FETİH ve AYASOFYA

Murat Güçlü

Geçtiğimiz hafta Fethin yıldönümüydü. Cümle burada bitmiş olsa Fetihten hepimiz bunun İstanbul’un fethi olduğunu tahmin ederiz. Vatan bellediğimiz toprak parçasının tamamı ecdadımız tarafından fethedilmiştir, hatta bugün sınırlarımız dışında olan topraklar da fethedilmiştir. Ancak Fetih denildiğinde bir tek fetih akla gelir ki o da İstanbul’un fethidir, Fatih denilince de bir tek kişi akla gelir ki  o da İstanbul’un fatihidir.

İslam savaş hukukundaki teamüle göre bir belde savaşmadan teslim olursa hiçbir mabedine dokunulmaz ancak rızaen teslim gerçekleşmez ve belde İslam ordularının savaşı kazanması sonucu fethedilirse fethi hakkı olarak o beldenin en büyük mabedi camiye çevrilir. Ayasofya da bu durumda olup her şeyden önce fetih hakkıdır.

Batı İslam’a karşı topyekün bir saldırıya geçtiğinde karşısında duran tek güç Osmanlıydı. Osmanlı tarih boyunca Batı’nın sonu gelmez hırs ve arzularının önündeki en büyük engel olmuştur. Bu sebeple Batı’nın Kızılelması, tarihi Bizans-Sasani sınırına kadar yani Anadolu’nun büyük kısmını da kapsayan bölgede Müslümansız bir coğrafya oluşturmaktır. Bu hedefin sembolü de Ayasofya’ya Haç dikilmesi ve yeniden Kiliseye çevrilmesidir.

Batı en güçlü olduğu dönemde, birinci cihan harbi sonrası bu büyük hedefini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Hatta İngiliz Başbakanı Churchill’e atfen “Bin yıllık rüya gerçek oluyor, Müslümansız Anadolu” demeye başlandığı dönemlerde bu ülke bir şekilde direndi ve imparatorluk bakiyesinden bağımsız bir devlet kurtarmaya muvaffak oldu.

Bugün her Müslüman Türk evladının içini acıtmaktadır, Ayasofya’nın müze olması. Batı sembolü olan Ayasofya’nın Kiliseye çevrilmesini talep ederken, orijinal halinin yaşatılması gerekçesini bahane olarak sunmuştu. Türkiye o günkü şartlarda, gerekirse Ayasofya’yı dinamitle yıkma tehdidinde bulunarak, buna direnmiştir. Kilise olmasındansa en azından müze haline getirilmesini sağlamıştır. Ayasofya’nın müze olması, Kilise yapılmaya çalışıldığı bir dönemde belki başarı dahi kabul edilebilir, ancak halen müze olarak kalması kabul edilemez. Ayasofya’nın bir an evvel camiye çevrilmesi gerekmektedir. Ben inanıyorum ki Başbakan da bu hissiyatta.  Ayasofya’nın açılması için bunun acısını yüreklerinde hissedenlerin daha aktif olması, Ayasofya’yı ve fethi daima gündemde tutması, yeni nesillere fetih ruhunu aşılmanın yollarını araması gerekiyor.

Üstad Osman Yüksel Serdengeçti’nin Ayasofya şiirinde dile getirdikleri inşallah yakın bir zamanda gerçek olacaktır.

Ey İslam'ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya! 
Şerefelerinde fethin, Fatih'in şerefi, 
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!... 
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun? 
...
Ayasofya, 
Ey muhteşem mabet; 
Gel etme, 
Bizi terketme!... 
Bizler, Fatih'in torunları, yakında putları devirip, 
Yine seni camiye çevireceğiz... 
Dindaşlarımızla, 
Kanlı gözyaşlarımızla, 
Abdest alarak secdelere kapanacağız, 
Tekbir ve tehlil sadaları boş kubbelerini yeniden dolduracak 
İkinci bir fetih olacak, 
Ezanlar bu fethin ilanını, 
Ozanlar destanını yazacaklar... 


Putperest Roma'ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek! Şerefelerin yine Allah'ın ve O'nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed'in aşkına, şerefine ışıl ışıl yanacak; bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!... 

Bu olacak Ayasofya, 
Bu muhakkak olacak... 
İkinci bir fetih, yine bir ba'sü ba'delmevt... 
Bugünler belki yarın, belki yarından da yakındır, 
Ayasofya, belki yarından da yakın!...

(Burada şiirin tamamı yer almamaktadır)