HER ŞEY ŞEHRİ KONYA

Sedat Dönmez

Rekabet artık her kategoride hat safhada. Sadece somut elle tutulur ürünler değil aklınıza gelebilecek satın alım özelliğine sahip her şey pazarlamanın içerisinde ve yoğun bir rekabet altında. Bunlardan birisi de şehirler. Tüm dünyadaki şehirler belirli bir konumlandırma değeri kapmaya çalışıyor. Kimi aşkı, kimi lüksü, kimi alışverişi kendine değer olarak alıyor. Şehir pazarlamasının temel amacı şehri daha satılabilir hale getirmek, içeriden ve dışarıdan gelen turist sayısını arttırarak şehrin gelir kazanmasını sağlamaktır. Ülkemizde de çok duyar olduk “marka şehirler” kavramını. Şehir markalaşması somut üründen daha da zor bir çaba çünkü soyut bir kavramı satabilmek, insanların zihnine oturtabilmek kararlı bir çaba gerektiriyor. Şehirlerin pazarlamasında o şehrin gelişmişliği, şehirdeki etkinlikler, kentleşme, kültür düzeyi gibi faktörlerin hepsi etkilidir.

Dünyadaki marka olmuş şehirleri incelediğinizde mutlaka hepsiyle ilgili zihnimizde bir fotoğraf beliriyor. Paris aşk şehri, Dubai alışveriş, Las Vegas lüks ve şatafat, İstanbul kültür şehri. Hepsinin ortak yönü ise tek bir değere sahip çıkmaları ve onun üzerine iletişimlerini yönetmeleri. Paris aşık olanları davet ediyor, en güzel aşk bende yaşanır diyor, Dubai en kaliteli ürünleri bende bulursun alışveriş yapacaksan bana gel diyor, Las Vegas lüksün doruğu bende diyor. İnsanlar dünyanın öbür ucundan kalkıp sırf bu bahsettiğimiz olayları deneyimlemek için bu şehirlere gidiyorsa bu ciddi bir stratejik yatırımın başarısıdır. Ülkemizde bunu en iyi sağlayan ise İstanbul. Dünyanın her yerinde kültür merkezi konumlandırmasıyla iletişim kuruyor, hedef kitleleri kültüre davet ediyor. Türkiye’de bunu sağlayan birkaç şehrimiz var. Antalya turizmini, Gaziantep sanayisini satıyor. İnsanları yerlerinden kaldırarak sahiplendiğiniz değeri satabilmek için yoğun bir iletişim çabası sarf etmelisiniz. Şehirlerin de tıpkı ürünler gibi konumlandırma çabasına ihtiyacı var.

Peki, Konya’yı ele alalım. Konya ne şehri? Şehir yöneticilerimizin konuşmalarından alabildiğimiz kadarıyla; sanayi, kültür, tarih, hoşgörü, Mevlana, üretim, bilim, Selçuklu, Osmanlı ve daha sayamadığımız birçok değer. Peki, Konya hangisini sahipleniyor. Tabi ki hepsini. Konya deyince net olarak aklınıza hangisi geliyor; Hiçbiri. Konya’nın en büyük problemi henüz ne olduğuna karar verememesi. Ben her şeyi sahipleneyim o da olayım bu da olayım derseniz üzgünüm ama hiçbir şey olamazsınız. Bakmayın şehir yöneticilerimizin marka olduk dediklerine Konya şuan markanın yanından bile geçemiyor. Kendimize hedef kitleleri çekebilecek bir değer bulamadık henüz. Konya dışına çıktığınızda herhangi bir iletişim çabası göremiyoruz. Ben buyum bunu bende bulursun gel diyecek bir iletişim çalışması yok. Her belediye kendi içerisinde bir şeyler yapıyor ve herkes kendi konumlandırma anlayışıyla iletişim yapıyor. Sıkıştık mı hemen Mevlana’yı ortaya atıyoruz. Mevlana Konya için önemli bir değerdir evet fakat konumlandırmayı Mevlana ismi üzerine yapmak büyük hatadır. Konya’nın iletişim tutarsızlığı hedef kitlenin zihnini allak bullak ediyor. İnsanların bir kolundan tutup ben Mevlana şehriyim diyoruz, bir kolundan tutup sanayi şehriyim diyoruz. Konya öncelikle bir birlik sağlayarak kendine konumlandırma değeri seçmeli. Bu değer üzerine yatırım yapmalı, şehri bu değer üzerine planlamalı, şehirde buna göre etkinlikler yapmalı, içeriden ve dışarıdan gelebilecek turistlere bir iletişim vaadi sunabilmeli. Hedef kitle Konya’ya gelirken ne için geldiğini bilmeli. Buraya geldiğinde de müze ve bina gezdirmekten öteye sahiplendiğimiz değere uygun aktif pazarlama faaliyetleri ile karşılaşmalı. O zaman marka oluruz, şehri satarız ve dünyanın cazibeli yerlerinden biri haline geliriz.