Geleceğe "Bor"dan Bakalım mı?

Mehmet Toker
Sanayii Devriminden bu güne yapılan ve dünya üzerinde halen devam tüm savaşların esas nedeni, enerji kaynaklarına sahip olabilme savaşıdır. Sanayiinin çarkı enerji ile dönebilmekte, sanayii ürünleri enerji olmadan çalışamamaktadır. Teknolojik gelişim, dünya insanlığını enerjiye bağımlı bireyler haline getirmiştir.
 
1800'lü yılların ortasından itibaren sanayileşme adına atılan adımlar, yapılan yatırımlar ciddi bir enerji ihtiyacını da beraberinde getirdi. Sanayinin temelini oluşturan demir ve çelik ve diğer madenleri eritmek, işlemek, şekil vermek için yüksek ısı meydana çıkaran kömüre duyulan ihtiyaç 1900'lü yılların başında yerini petrole ve akabinde de elektrik enerjisine bıraktı. Kömüre ve petrole sahip olan aynı zamanda bu maddelerden dönüştürerek elektrik enerjisine de sahip olabiliyordu. 1900 yılında 1 Kilowatt elektrik üretmek için 3 kilo kömür gerekirken, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombaları, atomun içindeki muazzam gücün terbiye ve kontrol edilerek nükleer enerjiden elektrik üretilebileceğini ortaya çıkardı. 1960'a yılına gelindiğinde 1 Kilowatt elektrik üretmek için yarım kilo kömür yeterliydi.
 
1900'lü yılların başında İngilizlerin petrol sahalarını işgal etmeleri, akabinde 1. Dünya Savaşı neticesinde Lozan'da, Misak-ı Milli sınırları dahilinde bulunan Musul ve Kerkük'ü, İngiliz'lere terk ederek masada kaybetmemiz bir anlamda enerji savaşlarındaTürkiye'yi hem sahanın hem de masanın dışına itmiştir. Irak, Suriye, Libya, Afganistan savaşları, Arap Baharı entrikaları hep bu enerji kaynaklarına, enerji hammaddesine sahip olma savaşıdır. Sanayii tesisleri üretebilmek için, ürettikleri ürünlerde(Arabalar, Gemiler, Uçaklar, Trenler, Ev aletleri,vb.) işlevini gerçekleştirebilmek için elektrik ve petrol enerjisine ihtiyaç duyuyordu.
 
Elektriğin üretimi hidroelektrik santralleri, kömür ve petrolün yakılmasıyla çalışan termik santraller ya da nükleer santraller vasıtasıyla gerçekleşiyor. Gerek termik santraller, gerek nükleer santraller ya da petrolü tüketen sanayi ürünlerinden ortaya çıkan atıklar aynı şekilde havayı ve çevreyi kirletmek suretiyle çevreyi de yaşanmaz hale getiriyor. Bu durum gelecek kuşaklar için küresel iklimin korunması problemini sanayi ülkelerine dayatmış oldu.
 
Günümüzde sanayileşmiş ülkeler, aynı zamanda en fazla çevre kirliliğine sebep olan, dünyayı en fazla kirleten ve yaşanmaz hale getiren ülkelerdir. İnsanların elleriyle yaptıklar yüzünden karada ve denizde düzen bozulmuştur. Bunun acı neticelerini ise tüm insanlık tatmaktadır. İnsanlar temiz bir bardak su içemeyip, temiz bir nefes alamayacaksa teknolojik gelişmeler ve sanayii üretimi bir anlam ifade etmemektedir. Artık temiz enerji bir zorunluluk olarak kendisini kabul ettirmiştir.
 
Özellikle yeni sanayi hamleleri ile üretimin geçtiğimiz yüzyıla oranla daha fazla artmasının beklenildiği yakın gelecekte, enerjiye olan ihtiyaç da aynı oranda belki daha fazla nispette artacağa benziyor. Bu durumda özellikle petrolün ve kömürün neredeyse sonunun gözükmesi ve kirlilikte başrolü oynamasından dolayı ülkeler, farklı enerji kaynaklarına yönelmeye başladılar. Elektrik üretimi için hidroelektrik santrallerinin artırılması, rüzgar ve güneşten elektrik üretimi birinci sırada yer almaktadır. Önümüzdeki yüzyılda kara, hava ve deniz araçlarının elektrik enerjisi ile işletilen vasıtalar olacağı da değerlendirildiği zaman elektrik enerjisine ihtiyaç çok daha fazla kendisini hissettirmektedir.
 
Bunu planlayan ülkelerin şimdiden bu noktada güneş ve rüzgarın da ötesinde farklı enerji kaynaklarını keşfetmesi ve kullanması bir zorunluluk olarak gözükmektedir. Zira hem enerjiyi sağlayıp, kullanıp, tüketip, hem de çevreye, suya, toprağa ve teneffüs edilen havaya zarar vermeden bunun gerçekleştirilebilmesinin mümkün olması gerekmektedir. Bu noktada ilk akla gelen "Bor" madenidir. Dünya Bor rezervlerinin %73'ünün Türkiye'de bulunduğu değerlendirildiğinde, enerji arzı noktasında Türkiye'yi yeniden odak noktası haline getirmektedir. Bununla beraber radyoaktif bir element olarak aynı zamanda atom enerjisi kaynağı olan "Toryum", nükleer reaktörler için uranyuma oranla daha temiz bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. 30 Kasım 2007'de Türkiye'nin enerji devi olmasını sağlayacak "toryumdan nükleer enerji projesi"nin mimarları, Prof. Dr. Engin Arık ve altı akademisyenin şaibeli bir uçak kazasında hayatını kaybetmiş olmaları, bu futurist savaşın belki de ilk işaret fişeklerinden bir tanesiydi.
 
Enerji Savaşı'nda yenilmemek, yıkılmamak, ezilmemek adına ve gelecekte dünyada söz sahibi olabilme, teknoloji ve sanayi hamleleri ile muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkıp, dünyada belirleyici bir güç olabilme adına bütün gücümüzü ve bakışınızı bu noktaya toplamak durumundayız. Özellikle "Bor" mineralinin petrole alternatif olması ve petrol ürünlerinin kullanıldığı bütün alanlarda "Bor Filamentlerinin" kullanılabilecek olması nedeniyle; hem sanayi ürünlerini, hem de sanayi üretim biçimlerini değiştireceği değerlendiriliyor. Bir taraftan doğalgaz, kayagazı gibi alternatif enerjiler ile beraber diğer taraftan "Bor ve Toryum" gibi yeni nesil enerji kaynaklarına sahip olan ve bu enerjiyi daha yaşanabilir bir dünya için kullanabilen ülkeler önümüzdeki yüzyılın belirleyicisi olacaktır. Gelecek için hazırlığımızı şimdiden yapıp, sahip olduğumuz enerji kaynaklarını akıllı, akılcı bir şekilde değerlendirebilmek gerekiyor. Dünün kömür-buhar ilişkisi belki de yarın Bor- elektrik ya da Toryum-elektrik ilişkisine bir referans teşkil edecektir. O halde Lozan'da olduğu gibi sahada kazandıklarımızı masada kaybetmeme adına bugün hem sahayı hem masayı sağlam tutmak bir zorunluluktur.