Her Tebessümün Kankardeşi

İbrahim Çolak

Yaşar; 
Sana Metin'i anlatacağım. Biliyorum eksik kalacak cümlelerim. Gözlerim buğulanacak ve kadim dostumu anarken seni, sana yazarken Metin'i yad etmiş olacağım. 
Aynı sokağın çocuğu ve akrandık Metinle. Yeni yetme günlerimin ve delikanlılığımın en büyük şahidi ve okul arkadaşımdı. Aynı takımda futbol oynadığım, aynı sokağın kızları için Arnavut kaldırımlarını beraber eskittiğim ve düğünlerde kolkola halay çektiğim arkadaşımdı, can dostumdu Metin. 

Ahh!... Doksandokuz depremi ruhumun gemisini bin parçaya ayırdığında Yusuf Abi, Vedat Kıratlı gibi Metin'de oğlunu alarak ebedi âleme gitmiş, aramızdan güzel ve namuslu bir adam eksilmişti. Cengiz, Sırık Mustafa, Ender ve ben naçar kalmıştık. Acı dilimizi düğümlemişti ve konuşamıyorduk. Konuşamıyorduk ve Metin'in amcaoğlu Cengiz, Metin'siz geçen yılların acısına karşılık beni yumrukluyor, ağlıyor ve beni de ağlatıyordu. 

Gençliğimiz bahar gibi şımarık, hoyrat ve delişmendi. Coşardık yeşil yeşil. Kırlar ve kızlar burcu burcu kokardı. Ve her bahar yeniden âşık olurduk. Hamhalat, yaptığı iyiliği yüze vuran ve mutlu olamayacak kadar zengin arkadaşlarımız yoktu. Vasat ve kendi yağıyla kavrulan insanlardık. Boyumuz, kilomuz, mizaçlarımız farklıydı ancak kalbimizi kuşatan saf ve katıksız sevgi bizi bir arada tutardı. 

Önceden kestirilemeyen davranışlara sahip olmaktı özgürlük ve biz özgürdük. 
Özgürdük ve özgür insanlar olarak kahramanlarımız yoktu.

Abilerimiz, ablalarımız, komşu annelerimiz vardı. Bakkal Halit Amca, İğneci Nazmiye ve 
Gürcü Emine Teyze vardı. Bizim sokak, sizin sokağınıza benziyordu Yaşar. 
Babalarımızdan korktuğumuz ama dayağı analarımızdan yediğimiz güzel günlerdi
yaşadığımız. 

Ödlek değildik lakin ne birbirimizle ne de başkaları ile kavga ederdik. 
Ahlaklıydık. Samimiydik. Fazla olarak her ikimizde adamakıllı güzeldik! 

Yeniyetmeliğin sorumsuzluğu ve vurdumduymazlığı ile hatalar yapardık fakat büyüklerimizin önünde başımız önümüze düşerdi. 
Kızar, küser ve alabildiğine kıskanırdık birbirimizi ancak intikamın yüreğimize kök salmasına izin vermeden sevginin ve dostluğun o gizli cennetinde buluşur ve kucaklaşırdık yeniden. 
Ah gençlik! O sıra dışı olmak istemenin getirdiği hergelelik. Metin, sen, ben, yani bizim takım! 

O günlerde terbiye gökyüzüne çekilmemişti ve biz abilerimizden iki adım geride yürür, büyüklerimizin yanında sigaralarımızı avuç içimizde tutar ve komşu annelerin ve yaşlıların filelerini taşırdık yüksünmeden. 

Aramızda yalandan, bencillikten ve riyadan bir perde olmazdı hiçbir zaman. 
Dostluğumuzun hisarı birbirimizi kucaklayan kollarımız ve en temiz yerden beslenen sevgimizdi. Ağzımızdan çıkan sözleri gözlerimiz yalanlamazdı. 
Hülasa: Sahte utançlardan ve yüz kızartıcı ikiyüzlülüklerden uzaktık. 

Metin, zeki, içten ve özentisizdi. Güzelliği doğal ve sade oluşundaydı. 
Ağırbaşlı ve sabırlıydı. Derin düşünceden daha çok derin bir anlayışa sahipti.
Bakışlarıyla kuşatır, gözleriyle severdi. Sana benzerdi. 
Ayın ışığını cömertçe sunduğu ve lapa lapa kar yağan gecelerde delikanlı delikanlı, yürek yürek, gönül gönül yürüdüğümdü Metin. Sen, Fatma, koca kafalı Abdullah ile yürüyüşlerimin ilk adımlarını attığımdı Metin. 

Sakarya akıyordu Metinin gözlerinden, senin gözlerinde Dicle'yi gördüm. 
Metinin bozkır kokardı, seni kucakladığımda Filistin kokuyordu giysilerin. 

Metin öldü; ben bu şehirde ve tüm şehirlerde yabancı kaldım! 

Hak edene söylenmeyen güzel söz, hasis bir cimriliktir Yaşar. 
Metini sevdiğimi bütün sevdiklerime söylediğim gibi işte sana da söylüyor ve seni de Metinle tanıştırmış oluyorum. 

Bir insan nasıl yakın olabilir ırak olmadan? 
Bana ırak, gönlüme yakınsın! 
Kötüler kolay bulunur Yaşar. 
Ruhumuzun nafakası sevmek, sevmek ve yine sevmektir. 
Anlıyor musun beni? 
Gözlerine bak insanların. Gözlerine bak. Gözlerinde Ceylan kalmış kim varsa sarıl ona ve bırakma! 

''Kor yüreklim, al kuşaklım, er gülüşlüm..'' 
Metin saydığım! 
Seni özledim. Yakında geleceğini söylüyorsun. Büyükler, uzaktan gelenin eline bakılır derler! Bana ''Kiraz ağacında yırtılan gömleğini mi'', köyünün derelerinden topladığın taşları mı yoksa kavruk, mahmur ve sevginin ve merhametin ıslattığı gözlerini mi getireceksin? 
Soruyorum Yaşar, soruyorum sana: Gelirken bana ne getireceksin?