Hac İbadeti

Zekiye Soylu

Hac kelimesi, lügatte kasd ve teveccüh mânasına gelmektedir. Dinî mânası ise, belli bir yeri, muayyen bir zamanda, belli hareketlerle ziyaret etmektir. Belli bir yer, Kâbe-i Muazama ve Arafat’tır. Muayyen zaman; Şevval, Zilka’de ve Zilhicce ayının ilk 10 günüdür. Belli hareketler ise; Kâ’be’yi tavaf, Arafatta vakfe, sa’y gibi hacca mahsus hareketlerdir.

İslamiyet'in beş esasından biri olan hac, hicretin 19. yılında farz kılınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de: "Yoluna gücü yetenlerin evi (Kabe'yi), hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır" (Al-i İmran 3/97) buyrulmuştur. Hz. Peygamber de haccı İslam'ın beş esasından birisi olarak ifade etmiş (Buhari, "İman", 1), haccın önemini belirtmiş, bu ibadetin nasıl yapılacağını fiilen göstermiş, "Kim Allah için hac yapar, günahtan, cinsel söz ve hareketlerden uzak durursa annesinden doğduğu gün gibi geri döner" (Buhari, "Hac", 4; Müslim, "Hac", 438) buyurarak haccın faziletine işaret etmiştir.

Haccın rükünleri, mâhiyetini teşkil eden farzları ikidir. Biri, Arafat’da bir müddet beklemek, diğeri de Kâbe-i Muazzama’yı farz manada tavaf etmektir.

Arafat, Mekke-i Mükerreme’nin güney doğusunda, 25 km. uzaklıkta bulunan bir yerdir. Hac yapacaklar için Arafat’da durmak zamanı, Zilhice ayının dokuzuna rastlayan Arefe gününün zeval vaktinden itibaren Kurban bayramı ilk gününün fecrinin doğuşuna kadar olan zamanın herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde bir dakika dahi olsa, beklemekle bu farz yerine gelmiş olur. Bu Arafat’da uyanık bir halde durmakla uyumak veya baygın bulunmak halleri eşittir.

Hac bedenî ve malî yönü olan bir ibadettir. Sağlık, servet ve yol emniyeti yönünden (Tirmizî, Hac, 4) haccetme imkânına sahip (Kâsânî, Bedâi‘, II, 120), hür, (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, V, 518) akıl sağlığı yerinde ve büluğ çağına erişmiş müslümanlara farzdır (Merğînânî, el-Hidâye, II, 296; Kâsânî, Bedâi‘, II, 120; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, III, 456). Bu şartları taşıyan kişinin, imkân elde edince, geciktirmeden bu farzı yerine getirmesi gerekir. Hayatında bir defa hac yapmış olan müslümanın bir daha haccetmesi gerekmez (Müslim, Hac, 412); ancak nafile olarak hac yapabilir (Ebû Dâvûd, Menâsik, 1).

Hacca giden, başkalarına sıkıntı vermediği gibi onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmalı, yumuşak davranmalıdır. Hadis-i şerifte (Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur) buyuruldu. Sert, kırıcı olmaktan da kaçmalıdır. Hadis-i şerifte, (Sertlikten ve çirkin şeyden sakının. Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir) buyuruldu. (Müslim)

Hacca gidip gelenin değil, haccı kabul olanın günahları af olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kabul olan bir hac, geçmiş günahları yok eder.) [Beyheki]

(Haccedip, kötü söz söylemeyen ve doğruluktan ayrılmayan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Buhari]

Rabbimiz ayeti kerimede bizlere şöyle buyuruyor.

"Şüphesiz âlemler için, çok feyizli ve ayn-ı hidayet olmak üzere, konulan ilk ev (ma‘bed) elbette Mekke’de olandır. Orada apaçık alametler, İbrâhîm’in makamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hac (ve ziyâret) etmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfrederse şüphesiz ki Allah âlemlerden ganî (müstağni) dir.“(Ali İmran Suresi 196-197)

Rabbim bizlerede bu güzel ibadeti yapmayı nasip etsin inşallah...Amin