Haftaya Dair

Arif Tekeli

Türkiye için oldukça ilginç bir hafta oluyor. Bir tarafta asırlık bir proje olan ve küresel bir vizyonu ortaya koyan Marmaray açılırken diğer taraftan kadın vekillerin en doğal haklarını kullanıp kullanamamaları durumu tartışılıyor. Neresinden baksan paradoks, neresinden baksan Türkiye gerçeği. Bunun müsebbibi elbette ki CHP. Muhalefete muhalefet olmaz tabi ama Türkiye’nin düzgün bir muhalefet tarzına ihtiyacı olduğunu da söylemek gerekir.

Başörtüsü haktır, tartışılamaz:

“Kadın vekiller meclis genel kuruluna başı örtülü bir şekilde girebilecek mi giremeyecek mi?” tartışma bu. İşte ilkel olan çağdışı olan da bu. Bu konunun tartışılması dahi çağın ne kadar gerisinde konularla uğraştığımızın bir göstergesi. İnsanın en doğal haklarından birisi din ve vicdan özgürlüğüdür. Bu hakkı birilerinin tartışması ve uzlaşması sonucunda -başörtüsü özelinde bakacak olursak- kadınlara ulufe dağıtır gibi dağıtmak ilkeldir ve yakışık almıyor. Türkiye’nin bu konuyu artık geldiğimiz noktada tartışmaksızın kadın vekillerin genel kurula istedikleri gibi girebilmelerini sağlaması gerekir. Bu bakımdan bizlerin yani Konyalılar’ın vekili olma hakkını kazanmış olan Sayın Gülay Samancı’nın özgür tercihinin de Muharrem İnce gibi bir kadına taciz ettiği iddiası ile ilgili dosyası bulunan bir milletvekili tarafından tartışılmaması gerekir. Bu Hem Konyalı’nın iradesine saygısızlıktır hem de dünyada gülünç duruma düşmektir. İşte bu yüzden CHP hiçbir zaman ciddiye alınmayacaktır. MHP’nin ise bu konudaki tavrını tebrik etmek gerekir. Zira başta da dediğim gibi elbette ki girebilir kadın vekiller meclise başörtüsüyle bunun tartışılması dahi bir problemdir. Bu konu tartışmasızdır. Demokrasi ve özgürlükler noktasında sınır ve tartışma olmaz.

Çocuklarınızı Sayın Kılıçdaroğlu’ndan koruyun:

Bir diğer olumsuzluk da Sayın Kılıçdaroğlu’nun yine ağzını bozması sonucunda siyaset tarihinin ikinci en büyük gafını yapmasıdır. Birincisi de yine kendisine aittir. (Başbakan Erdoğan’ın rahmetli annesine küfretmeye yeltenmişti.) Kılıçdaroğlu Başbakan Erdoğan’ı “röntgencilik”le itham etti. Tabi böyle bir tartışmayı ciddiye alıp buraya taşımak dahi anlamsız fakat hukukun artık Sayın Kılıçdaroğlu’na dur demesi gerekiyor. Artık çocukların terbiyelerini bozacak noktaya gelmeye başladı. Şimdiden bu kadar aşağıya indiyse seviye seçim yaklaştıkça neler olur korkuyorum. Kemal Bey çıkınca çocuklarınızı televizyonlardan uzaklaştırmanızı öneririm. Bir diğer önerim de televizyonlara, Kemal Bey’i ekrana getireceğinde aileleri uyarması yönünde olacak. Eğer sunucular Kemal Bey’in ekrana geleceğini baştan söylerse, insanlar ona göre çocuklarını ekrandan uzaklaştırırlar. Bu konuya dikkat edilmesi gerekir.(!)

Marmaray yeni dış politika anlayışının bir yansımasıdır:

Marmaray meselesine de değinmek gerekir. Tabi bugün bize yerel bir yatırım gibi gelse de bu konu tamamıyla uluslararası ilişkileri ilgilendiren bir konu. Burada Marmaray’a sadece İstanbul’un ulaşım sorununa çözüm olarak üretilmiş bir metro bağlantı yatırımı olarak bakmamak gerekir. Bölgesel lider olmak isteyen Türkiye’nin vizyonu ve potansiyelini yansıtan bir projedir aynı zamanda. Marmaray’ın önemi yükselen Doğu ile eski merkez Batı arasındaki geçişi sağlaması açısından önem kazanmaktadır. Uluslararası basındaki “yeni İpek yolu” gibi benzetmeler de bu yüzdendir. Bölgede bu bağlantıyı sağlamak noktasında İstanbul ile yarışabilecek başka bir merkez yoktur. Bu noktada Marmaray’ı salt bir yatırım olarak görmeyip diğer iki köprüden daha başka bir işlevi olan 3. Köprü ve 3 havalimanı ile birlikte düşünmek ve bu doğrultuda 2023 metaforunun bir parçası olarak görmek gerekir. Bu noktada Kanal İstanbul’u da unutmayıp tüm bu projeleri Türkiye’nin yeni dış politikasıyla birlikte okumak gerektiğini söyleyebilirim. Ancak burada bir eleştirimi belirtmek isterim, 3. Köprünün -çokça tartışılan ismiyle- Yavuz Sultan Selim Köprüsü olması yerine Adnan Menderes Köprüsü ismiyle anılmasını isterdim. Verilen isimde bir problem görmüyorum ancak halktan bir kişi olarak bana sorulsaydı benim tercihim Adnan Menderes olması yönünde olurdu. Bu, Türk demokrasisisin iade-i itibarı olurdu.

Son kez Yıldırım:

Fenerbahçe’deki seçim sürecine de değinmek istiyorum bir Fenerbahçeli olarak seçim sürecinde sadece 3 Temmuz sürecinin konuşulması beni rahatsız ediyor. Bu aslında Türk siyasetine de çok benziyor. Projeler üretmek yerine değerler ve tarihteki yanlışlar üzerinden gidiyor yarış. Bu tip konulara çok fazla girmeden yeni şeyler söylemek lazım. Aziz Yıldırım kulübü siyasallaştırmıştır, sivri kişiliği ile herkesi kulübe düşman etmiştir vesaire ancak dünyanın belki en komple spor kulübü haline de getirmiştir. Bu tip bir ayrılığı hak ettiği kanaatinde değilim daha ılımlı ve barışarak geçireceği bir son dönem daha geçirmesi gerekir diye düşünüyorum. İktidara veya Cemaat’e sallayarak CHP’den artma ucuz siyasete bir son verip son bir dönemde bir hoş seda bırakması gerekir.