GİTTİM GÖRDÜM YAZDIM

Sezai Keskin

"Ellerinde molotof kokteyller, demir çubuklar ve sopalarla yüzü maskeli eylemcilerin Beyaz Saray'a, Londra Parlemantosu’na, Paris’te Versay Sarayına, Berlin’e, Kremlin’e yürümelerine, kamu ve özel mallara azgınca saldırmalarına izin verildiği bir durumu hayal edebiliyor musunuz?"    

                                                                                                                           ‘’Türkiye’de devrim başladı’’ ‘’iç savaş var’’ ‘’Türk baharı’’ diye çığlık atan, yaygara koparan, Yahudi güdümlü pervasız dış basın, Avrupa’nın göbeğinde kendi halkının üzerine köpek salan polisine karşı üç maymunu oynuyor. Söylenecek tek söz var: ‘’Domuzdan post gavurdan dost olmaz.’’ Türkiye, tarihi kan ve gözyaşı dolu, eli kanlı katil ve barbar Haçlılardan akıl almayacak kadar onurlu ve güçlü bir devlettir. Taksim hadiselerini AKP için ‘’sonun başlangıcı’’ gibi gören, hükümeti ‘’salladıklarını’’ sanan yarım akıllıları (ki; öyle yorumlamak hoşlarına gidiyor) gene büyük bir hüsran bekliyor.  Bir şeyin bittiği başladığı yok, seçimleri gene AKP kazanacaktır, bu bir temenni değil bir tespittir. Gezi Parkı’’ mıntıkasında dolanmak, haberin böğründe yazarlık yapmak ve haber tarassudunda olmak için Oradaydım. Caddeler, yollar her yer minik tepecikleri andıran çöp yığınları ve pislik içinde. Taksim meydanı ve civarı bir an evvel mikroplardan temizlenmeli, bunun sabunla mı, deterjanla mı yoksa diğer etkili kimyasal maddelerle mi olması gerektiğine yetkililer karar verecek. Ben temizlik malzemelerinden fazla anlamam. Ama ülkemin temiz olmasını arzu ederim. İstiklal Caddesinden, Beyoğlu’na, Taksim’e uzanan yol boyunca istisnasız tüm işyeri ve mağazanın vitrin camları ve duvarları tahrip edilmiş, yasadışı örgütlerin sevimsiz mesajları ve Başbakan’a yazılan iğrenç küfürlerle dolu. Taksim yolgeçen hanına dönmüş.           Kimin eli kimin cebinde belli değil. Kaldırımlar ve yollar işporta tezgahlarının işgali altında. Özellikle Başbakan’a nispetle içki satan tezgahların çokluğu göze çarpıyor. Bu yürek burkan manzarayı görünce Türk Polisine olan muhabbetim katlandı. Devlet Polisine sahip çıkmalıdır, anarşistlere su sıktı diye ilgili polislere ceza verilmesi kahraman Türk Polisinin vazife şevkini ve neşesini kıracaktır. Olayları çıkaran, işyerlerini tahrip eden ve Taksimi savaş alanına çeviren anarşistlere karşı polis sonuna kadar sabırlı ve şefkatli davranmıştır. Burayı görmek lazım. Atatürk heykeli, AKM binası ve tüm direkler üzerindeki yasadışı örgütlerin bez paçavraları ve anarşist resimleri ile kaplı. Kimler yok ki; başta Türk devleti ve Türk milletinin azılı düşmanı, dış şer odaklarının piyonu pkk terör örgütünden adını sanı duyulmadık envai çeşit sol örgütlere, homoseksüellerden travestilere kadar ne ararsan var. Ama halk yok. Tedavülden kalkmış bilumum sosyalist, komünist, ‘’sol’’ örgüt varsa kendi reklamının peşinde. Gezi parkı daha çok ‘’sol mezarlığı’’ görünümünde. Bazı yerlerde ise Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk ile Lenin, Stalin gibi dinsiz, katil, diktatörlerin resimleri yan yana. Başbakan ve eşine yönelik iğrenç hakaret ve küfürler yazılı dövizler en çok hedefte olanlar. Gezi parkı içinde hijyenden ve temizlikten yoksun ücretsiz gıda dağıtıldığını görünce bu ‘’değirmenin suyunun’’ nereden geldiğini merak etmedik değil.  Buradan bilgi toplamak 7 başlı ejderhanın boynundaki yakut kolyeyi kapmaktan farklı değil. Kimse konuşmak istemiyor, gözlerde korku ve tedirgin bakışlar hakim. Bataklıktaki kurbağa çığlıklarını andıran sere serpe yayılan çadırlardaki ses ormanından kelebek sessizliğinde ilerliyoruz gecenin karanlığında. Usulca akan ırmağın sakinliğinde zıplaya zıplaya bira kutuları ve içki şişeleri arasından parmak ucunda hareket ediyoruz. İlerleyen saatlerde yemek için girdiğimiz mekanın yetkilisi Taksim’e 12 gündür araç giremediğini ve dolayısı ile bazı gıda malzemelerinin tedariki hususunda ciddi sıkıntı çektiklerini söylüyor. Adının açıklanmasını istemeyen bir işletmeci de ürkek bir tavırla bazı örgütlerin esnaflardan tehditle gıda toplandığını can ve mal güvenliği endişesi ile birçok esnafın gizlice yardımda bulunduğunu bildirdi. Bunun yanında terör uzantısı ucube partinin ise açıktan destek ve yardım ettiği bilgisine ulaştık. Ama ağırlıklı görüş ‘’değirmenin suyunun’’ iktidara düşmanca tavır takınan, marjinal bazı banka ve holdinglerden geldiği yönünde. Görülen o ki; ‘’halk’’ kelimesini dilinden düşürmeyen sol örgütler en büyük darbeyi ‘’çok sevdikleri’’ halka vurmuştu. Taksim meydanda eylemlere twitter üzerinden eleştiri yapan bir büfe sahibinin dükkanın yakılıp yıkılması eylemcilerin gözünün ne kadar dönmüş olduğunun vesikası gibiydi. Meydanda yakılan polis araçları önünde resim çektiren militanların soğuk sırıtmaları kendisine uzatılan muza sevinçle çığlık atan maymunların çıkardığı sesten farklı değildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki kadar gelişmiş demokrasi olmamıştır. Özgürlük mü? Ben 38 ülke gezdim, Başbakan’ın ölmüş annesine, hanımına küfredecek kadar alçak, şerefsiz insanların olduğu özgür bir ülke görmedim!. Parkta zil zurna içip içip kafayı bulanların yaptığı şeyin adı ’’demokratik eylem’’ değil. Orada olan şeyin adı ‘’İşgal’’. İnanın, buradakilerin kahır ekseriyeti ne için orada bulunduklarını, kime hizmet ettiklerini dahi bilmiyorlar.

Kendini sosyalist sularda hayal eden üşümüş kaplumbağalar, buğday ambarında sanan aç tavuklar, ‘’devrim yapma vakti’’ diyenler…Sizin adresiniz gezi parkı değil, boğaz boyunca uzanan ışıltılı gece kulüpleri…Belki aradığınızı orada bulabilirsiniz…