“Ey iman edenler, iman ediniz!”

Fatma Betül Felhan

Karınların tıka basa dolu gözlerin bir o kadar boş olduğu zamanlardayız. Gözler daha çok şey arıyor ve istiyor. Sahip olunan şeyler zaten olması gerekenler bir şükür vesilesi değil. Şükür olabilmesi için daha fazlası ve çok daha fazlası gerek. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda insana vadiler dolusunca altın verilmesi durumunda daha fazla isteyeceğini ve ancak insanın gözünü kara toprağın dolduracağını bildiriyor. 

 

Hz. Peygamber’in ümmeti için en korktuğu nokta mal ile helak olması. Ne yazık ki o noktaya geliniyor gibi. Refaha kavuşan Müslüman arkasına dönüp bakmıyor. Bir bedenin parçaları olduğu kardeşinin ne durumda olduğu umurunda bile değil. Zaten o bu malı bilgisiyle kazanmıştı (!) ve Karun gibi helakını bekliyor.

 

Son zamanlarda ihtiyaçlar hiyerarşisi diye bir şey tutturulmuş. En alt basamaktaki ihtiyaçlar karşılanmadan üst basamağa geçilemezmiş. Peki bu hiyerarşide Hz. Peygamber’i ve Sahabesini nereye koyacağız. Temel besin ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak bir durumda olan. Güvenlik konusu gündeme gelmeyecek durumda sıkıntılı. Bu duruma göre kendini gerçekleştirememiş bireyler mi oluyorlar. Hz. Bilal (ra) Peygamber Efendimizle 30 gün ve gece yiyecek bulamazken ihtiyaçlar  hiyerarşisini nasıl yerle bir edecek huzur elde edebildi?

 

Huzur Allah’a yakınlıkta. Her an yanında olduğunu hatta vücudunda dolaşan bir damardan şah damarından daha yakın olduğunu bilmekte. Sadece Cami de veya evde ibadet ederken değil hayatının her anında gündeminde tutma da. Sevme de her şeyden çok ve biricik görmede.

 

Günümüzde yaşanan kıyımların hepsi bu eksikliklerden kaynaklı. Bedenlerimizin ihtiyaçlarını giderelim derken ruhumuzun ihtiyaçlarını unuttuk. Ruhumuzda kocaman bir boşluk oluşturduk kendi ellerimizle. Halbuki önemli olan ruhu doyurmak değil miydi Allah’ın rahmetiyle, sevgisiyle ve yakınlığıyla. Boş kalan ruh bedenin kölesi ve enesi haline gelir.

 

Kıyımları yaşanıyor. Herkes insan haklarıyla ilgili beyannamelerden bahsediyorlar. Fakat kaçırdıkları bir nokta var hangi beyanname insanları kıyımlardan kurtarmış! Veya şöyle soralım neden bu beyannameler sayılırken hepsinden önce söylenen olan Hz. Peygamberin Veda Hutbesinin adı geçmiyor? Oysa Hz. Peygamber bu maddelerle cahil ve vahşi bir toplumu ehlileştirmiş ve insan boyutuna getirmişti. Huzur dolu bir ortam oluştur ve hatta ondan sonraki çağlarda bu çağa Asrı Saadet denmiş yani mutluluk asrı.  Temel ihtiyaçlarını bile gideremeyen bir toplum mutluluk asrını meydana getirmiş bu da şaşılası bir durum değil mi?

 

İslam da hayat vardır. Ve bu denemiştir. Gelin Müslüman kardeşlerim Allah’ın “Ey iman edenler iman ediniz” çağrısına uyup gerçek anlamda iman edenlerden olalım.

Vesselam...