DOSTA VEFA

Musa Mert

Kim bilir?!

Manasız anlamlara, kıymetsiz değerlere, düstursuz ilkelere kapılmış, hayattan yoksun insan siluetinde yaşayanların kafasına çakmak gerek,

belki hatırlar diye?!

Bir de dosta vefa vardır. Uzanan eli, açılan yüreği, harcanan emeği, akıtılan teri, verilen zamanı unutmamak vardır. Kaim ve daim bir sevgiyle bağlanmak vardır. Karşılıklı sevgiyi sürdürmek, sevgiye ve dostluğa bağlılık vardır?!

Bir de dosta vefa vardır, vefakârlık vardır?!

En büyük vefakârlık, insanın Yaratanı'nı tanımasıdır. O’na karşı kulluk görevlerini yerine getirmesi ve O'nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmesidir. En büyük nankörlük de kulun, Rabbi'ni inkâr etmesi, O'nun yüceliğini tanımamasıdır.

Hem Allah’a hem de sevdiklerine, dost ve arkadaşlarına son derece vefakâr ve cefakâr olan “En Güzel Örnek” var önümüzde: Hz. Peygamber (s.a.)

O (s.a.), bir kimseden sadece bir kez iyilik görmüşse dahi o iyiliği unutmaz, o kimseye büyük değer verirdi. Dostlarından gördüğü iyilikleri de aradan yıllar geçse bile iyilikle ve saygıyla anardı. Onların yaptıkları iyilikleri asla karşılıksız bırakmazdı.[1]

Örnek mi? Çok:

ü Hz. Peygamber’in (s.a.) çocukluğunun geçtiği Sadoğulları yurdunda bir ara kuraklık ve kıtlık baş göstermişti. Orada yaşayan sütannesi Halime ve ailesi oldukça zor günler geçiriyorlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.) ise maddi imkânlarının iyi olduğu zamanlardı. Hz. Peygamber (s.a.), onların durumunu öğrenir öğrenmez, hemen eşi Hz. Hatice ile konuştu. Hz. Hatice de Halime’ye kırk koyun ile binmeleri ve yüklerini taşıyabilmeleri için bir de deve gönderdi.[2]

ü Hz. Peygamber (s.a.), sevgili eşi Hz. Hatice vefat ettikten sonra onu, onun iyilik ve yardımlarını asla unutmadı. Hz. Hatice’yi sık sık hatırlar, hep güzellikle anar, ona dualar ederdi. Bir koyun kesse, hemen Hz. Hatice’nin dostlarını bir bir dolaşır ve onlara o etten hediye ederdi.[3]

ü Ekonomik sıkıntılar yaşadığı dönemlerde amcası Ebu Talib’e yardım için Hz. Ali’yi yanına alarak onun bakımını üstlendi. Daha sonra, çok sevdiği kızı Hz. Fatma ile Hz. Ali’yi evlendirdi. Amcası bir putperest olarak vefat ettiğinde çok üzülüp ağladı.[4] Medine’ye hicret ettikten sonra gerçekleştirdiği kardeşlik anlaşmasında, “… beni hiç kimse ile kardeş yapmadın” diye gözleri yaşlı olarak gelen Hz. Ali’ye, “Sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin.” buyurarak onu kendisine kardeş olarak seçtiğini açıkladı.[5]

ü Mescid-i Nebevi'yi temizleyen yaşlı, zenci bir kadın vardı. Efendimiz (s.a.) onu bir ara göremedi. Merak ederek nerede olduğunu sordu. Öldüğünü söylediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.), çok üzüldü ve "Bana haber vermeniz gerekmez miydi?" buyurdu. Sonra da, "Kabrini bana gösterin!" dedi. Doğruca kadının kabrine gitti. Onun için cenaze namazı kıldı ve ona dua etti.[6]

Hz. Peygamber (s.a.), dostlarına uzanan yardım edenleri dahi unutmazdı.

ü Müslümanlar, çok zor günler yaşadıkları dönemde Habeşistan’a hicret ederek oranın hükümdarı olan Ashame’ye sığınmışlardı. Ashame Müslümanları korumuş, onlara çok iyi bakmıştı. Yıllar sonra Ashame’nin elçileri, Hz. Peygamber’in (s.a.) yanına geldiler. Hz. Peygamber (s.a.) onlarla o kadar yakından ilgilendi ki, onlara bizzat kendisi hizmet etti. Sahabe Hz. Peygamber’e (s.a.) kıyamayarak, hizmeti kendilerinin yapabileceklerini söylediler. Hz. Peygamber (s.a.) de onlara şu cevabı verdi:

“Bu insanlar Habeşistan'a göç etmiş olan dostlarıma sahip çıkıp, onlara ikramda bulundular. Buna karşılık şimdi ben de onlara bizzat kendim hizmet etmek isterim."[7]

ü Habeşistan Necaşisi Ashame’nin ölüm haberini alınca da sahabeye, "Uzak bir beldede ölen kardeşinizin cenaze namazını kılın!" buyurdu. Sahabe, "Ey Allah’ın Rasulü! Bu kardeşimiz kimdir?" diye sorduklar. Efendimiz (s.a.), "Necaşi Ashame'dir! Bugün Allah’ın salih kulu Ashame öldü! Kardeşiniz için Allah’tan bağışlanma dileyiniz!" buyurdu ve cenaze namazını kıldırdı.[8]

ü Hicret eden Müslümanlara sahip çıkarak, onlara kucak açan Medineli Müslümanlara ”Yardımcılar” anlamında “Ensar” adı verilmiştir. Peygamberimiz (s.a.), İslam’a ve kendisine kucak açan, sahip oldukları her şeylerini, yurtlarını bırakıp gelen Müslümanlarla paylaşan Ensar’ın yaptıkları iyilikleri unutmamıştır. Vefat etmeden önce tüm Müslümanlara Ensar’a iyi davranmaları konusunda nasihat etmiş, onları Müslümanlara emanet etmiştir.[9]

. . .

Yeterli mi, yeterince Fransız kalan ümmete?!

Yine de hatırlatmak gerek:

Bir de dosta vefa vardır, vefakârlık vardır!

Manasız anlamlara, kıymetsiz değerlere, düstursuz ilkelere kapılmış, hayattan yoksun insan siluetinde yaşayanların kafasına çakmak gerek,

belki hatırlar diye?!

Kim bilir?!

Allah ellerin(m)izi bırakmasın.


[1] Buhari, Salat, 80.

[2] İbn Sa’d, I, 114.

[3] Tirmizi, Menakıb, 61.

[4] Nesai, Cenaiz, 84; Diyarbekri, I, 301.

[5] Tirmizi, Menakıb, 20.

[6] Buhari, Cenaiz, 67.

[7] Beyhaki, Şuabü'l-İman, VI, 518, VII, 436.

[8] Müslim, Cenaiz, 62-68; İbn-i Hanbel, IV, 7.

[9] Buhari, Menakıbu'l-Ensar, 11.