük/güvenilirlik) aynı zamanda bütün peygamberlerin ortak sıfatıdır. Doğruluk, dürüstlük/güvenilir olmak tarihin her döneminde özellikle tarih boyunca asıl medeniyet kurucu semavi dinlerde yüceltilen, hedef olarak konulan insanoğlunun sahip olması gereken ahlâkî vasıf olarak zikredilmiştir.
 
Sıdk/doğruluk kavramı, aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'in ismidir (Zümer/32-33).  Çünkü Kur'an, söz'ün en doğrusunu söyleyen yaratıcının sözüdür. Dolayısıyla doğru söz, doğruluk Kur'an'ın da ismidir. Kur'an-ı Kerim'de, doğru sözlü olmak, doğruluk ve dürüstlükle anılmak, gerçeği doğruyu ifade etmek insanın özü ile sözünün bir olması övülürken; doğrunun zıttı olan yalan, hile, riya, nifak, kazf, tağrir zemmedilmiş ve cezasız bırakılmayacağı, mutlaka cezalandırılacağı ifade edilmiştir.
 
Yine Kur'an-ı Kerim'de Hz.Yusuf, Hz. İbrahim, Hz. İdris ve Hz. Meryem hakkında; son derece doğru sözlü, asla yalan söylemeyen, sözünde duran mânâsına gelen"sıddîk"  sıfatı kullanılmıştır. Bu dört isimden üçü peygamber, dördüncüsü temizliğine, iffetine, hayasına, Allah'ın kefil olduğu ayetle teyid edilen Hz.Meryem'dir. Kur'an-ı Kerim'de: "Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır!"(Nisa/69) ayeti doğruluğun değerini ifade etmesi açısından mühimdir. Kur'an-ı Kerim, " Sonunda ölüm bile olsa verdiği sözde dosdoğru duran, sözünden caymayan, imanını, davasını satmayan Mü'minleri "adam" olarak nitelendirmiştir. (Ahzab/23)
 
Doğruluk ve dürüstlük İslam'ın başlangıcından günümüze gelinceye kadar Müslümanlarla beraber anılmış, Müslümanları tarif ve tavsif eden kavramlar olarak kullanılmıştır. Çünkü İslam inancı, "adalet" prensibi üzerine inşa edilmiş ve insanın kendi iç dünyasında ve yeryüzünde adaleti sağlamasını şiar edinmiş olan bir dindir. Adalet, her hak sahibine hakkını vermek olarak tanımlandığında öncelikle ilahlık hakkını, Allah'a vererek tevhid inancını kalbinde hakim kıldığında doğru bir inanca sahip olmuş olur. Bu inancını hayatında uyguladığında ise, riyadan, şirkten uzaklaşmış olur. Çünkü şirk, Allah'a ait olan sıfatları başka varlıklara vermektir ve en büyük zulümdür.
 
İnsan inancında doğru olmadığı, doğru bir inanca sahip olmadığı müddetçe diğer davranışlarının bir anlamı olmayacaktır. Doğru bir inanca sahip olan kimse konuşmasında, niyetinde, karar vermede, kararında durma noktasında, amellerinde ve her türlü hâlde doğruluğu yaşamak ve yaşatmakla mükelleftir. İman, doğru inancı tasdik etmek, doğrulamaktadır. İmanına menfaat, riya karıştırmadan tasdiktir. Bunu sağlayabilen kimseler Hz. Ebubekir örneğinde olduğu gibi "sıddîk" olarak vasıflandırılırlar. Sıddîklar, şeksiz şüphesiz iman edenler, peygamberlerin davasına hayatlarının herhangi bir döneminde falso yapmadan omuz verenler ve neticesi ölüm bile olsa inancını yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerdir. 
 
Fiillerde ve sözlerinde dürüst olmak, özün-söze, sözün-öze uyumu olarak tarif edilen doğruluk, bugün bütün insani ilişkilerimizde siyasette, ticarette, bürokraside, en çok ihtiyaç duyulan ama maalesef insanlığı çoktan terk etmiş, kitaplarda inzivaya çekilmiş bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanların kendi çıkarlarına olduğu zaman doğruluk, dürüstlük, adalet akıllarına gelirken kendi aleyhlerine olduğu zaman bu kavramları akıllarına bile getirmemeleri tam bir riyakarlık ve doğruluktan sapma göstergesidir.
 
Bugün dünyada yaşanan savaşların, kaosların, iktisadi buhranların, siyasi krizlerin, ekonomik krizlerin, insanların psikolojik bunalım ve depresyonlarının, aile ilişkilerinin bozulmasının temel sebebi doğruluk ve dürüstlük kavramlarının insanlığın literatüründen çıkarılmışolmasıdır. Zira modern dünya hedonist, opportunist, egoist bir dünyadır. Doğruluğun olmadığı yerde hile, yalan, aldatma, üçkağıtçılık, zulüm elbette liste başı olacaktır. Sıdk ve emanet (doğruluk ve güvenilirlik) özgül ağırlık bakımından bütün olumsuz negatif ahlaki tavır ve davranışların karşısında dengeleyici/ezici bir değere sahiptir. Doğruluk ve güvenilirlik çıkarıldığı zaman bu denge hem devletler, hem toplum, hem de bireyler düzeyinde bozulmaktadır. 
 
Bu dengeyi yeniden kurmak: "Kendinizin, anne-babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır."(Nisa/135) ayetini hayat felsefesi haline getirmekten geçiyor. Üzerimize düşen hakkı ve hakikati inşa etmek sorumluluğundan kaçınırsak işte bugün yaşadığımız zulüm ve kaos ortamını kendi ellerimizle inşa etmiş oluruz. "Doğruluk" kavramının 2022 yılının Ramazan teması olarak kalmaması adına üzerimize düşen görev: "Allah'a karşı gelmekten sakınmak ve doğrularla beraber olmaktan"(Tevbe/119) geçiyor.
 
İstikamet sahibi olmak ve istikametimizin "Sırat-ı Müstegîm" olması kızıl elmamız olmalıdır. Aksi halde netice, kızılca kıyamettir.