Evde kalmak bir yenilenmeye dönüşmeli

Hasan Ukdem
Korona virüs salgınından sonra insanların evde kalma zorunluluğu karşısında bu kadar telaşa kapılacağını doğrusu hiç düşünmemiştim. Hayatı sokaklarda çarçur eden bir millet olduğumuzu görüyordum ama bu kadar büyük boyutlarda olduğunu tahmin etmemiştim. Evde, yıllarını beraber geçirmiş iki insanın bile birbirine yük olduğunu bu pandemiden sonra görmek beni, bu milletin bir ferdi olarak çok üzdü. Avrupalıların düşüncesidir diye önemsemediğim; “insan insanın kurdudur” sözünün böyle bir psikolojiden doğduğunu doğrusu bilememiştim. Referansını İslam’dan alan bir millet, nasıl olur da en yakını olan eşiyle, çocuklarıyla bir evde mutlu olamaz? Gerçekten şaşkınlık verici bir durum. Demek ki artık kutsal değerlerimizden, milli değerlerimizden oldukça uzaklaşmışız! Bu kabul edilebilir bir hal değil. Evdeki kadının, kızın, gelinin de bir adama fazlalıkmış gibi bakmaları çok üzücü bir durum. 
 
Evde kalmakla, ilk emekli olduğumda karşı karşıya kalmıştım. İlk günlerde bir tereddüt yaşamadım dersem yalan olur. Ama zamanı her şekilde geçirebileceğimi, içini güzel bir şekilde doldurabileceğimi biliyordum. Benim en yakın dostlarım, kitaplarım vardı... Yazı yazmak, şiir söylemek gibi Rabbimin bir hediyesi bulunuyordu. On yıldır herhangi bir işle meşgul olmamama rağmen, inanın bir saatim bile yok boşa harcayacağım. Hem okumalarım hem yazı serüvenim beni çok güzel bir hayatın içinde tutuyor. Artı ailemle de -ki evli değilim- çok güzel vakitler geçiriyorum. Sohbet, muhabbet, televizyon evde en çok oyalandığımız şeyler. Engelli olduğum için özellikle kış günlerinde dışarı çıkmam zor oluyor. Hele bir de kar falan yağdıysa birkaç ay evden çıkamadığım zamanlar olabiliyor. Böyle günlerden de çok etkilenmiyorum. Kendimi avutacak mutlaka bir şeyler çıkıyor. 
 
Şimdi evde kalmak zorunda olan büyüklerime bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Öncelikle eşiniz varsa onunla sohbet etmenin güzelliğini yaşayın. Konu tartışmak üzerine değil, birlik beraberlik üzerine olsun. Geçmiş güzel günlerinizi hatırlayın. Evlendiğiniz günleri, çocuklarınızın doğumunu, onların okul, askerlik, düğün günlerini konuşun. İlgi alanınıza giriyorsa, şiirler okuyun birbirinize, hikayeler hatta romanlar okuyun. Mutlaka Kur’ an okuyun, siyerden, sahabenin hayatından kesitler okuyun, yine birbirinize bunları anlatın. Efendimizin hayatında evlilik nasıl gelişmiş? çocuklara bakışı nasılmış? Komşulukta neleri önemser, neleri tavsiye edermiş? İnanın bunlar aylarca, yıllarca konuşulsa bitmeyecek mevzular. Üstelik hayatın içini dolduran, anlamlandıran ve ahiretimize daha bilinçli hazırlanmamıza yardımcı olacak uğraşlar bunlar. Evli değil de tek başınıza yaşıyorsanız, pencereden gökyüzüne bakmanın güzelliğini keşfedin, kitap okuyun ve yukarıda sözünü ettiğim Kur’an ve dini daha iyi öğrenebileceğiniz kaynaklara göz atın. 
 
Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyorlar: “İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.” (Buhari) Evet boş zaman dediğimiz şey de ömrümüzden gidiyor. İmtihanımızın içinde yani. İnsan çok yaşamak ister ya hani? İşte bu boş zamanlarını iyi değerlendiren kişiler, gerçekten de çok yaşamış olurlar. Sokaklarda, caddelerde, kahvehanelerde, parklarda ömür harcamak akıl karı olmasa gerek. İnsanın her şeyden önce kendine saygısı gereği, dünyayı hakkıyla tanımalı, hayatı gerektiği şekilde yaşamalı diye düşünüyorum. Ömrümüzün kalan kısmı hakkında bir bilgiye sahip değiliz; o yüzden doğan güneşi gördüğümüz sürece, zamanı hakkıyla yaşamalıyız. Yarınların ne getireceği bilinmez. Bakın bugün, büyük bir salgınla karşı karşıyayız ve camilerimizde cemaatle namaz kılamıyoruz. Dahası, Kabe’miz de ibadete ve tavafa ara verilmiş durumda. Bunlar çok büyük felaketlerle eş bir kedere sebeptir Müslüman yüreklerde.  Oysa camiler açıkken kıymetini yeterince bilememiştik. Allah bizden bu nimeti alıverdi ve bizi, yine o yüce merhametiyle uyarıyor. Bunu iyi okumalı ve gereğini yapmalıyız. 
 
Allah Resulü bir duasında “Gece ve gündüzün getirdiklerinin şerrinden, rüzgârın ve zamanın getirdiği kötülüklerden Allah’a sığınırım.” (İbn Ebû Şeybe, Musannef, Büyû) buyurmakta ve her türlü kötülükten âlemlerin Rabbi olan Allah’a sığınılması gerektiğini öğretmektedir. Hadiste bu kötülüklerin arasında “zamanın getirdikleri” ifadesinin geçmesi manidardır. Zira zaman, insan için hem bedii bir sermaye hem de imtihanın bizzat kendisidir. Mümin, hayatını daha anlamlı ve bereketli kılmak adına zamanın kıymetini bilerek her ânını kulluk bilinci içinde, faydalı işlerle geçirmeli; gaflet örtülerini yırtıp atmalıdır. 
 
Bugün evde kalmakta zorlanan büyüklerimizin olaya bir de bu pencereden bakmalarını rica ediyorum. Boş işlere, boşlukta bir hayata, boş laflara esir olmayalım. Zamanın içini dolduralım, ruhlarımızı doyuralım, insanın değerini, en yakınımızdakilerden başlayarak görelim. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz! Bu imtihanın bütünlemesi yok! Bu günler sayılı ve sonlu! Eğer bu hesabı iyi yaparsak hem bu dünyada kalan ömrümüzü iyi yaşamış oluruz hem de Rabbimizin huzuruna güzel ve temiz bir amel defteriyle çıkmış oluruz. Hayat bir gün bitecek. Bu salgınla, felaketle, kıyametle olmasa da vade ile olacak ve o gün çok uzakta değil. O gün gelmeden, bugünün kıymetini bilelim. 
 
Sevgiyle kalın. EVDE KALIN.