GELECEĞE UMUTLA BAKMAK

Hasan Mutluoğlu

Allah’a hamd olsun, 1 Kasım seçiminin sonuçları, ülkemizin geleceğine bir kere daha umutla bakmamıza vesile olacak şekilde gerçekleşti.

Güzel ülkemizin güzel insanları, İslam ülkelerinin Müslüman halkı, seçim sonucundan sevinç ve mutluluk duyduklarını, büyük bir coşku ile ifade etmeye çalıştılar.

Necip milletimiz, bu coğrafyada yaşamaya, bu coğrafyanın hakkını vermeye, umutların tükendiğinde anda, yeniden varım ve buradayım kararlılığını bir kere daha gösterdi.

Tarih boyunca ezilenlerin, mazlumların, darda kalmışların - inandığı kadim değerler aydınlığında – tarafında yer alan bu milleti Allah hiç yalnız bırakmamıştır. Buna inancımız tamdır.

Bu ülkenin insanına hizmet etmek, ülkemizin geleceğine yönelik çalışmalarda görev almak, - bulunulan konuma ve güc oranına göre – zorunda olduğumuzu unutmayalım.

Ülkemize kurulan bütün tuzakların bozulabilmesi ve bertaraf edilebilmesi için her zamankinden daha fazla çalışmanın gereğine inanmak zorundayız.

Eğitime, doğru bilgiye ulaşmaya, kadim kültürümüzü kaynaklarından öğrenmeye ve öğretmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Sahip olduğumuz maddi ve manevi değerlerin neler olduğunu bilip, kiymetinin farkında olmanın rahatlığında bize düşen görev ne ise yerine getirmeliyiz.

Sosyal hayatın vazgeçilmez en önemli müessesesinin AİLE olduğunu hepimiz biliyoruz.

Toplumun temel taşı olan aile, bireylerinin eğitimli ve kaliteli yetişmesi sayesinde, ülkenin geleceğini olumlu yönde etkilemeleri, kaliteli bir toplum oluşumunu sağlamalarına imkan verir.

İstanbul müftülüğü tarafından çıkarılan DİN ve HAYAT dergisinde temel konu olarak “GENÇLİK” olarak belirlenmiş. Okudum ve bir eğitimci olarak oldukça istifade ettim.

Dergiyi adresime gönderme lütfunda bulunan İstanbul Müftülüğü yetkililerine teşekkür ederim. Bazı kısımlarını sizlerle zaman zaman paylaşmak istiyorum.

Geleceği yüklenecek olan çocuklarımızın ve gençlerimizin önemini vurgulayan açıklamalara şöyle bir dokunalım.

Bir toplumun bekası çocuk ve gençlere yapılan yatırımla doğru orantılıdır. Bu anlamda onların mutluluğuna hizmet etmek dini ve insani bir görev. Bu da öncelikle ebeveynlerin uhdesinde elbette.”

Aile birlikteliği, çocukların ve diğer aile büyüklerinin dayanışması ile sağlamlaşır. Sağlam ve kadim değerlerine bağlı ailelerin oluşturacağı birliktelikten ideal millet ortaya çıkar.

Bu coğrafya üzerinde huzurlu yaşayabilmenin yolu UMUTLU olmaktır. Büyükler; öncelikle bu umuttan beslenmeli, sonrasında bu umudu sorumlu olduğumuz çocuklarımıza ve gençlerimize kazandırmalıyız.

Bütün bu temennilerin yolu eğitimden geçer. Eğitim işi hiç bir zaman ihmal edilemez. Savaşta bile eğitime ara verildiği görülmemiştir.

Yeni dönemde eğitim için yapılmaya çalışılanları yeterli görmüyoruz. Eğitimin program ve müfredatında yapılabilecek önemli yenilikler, toplumun her kesiminin itiraz edemiyeceği ortak noktalara götürücü nitelikte olması gerekir.

Hızla değişen, yaşam şartları gittikçe zorlaşan, bencillik duygularının arttığı bir dünyada yaşıyoruz.

Bu durumu göz önünde tutarak, çocuklarımızın ve gençliğimizin geleceğini hazırlayacak eğitim, hayatın gerçeklerine, gerçek bilgi kaynağı VAHİY ve RİSALETE uygun olarak planlanıp uygulanmalıdır.

Söz buraya gelmişken, Bilge Kral Aliyya İzzetbekoviç’in tarihe geçen sözlerinden bazılarını yazmak gerekir.

Kur’an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla O’na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”

“Ey teslimiyet senin adın İSLAM’dır.”

“Balığın suda yaşaması gibi, dünyanın içinde yaşadığı çevre Kur’an ve İslamdır.”

Bize; yabancı kültüre yelken açtıracak, “köle kültürüne” esir edecek, kula kulluk ettirecek bir eğitim sistemi lazım değil.

Bu günü yarına eşit olmayan bir çalışma temposuna, yaratılışımıza uygun sevgiye, insanların mutlu, huzurlu yaşayabilecekleri ortamı oluşturacak anlayışa, barış ortamına ihtiyacımız var.

Un var, şeker var, helva yapacak usta var. Geriye ne kaldı? Cevabı üstad Necip Fazıl’da:

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, AYAĞA KALK, Sakarya!”