HER ŞEYİ BİLEN ADAM: REKLAMCI

Sedat Dönmez

Reklamın temelinde istenilen davranışı gerçekleştirmeleri için kitleleri yönlendirmek yatmaktadır. Tüketicilere bir ürün ya da hizmeti satın aldırmak için reklam ajansları belirli kodlar kullanarak reklam kampanyalarına uygularlar. Bu kodları seçmek ise ayrı bir yetenek gerektirir. Reklamcılık sadece belirli bir konuda bilgi birikimiyle yapılacak bir meslek değildir. Aklınıza gelebilecek ne ürün ya da hizmet varsa reklama ihtiyacı vardır. Her ürün ve hizmetin reklamının doğru kodlarla yapılabilmesi için ise ürünün pazarı, hedef kitlesi, kendisi ile ilgili detaylı bilgiye sahip olmak gerekir. Öyle ki o ürünün üreticisi, kullanıcısı kadar o ürünü tanımak gerekir. Öyle ucundan kıyısından bilerek yapılacak bir iş değildir yani. Az bir bilgiyle oluşturduğunuz reklam kampanyası ne tüketiciye dokunur ne de işletmeye fayda sağlar. Kısacası reklamcı dediğiniz kişi sadece reklam kampanyasının nasıl yapıldığını bilen kişi değildir. Hizmet verdiği her sektörü yakından tanıyan kişidir. Tabi ki bunla da sınırlı kalamaz bilgisi. Sahip olduğu bilgileri iletişim diline çevirebilecek, tüketicileri harekete geçirecek doğru noktaları tespit edebilecek yeteneğe de sahip olmalıdır. Bu yüzden de psikolojiyi, sosyolojiyi, fiziği, matematiği ve daha birçok konuyu iyi bilmelidir. Reklamcının bilgi sınırı yoktur. Her geçen gün daha fazlasını öğrenmeli, öğrendiklerini ise daha önce bildikleriyle birleştirebilmelidir. Reklamcılık yaşam içerisinde farklı bilgileri bir araya getirerek kullanabilme sanatıdır. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan iki kavramı bir reklam kampanyasında birleştirebilmelidir reklamcı dediğiniz kişi. Açıkçası reklamcı demek her şeyi bilen adam demektir.

Dışarıdan bakıldığında eğlenceli, renkli bir dünyası var gibi görünse de herkese göre değildir reklamcılık. Bu işte para var diyerek girilecek bir sektör değildir sizin anlayacağınız. İki tasarım programı kullanmak, iki havalı slogan yazmak reklamcı olduğunuzu göstermez. Reklam birçok bilimle iç içe olan, sanattan beslenen, günlük yaşamın tam ortasında olan bir alandır. Sanatla ilginiz yoksa okumayı, araştırmayı, yeni şeyler öğrenmeyi sevmiyorsanız hiç denemeyin reklamcı olmayı. Reklamcı inşaattaki kumu da, lüks bir arabanın sürüş keyfini de, bir vincin kaldırabileceği yük miktarını bilir. Sonra bu bilgileri tüketicileri etkilemek için iletişim diline çevirerek kullanır. İnsan psikolojisini iyi bilir. Kendi kimliğini bir kenara bırakır ve reklamını yaptığı ürünün kullanıcısı gibi düşünmeye, yaşamaya adapte eder kendini. Yeri gelir 16 yaşında bir ergen olur, yeri gelir 70 yaşında bir emekli. Hedef kitlesi kaç yaş grubundaysa o grubun içerisine dâhil eder kendini. Onlar gibi yaşar, onlar gibi beslenir. Onların ürünle ilişkisini en iyi şekilde kavramaya çalışır. Yani öyle halktan kopuk saraylarda falan yaşamaz reklamcı. Halkın tam içerisindedir. Eminönü’ndeki işportacıdan alışveriş yapma jargonunu da bilir, lüks bir restorana gittiğinde yemek yeme adabını da.

Öyle ya da böyle zor iştir reklamcılık. Herkesin yapabileceği iş değildir. Bir anlık heveslerle, renkli dünyasına kapılarak yapılacak bir işten daha ötesindedir. Reklamcı olmak isteyene en büyük tavsiye çok okuması, çok araştırması, durmadan öğrenmeye devam etmesini söylemektir. Yok, ben çok paralar kazanıyım ama yerimde öyle fazla bilgiye falan gerek yok diyorsanız reklamcılık size göre değildir. Bir üretim alanı seçin kendinize ve tek bir ürün üzerine odaklanın.