EKONOMİLERİN İSTİKRARI

Prof. Dr. Fatih Mehmet Öcal

Dünya üretim ve ticaretinin istikrarı ile, ABD, Almanya, Japonya, Çin gibi küresel ekonomi pastasından önemli oranda pay alan ülkelerin performansları arasında, yüksek ve doğrusal bir korelasyon bulunmaktadır. Güçlü korelasyonun nedeni, küreselleşmenin geri dönülemez bir şekilde tüm ülkeleri sıkı sıkıya sarmasından daha ziyade, söz konusu ülkelerin dünya üzerinde meydana gelen iktisadi, siyasi, toplumsal ve askeri tüm olayların, kendilerinin kontrolü dışına çıkmalarına izin vermek istememelerinden kaynaklanmaktadır. Ne gariptir ki dünya, iktisadi, siyasi, toplumsal, sağlık, insan hakları, çevre, doğa gibi değişik alanlarda birkaç ülke tarafından dizayn edilen kurum, kuruluş ve örgüt tarafından kıskaca alınmış durumdadır. Görünürde dünyanın refah, huzur ve barışa kavuşması gibi evrensel hedefler kamuflajının altında, sadece kendi çıkarlarını gözü kara biçimde hiçbir kural ve kaide tanımaksızın, maksimuma çıkarma amacından başka bir şey yatmamaktadır. Yakın dünya geçmişi, birkaç ülkenin senaristliği yapıp vizyona koyduğu, Irak-İran Savaşı, Irak-Kuveyt Savaşı, Arap Baharı, Kuzey Irak ve Suriye’deki çatışmalar, İran’ın nükleer çalışmaları bahane edilerek İsrail lehine Orta Doğu krizinin içine çekilmeye çalışılması, Kuzey Kore’nin füze denemeleri, bazı Afrika ülkelerinde kabileler arasında çıkartılan iç savaş gibi örneklerle doludur.  Bunlarında yetersiz kaldığı durumlarda ise, sözde objektif ama özde başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin lehine sübjektif davranmaktan çekinmeyen ve uluslararası boyutta etkiler doğuran FED, ECB, Moody's, Fitch ve Standard & Poors (S&P) gibi ekonomi kurumlarının aldığı kararlar devreye sokulmaktadır. Bunların arasında FED ve ECB’nin yıl içinde yaptığı (yılda sekiz defa)    sistematik toplantılar öncesi, sonrası ile verilen mesajlar anlaşılmaya çalışılarak, zaten ülke kamuoyları yıl boyu diken üstünde tutulmaktadır. Yapılan tüm atraksiyonlara rağmen, Türkiye, Rusya, İran gibi hala batının çıkarlarına göre hizaya getirilemeyen ülkeler üzerine, “demokrasileri kurumsallaşamamış, otoriter rejimle yönetildikleri konusunda ciddi şüpheler bulunmakta, temel insan hakları ve fikir özgürlüğü tehlike altında” gibi ucu açık, ispat edilmesi göreceli bahanelerle oynanarak, doğrudan fiilen askeri müdahaleler yoluyla yada dolaylı olarak savaş ortamına çekilmeye çalışılmaktadır.

          ABD, Almanya, İngiltere merkezli batı ülkelerinin, Türkiye özelinde Orta Doğu, Kuzey Irak, Suriye olmak üzere Meksika, Yemen, Sudan Venezüella’da yaptıkları, şuan budur. Bunların dışında terör örgütlerini açıkça ve pervasızca desteklemelerinin kendi çıkarlarına olduğunu düşünmeleri gibi, dünyanın herhangi bir yerinde menfaatlerine gelen en küçük bir fırsatı değerlendirmekten kaçınmayacaklarından da şüphe yoktur. Bu durum, Türkiye, İran, Rusya, Kuzey Kore, Endonezya, Küba, Çin gibi hem bağımsız olmak hem de ekonomilerini büyütmek isteyen ülkelerin yanı sıra bir de özellikle petrol bakımından zengin emtia kaynaklarına sanki hiç bitmeyecekmiş güvenerek, reel ekonomilerinin gelişmesine kaynak ayırmayan Arap yarımadasındaki ülkeler başta olmak üzere Venezüella ve Brezilya gibi ülkeler için de yaşadığımız dünyanın bir gerçeğidir.

          ABD’de Harvey ve Irma kasırgası, Asya borsalarındaki hareketlenmeler, Eylül ayı FED tutanaklarının verdiği mesajlar, Brexitin sonuçlarının ve kapsamının boyutu, Katalonya’nın bağımsızlık kararını ertelemesinin doğuracağı etkiler, petrol fiyatlarının arzının oynaklığına bağlı olarak istikrarlı bir fiyata kavuşamaması, Euro Bölgesi büyümesinin istenen düzeye gelememesi, Çin PMI verisinin oldukça düşük seviyelere gerilemesinin küresel ekonomiye olası etkileri, ABD ile ortaya çıkan vize krizinin ekonomimize getirebileceği sorunlar, Ağustos ayı sanayi üretimimizin Temmuz ayına göre %5,2 artmasının kalıcı olup olmadığı üzerindeki şüpheler, Merkez Bankasının sıkı para uygulamasına devam etmesinin ekonomimize yansımaları ve istenen sonuçlara ulaşılması gibi ortaya çıkabilecek çok sayıdaki sonuçlara çare olacak politikalar üretilmesi olanaksızdır. Bu şartlar altında iktisadi, siyasi ve toplumsal istikrarın, küresel ölçekte oluşması, ancak hayalden öteye geçemeyecek bir beklentiden başka bir şey değildir.

          Gelişmiş ülkeler, kontrolleri altındaki kurumların verilerini, gerektiğinde kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde devreye sokacaklarına ve sorunlar tüm ülkeleri etkilemeye devam edeceğine göre, o zaman gelişme yolundaki ülkelerin yapması gereken, kendi dışındaki sorunları çözmek için uğraşmaktan ve kısa vadeli popülist politikalar takip etmekten vazgeçerek, orta ve uzun dönemi kapsayan ve toplumsal dokularına uygun yapısal sorunları çözecek uygulamalara yönelmeleridir.

                                     

          Soru:  Bir ülkenin istikrarı diğer ülkelerin istikrarına bağlı mıdır? Neden?

          Sözün Gözü: Kendini hakkettiğin kadar konuş.