Gazetecileri övüp durmayın!

Hayrettin Atak

Bugün 10 Ocak. Yani Gazeteciler Bayramı…

Aslında şiir yazsam daha çok etkili olurdu…

“Bugün 10 Ocak

Bu basının hali n’olcak?” kabilinden…

Yazmayacağım ama…

… 

Yaklaşık bir haftadır ufak ufak başlayan;

“Gazeteciler, halkın sesi, gözü, kulağı, sol böbreği, karaciğeri, prostatıdır…”

“Basın demokrasinin teminatı, Cumhuriyetin peşinatıdır…”

“Gazetecilik, doktorluk ve  öğretmenlikten daha az, zabıta ile kokoreççiden daha kutsal bir meslektir…”

“Karşı komşumuzdan haberimiz yok ama Medya olmasa dünyadan haberimiz olmazdı…!”    

“Haberi bize ulaştırmak için çok cefa çekiyor gazeteciler…” Halbuki Ajanslar çekiyor cefayı. En azından yüzde 90’ını…”

 4. Kuvvet 5. Element, 6. His…  

Gibi edebiyatlar bugün yani 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü itibariyle tavan yapacak!

Bu nutukları atanların hiç birinin gazete okumadığına eminiz bugün itibariyle… Hatta çoğunun dünyada, ülkede şehrinde hatta mahallesinde hatta ve hatta kapı komşusunda yaşanan olayları bile merak etmediklerini, iki kere ikinin dört ettiğini bildiğimiz gibi biliyoruz…

O sebeple niye okumuyorsunuz? Niye reklam vererek dahi olsa destek vermiyorsunuz? Gibi hiçbir gerçekçi olmayan bir eleştiri de yapmayacağım… ‘Gazetelerin ve Basının sorunlarını” da anlatmayacağım… Çünkü bu ülkede öğretmenler doktorların, doktorlar avukatların, avukatlar da askerlerin sorunlarıyla falan ilgilenmez… Ama hepsinin sorunuyla ilgilenen tek kurum vardır; “Basın”

Filmlerdeki gibi bir cam şişenin içine bir derdimizi yazıp şişeyi denize atacağım”. Belki bir gün bir bulan olur diye…   

Film demişken bir sahne ile başlayım dert anlatmaya;

Yukarıda sıraladığım bütün gereksiz iltifatları duyunca Vizontele filminde Cem Yılmaz’ın canlandırdığı Fikri’nin müthiş repliği gelir sürekli aklıma.

Hani şu iş yapmadan belediyeden para koparmaya çalıştığı sahne;  

“ Bırak Allah aşkına yav. Adam hizmet istemiyor ki... Seçimlerde kendisi için çalışırken iyi. İş paraya gelince kıvırıyo... Bana da ihtiyacı olduğunu biliyor tabi. Beni pofpofluyor. Beni ne pofpofluyorsun kardeşim! Yok benim dedem şöyle büyük ağaymış! Yok benim dedemin katırları kimsede yokmuş ta. Beni methetme kardeşim. Bana para ver”

Basının sorunu aslında tamda bu…

“Sürekli pofpoflayanların yeri ve zamanı geldiğinde hiç yanımızda durmaması”

Bu repliği bu sefer hatırlamamın sebebi ise “Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK), 3 Kasım tarihinde yayınladığı duyurusu…”  

Yeni düzenleme ile tehlikeli mesleklerde çalışan ve fiili hizmet süresi zammından yararlananların emeklilik gün sayılarına sınırlama getirildi.

Yani gazeteciler, hafta tatillerinde, yıllık izinlerinde yıpranma payından yararlanamayacak. Bu "Her ay için fiili hizmet süresi 26 gün üzerinden hesaplanacak ki, bu da yıllık 312 gün anlamına geliyormuş”

Yani diyorlar ki;

Fikir işçisi olarak 6 gün kullanıyorsun beynini ama hafta sonu tatilinde kullanmıyorsun. Yıllık izninde beynin de izne çıkıyor niye sigortalı sayayım seni…

Hastasın ve raporlusun o zamanda kullanmıyorsun ya beyin hücrelerini… Eskimiyorlar… Bu sebeple kesiyorlar sigortasını gazetecinin…

Sonra çıkıp bütün nutukların girişine “Güzide Basın Mensupları” diye başla…

Yer mi bunu gazeteciler…

Evet yerler…

Çünkü gazeteciler duygusal yaratıklardır…

Hepsi kendini o kadar vatan millet ve haber adına adamışlardır ki bunu bile sigaya çekerler…

Yaptıkları hizmete kendilerini ve ailelerini o kadar feda etmişlerdir ki birkaç gün geç emekliliğin lafı mı olur o fedakarlığın yanında?

O nedenle tüm derdimiz buda değil…

“Neymiş efendim, gazeteci olmasa dünyayı talan ederlermiş kimsenin haberi olmazmış! Gazeteci halkın gözü kulağıymışız. Demokrasi ve özgürlüğün vazgeçilmeziymişiz…”

Gazeteciyi övmeyin kardeşim. “Hak ettiği değeri verin!” Göstermelik değil, samimiyetle…

Bu şehri gerçekten sevdiğinin farkına varın mesela. En azından sizin kadar…

Bir kısmını bir kısmına tercih etmeyin! Ötekileştirmeyin!

Destek olun! Çünkü gerçekten yaşadığınız şehri ayaklarınızın altından alırlar ve sizin haberiniz dahi olmaz…

Ve birde tabi ki okuyun!

Gazeteci, işte ancak o zaman 'Güzide’ olur…