Günaydın - Hayırlı Sabahlar - Zatı Aliniz Nasıllar?

Can Ahmet Kılıç

Bir milleti millet yapan unsurlar; din, dil, tarih, kültür birliği, şecere ve coğrafyadır. Bunların hepsi bir tespihin taneleri gibidir, birisi bozulur ve koparsa hepsi dağılır. Dil ise en önemli unsur olarak gelmektedir. 500 Sene önce ölmüş bir İngilizi mezardan kaldırırsanız, bugünkü İngilizceniz ile çok rahat sohbet edersiniz. Ancak ben, 90 sene önceki dilimi konuşamıyorsam ciddi bir filolojik erozyona maruz bırakıldığımız aşikardır. Ben dedemin mezar taşını neden okuyamıyorum? Halbuki mezar taşları, bir milletin kimliğini oluşturur. Hayatta iken takiye yapabilirsiniz, Müslüman değilmiş gibi görünebilirsiniz. Fakat ölünce defnedildiğiniz mezarın taşı takiye yapmaz… Binlerce yıllık köklü tarihimizin devamı olarak dedesinin nasihatlerini anlamayan bir nesil ortaya çıktı. Bu nesil dedesini anlamış olsaydı bu hale gelir miydi?


Türk Dili Öyle Zengin Bir Hazinedir Ki...

Selçuklular Anadolu kültürünün merkezidir. Selçukluların; Toroslar, Kütahya, Halep ve Şam arasındaki üçgende koruduğu kelime dağarcığı birbirinden ciddi derecede kopmuş vaziyettedir. Bundan mütevellit nesiller arasındaki bağlantı da kesilmiştir. Neslimizin öğütlerini duyamayan bizler, emperyalist güçlerin avı pozisyonuna gelmiş durumdayız. ‘’Kevgir, yaba, yazır, selce, dibek, küfe, peşkir, pardı, urgan, kosa...’’ gibi Anadolu toplumunun literatüründe kaybolmuş, kaybolmaya yüz tutmuş yüzlerce kelime vardır. Türk dili, öyle zengin bir hazinedir ki, günümüzde yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bir alanda 250 milyon nüfusun konuştuğu; yüz elliye yakın ülkede öğretiminin yapıldığı, kökleri tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan, 600 bini aşkın söz varlığına sahip bir dünya dilidir... Bugün Somali’de, Mali’de 70 adet dil vardır, ülkemizde ise 2-3 dilden ibarettir. Dili bozduğunuz zaman kültür bozulur, aile yapısı bozulur. 10 bin yıllık bu kültür, kırılan bir kristal gibi dağılır. Ürdün, Liberya, Lübnan gibi tarihte geçmişi olmayan, milli ve manevi değerlerden eksik olan milletler çabuk kimlik değiştirir, sınırlarını değiştirmeye müsaittir. Mücadele etme şansı yoktur. Mücadele, dil ile, tarih ile, aile yapısıyla olur.

Savaş Ölünce Değil, Düşmana Benzeyince Kaybedilir

Tonyukuk taş yazıtlarında şöyle yazar: ‘’Bu coğrafyada fakirlik suçtur, kim fakirse gelsin hesap versin. Ben size bu büyük verimli toprakları bıraktım.’’ Bugün Türkistan coğrafyasında, Moğolistan’dan örnek vermek gerekirse 4 milyon nüfusu, 12 milyon büyükbaş hayvanı vardır. Coğrafya, hayvancılar için çok cezbedici bir yapıya sahip olmuştur. Demiyor mu efendimiz, ‘’Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.’’ Çalışmak Müslümanlığın şiarıdır. Üretmediğimiz için rezil olduk, üretmediğimiz için mahvolduk. Avrupa üretti biz tükettik, Avrupa konuştu biz dinledik, Avrupa giydirdi biz giydik, artık bu gömlek bu coğrafyaya dar geliyor! Etrafınıza dönün de bir bakın. Odada göreceğiniz abajur, priz, televizyon, lamba, gardolap, vestiyer, monitör... sayacağınız eşyaların yarısı ya Fransızca ya da İngilizce kökenlidir. 100 yıl önce kırılma bu şekilde başlamıştır. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Neden Bu Coğrafyanın Bu Dili Perişan Edilmiştir?

Türk Dil Kurumu, eline bombayı almış, lisanımızın içerisine yerleştirerek patlatmıştır. Kurumun yapması gereken, ‘’computer’’ gibi yabancı kelimelere ‘’bilgisayar’’ gibi denk kavramlar getirmekti. Ancak ‘’salgın’’ın suyu mu çıktı da ‘’pandemi’’, “imkan”ın suyu mu çıktı da “olanak”, ‘’şart’’ın suyu mu çıktı da ‘’koşul’’ dediniz? Bunların tümü benim dedemle aramdaki bağlantıyı koparmıştır. Bugün Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, dünyadaki 250 milyon Türk ile ben neden anlaşamıyorum? Neden bu coğrafyanın en zengin dili bu kadar perişan edilmiştir? Teşekkür yerine mersi’yi, Allah’a emanet yerine baybay’ı tercih ederseniz, toplumu yozlaştırır ve parçalarsınız! Kadim dilimizi muhafaza etme yolunda Türk Dil Kurumu’nu göreve çağırıyoruz.

Anadolu Müslümanlığının Özü Budur

Bu dili de koruyacak olan hiç şüphesiz kutsal aile yapımızdır. Eskiden Anadolu kültüründe öyle bir medeniyet hakimdi ki karnı aç, yolda kalmış insan bulunamazdı. Ben Torosların çocuğuyum. Dedemin ve babamın anlattıklarına göre, Toroslarda Bozkır’dan Hadim’e giden bir insan gece bir beldede kaldığı zaman mutlaka o bölgede bir köy odası bulunur, otel olmazmış. Odaların içerisinde kap kacağı, tavası tenceresi, bulguru nohutu fasülyesi olurmuş. Bindiği atın samanı eksik olmaz, kışın ise sobasının yanında odunları bulunurmuş. Evin ışığı yandığı zaman komşuları, ‘’Buraya bir yolcu gelmiş, açtır susuzdur, yolcudur yolaktır’’ diye düşünür, o eve hemen yiyecek gönderirmiş. Bu çok büyük bir bereket ve misafirperverlik örneğidir. Belki gelen katil, hırsız, sahtekardı. Ancak bunların hiçbirisine bakılmazdı. Çünkü açlık ve susuzluk, ne din ne mezhep ne de inançla ilgilidir. Suya ve ekmeğe, milliyeti ve zihniyeti ne olursa olsun her insan muhtaçtır. Fatih Sultan Mehmed’in dediği gibi, ‘’İnsanlara; ‘Dinin nedir? Namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun?’ gibi Allah'ın soracağı soruları sormayın! İnsanlara; ‘Aç mısınız? Bir şeye ihtiyacınız var mıdır? Bir ihtiyacın var mı?’ gibi kulun kula soracağı sorular sorun.‘’ Yine köylerde, bilâvelet dediğimiz ailelerde eğer hiç cocuk yoksa, o aileyi onore etmek amacıyla; bayram namazından sonra o eve misafir olunur, eve yiyecek getirilir, bayramını mübarek eyledikten sonra mahalleli dağılırmış. Türk toplumunun, Anadolu Müslümanlığının özü budur. Biz bu kültürü ne ara ve nasıl öldürdük? İşte bunun sorgulanması lazım.

Kayın Ağacı Gibi Sağlam Türk Aile Yapısı

Türk aile yapısının çok güçlü olmasının dayanağı; hala, dayı, görümce, çelebi, elti, kayınpeder, kayınvalide ve yenge gibi kelimelerin varlığıdır. Dünya dillerindeki akrabalık kavramları ele alındığında bu yönden en zengin dil Türkçedir. Türk tarihinde mimaride çokça kullanılan kayın ağacı, kesiminden sonra 1000 sene çürümeden dayanabilen bir ağaçtır. İşte kayınpederin, kayınbiraderin kökeni de bu ağaç olmuştur. İngilizce’deki akrabalık bağları yalnızca ‘’uncle’’, ‘’cousin’’ ve ‘’aunt’’ ile kısıtlanmıştır, Arapça da buna benzer. Türk devletlerinin bin yılı aşkın sürelerce var olmasının sebebi, aile yapısındaki temelin ve direğin sağlam olmasıdır. Aileler mahalleleri, mahalleler şehirleri, şehirler ise ülkeyi meydana getirir. Aile yapısı güçlü olduğu sürece devletler ne ihtilaller ile ne de anlaşmalar ile yıkılır... Aile yapısına sahip çıkacağız, çıkamazsak bu kültürel erozyon büyür de gider. Kuzen kelimesini gelip buraya bağlayamazsınız. Türk aile yapısı çatırdadı mı da kuzeni kullanıyorsunuz, Türkiye’ye ithal ediyorsunuz? Yeter artık bu kadar ithalat demenin zamanı gelmedi mi ?!

Acilen Yozlaşmaya Dur Denmesi Gerekmektedir

Üretmeyen toplumlar ayakta kalamaz. Ürettiğinden fazlasını tüketenler ise yok olmaya mahkumdur. Üniversitelerimiz uyuyor mu? Neden bunlara çare bulunamıyor? Bu üniversiteler bilim yuvası değil, film seti haline gelmiş durumdadır. Bilim üretilmiş olsalardı, bu toplum bu hale gelmezdi. ‘’Sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun’’ cümlesinin, ‘’Zatıaliniz nasıldır?’’ sorusunun ne Arapça’da, ne İngilizce’de, ne Fransızca’da ne de Çince’de karşılığı yoktur, çeviremezsiniz. Bu kadar dolu bir kültüre, bu kadar güçlü bir aile yapısına sahip bu milletin artık bu yozlaşmaya dur demesi gerekmektedir. Bürokrasiyi, üniversiteleri, siyasetçiyi göreve davet ediyoruz. Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kafidir. Milli şairimiz Mehmet Akif ne güzel söylemiş... “Eski, eski olduğu için atılmaz, eğer kötü ise atılır. Yeni, yeni olduğu için alınmaz, eğer iyi ise alınır.”

‘’Muini zalimin dünyada erbab-ı denaettir Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten”... Vakti şerifleriniz hayrolsun efendim.