Freeman’ın aradığı bu heykelcik miydi?

Hayrettin Atak

İşin içinde Amerikalılar varsa kesin bir bit yeniği vardır…

Son bir ay içinde iki ‘Kibele’ heykeli bulundu Anadolu’da… Biri de Çatalhüyük’te… 17 cm’lik şaheser koca göbeğini saklayamamış olacak ki ortaya çıktı birden… Daha önce de bulunmuştu benzer bir totem ama bunun tarihi bir manidar… Morgan Freeman’ın ‘Yerleşik çiftçi topluluklarının doğuşu ile tek tanrılı dinlerin doğuşu arasındaki bağlantıyı araştırdığı nationalgeographic belgeselinin yayınlanmasından 3 ay sonra…

Freeman yani şu babacan, gizemli, sevimli, sevgi dolu, karizmatik, bilgili ihtiyar… Ne dese altında keramet arattıran aktör… Ne diyordu o belgeselde Freeman; “Ben onların ilk inananlar olup olmadığını öğrenmek için buradayım.

Bir tanrıya inanıyorlar mıydı acaba?”

Freemanaradığı sorunun yanıtını aldı mı acaba bu Tanrıça heykelciği ile bilemiyorum… Adam belgeselde ‘Bütün dinler aynı kaynaktan fışkırmış hepimiz aynıyız’ mı diyor, yoksa ‘Din birlikte yaşamın kurallarını oluşturmak için insanlar tarafından ortaya atılmış uydurma şeylerdir mi?’ anlayamadım…  Sanki beni bulun der gibi bir heykel, fotoya ilk bakış ta ya da sanki bulunmamış ta oraya konmuş gibi…

Bildiğim tek şey işin içinde Amerikalılar varsa kesin bir pislik vardır…

Belgeselle belgesele konu olan Tanrıçanın bulunması arasında üç ay varsa o işte bir sıkıntı vardır kesin…

Çünkü tesadüfler sadece Amerikan filmlerinde olur…

….

Milli Eğitim Bakanlığının FETÖ nedenli görevden almalarında Konya, sayısal bakımdan İstanbul’dan sonra geliyormuş… Kendinden büyük onca ile rağmen… Ankara’ya hatta İzmir’e rağmen… “Tamam Konya özel ilgi alanlarına giriyor olabilir ama bu kadar mıymış demeden” edemiyor insan… Bunun tek anlamı şu; İzmir’den bile üç kat öğretmen görevden alınıyorsa ya Konya çok abartıyor yada diğer şehirler umursamıyor…

…    

Bir kamera şakası var sosyal medyada, gülen Müslüman var mı bilmiyorum ama…

Arap kıyafetleri içindeki biri, bir Batı ülkesinde elindeki çantayı kalabalığın ortasına fırlatır herkes can havliyle kaçmaya başlar… Krizler içinde… Nasıl bir şaka anlayışıdır neresinde gülünür bu görüntünün anlayamadım, neyse…

İnsanları “Son, Büyük ve Sevgi dolu bir dinden” bu kadar nefret ettirmiş olmanın bir cezası olacak sanırım?

Bu görüntünün aynısı Sanatçı cenazelerinden sonrada yaşanıyor… Tamam İslam ‘Sevgi pıtırcığı dini değildir, ayakları yere basan, her şeyi olabildiğince dengeleyen’ bir dindir, kabul…

Ama en azından ölmüş, hakkında söylediğiniz şeyler için yanıt veremeyecek insanlar için en azından sessiz kalmakta yarar var… Ölenlerin arkalarından istediğimiz gibi sövebiliyor muyduk fıkıhta onu hatırlamıyorum…  Dedikodu, gıybet neydi ki? Hani sonumuzu bilmediğimiz için kendimize üzülürdük ama bizden olmayanlara daha çok üzülürdük…

Ama ölen kafir;

Onu diyorum işte onlarla karşı karşıya gelmek daha sıkıntılı değil miydi?

Ne yani yalan mı söyleyelim? 

Hayır hiçbir şey söylemeseniz… Ölülerin arkasından bir şey söylemesek gazaba uğrar mıyız?

Matematik belli, kimsenin sevdiğine küfretmeyin, onlarda sizin sevdiklerinize küfretmesin…

Hani rahmet ve merhamet diniydik ya. Tabi Merhametimiz Müslümanları bile kapsamıyor artık, başka inançları kapsasın, oda ayrı tabi…

Kurbandan da yeni çıktık halbuki… Kurban kesen bir Müslümanın merhametini ancak bir Müslüman anlar…

Merhamet bizim gibi düşünmeyen dünyanın geri kalanı için değilse niçindir?

Bırakın, en azından öyle yaşadık ki kimseye inancımızdan nefret ettirmedik deriz…

Ahiret Allah’ın mülküdür sonuçta… Tıpkı herkesin ve her şeyin olduğu gibi…