Herkesin hakkını savunuyoruz da bir kendimizi savunamıyoruz…

Seyfullah Koyuncu
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
 
Nerede ise her kurum ve kuruluştan, her siyasiden bu günle ilgili kutlama mesajları geldi…
 
Sağ olsunlar…
 
2019 yılı gazeteciler için ne getirecek bilmiyoruz…
 
Açıkçası geleceğe umutla bakmaya çalışsak da, sıkıntılar diz boyu…
 
Bu işin 4 yıl okulunu okumuş, 2 yıl yüksek lisansını yapmış biri olarak çok umutlu değilim geleceğimden…
 
Mesleğimize verilen değerin her geçen gün daha da aşağılara düştüğünü, mesleğin itibarsızlaştığını görmek umutlarımı kırıyor…
 
Gazeteciyi övmek yerine “Hak ettiği değeri vermek!” Göstermelik değil, samimiyetle ama…
 
En başta ihtiyacımız olan bu.
 
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde bizi hatırlayıp mesaj gönderenlere teşekkür etmekle beraber, sıkıntıları çözme noktasında üzerine görev düşen herkesi göreve davet ediyorum…
 
İşte böyledir…
 
Bizim meslek sağlam psikoloji ve çelik gibi bir sabır ister…
 
Böyle gel-gitlerle çok fazla karşılaşılan bir meslek…
 
Sorunlar boyumuzu aştığından olsa gerek, 10 Ocak’ta gelen mesajların, maillerin de pek bir anlamı kalmıyor gözümde…
 
Böyledir işte…
 
Basın herkesin sorunuyla ilgilenir, dertlerine çözüm arar. Hatta onların ifadesiyle kamunun gören gözü, duyan kulağı, konuşan ağzı, yürüyen ayağı, kaşıyan eli, taşıyan koludur da…
 
Ama ne hikmetse sıra basının derdini çözmeye geldi mi; derdiyle, sıkıntısıyla kimse ilgilenmez…
 
Gazete almaz, reklam vermez; ama basından ayakta kalmasını, kamunun hakkını savunmasını bekler…
 
Gazeteciye saygı duymaz, cevap vermez, yardımcı olmaz ama işi düştüğünde programlara davet eder…
 
‘Fikir İşçisi’ olanlar ile sözde ‘Gazeteci’ olanlar aynı kefeye koyulur mesela.
 
Bu işe yıllarını vermiş, dirsek çürütmüş, bilgisi ve birikimiyle ekmeğini kazananlar ile ‘Diğerleri’ bir tutulunca ortaya çok iyi bir şey çıkmasını bekleyemezsiniz…
 
Bu yapılan, her şeyden önce bu mesleği hakkıyla yapanlara karşı büyük bir haksızlık oluşturuyor.
 
Bu işe alın teri döken, dirsek çürüten, ömrünü veren meslektaşlarımızın hakları, diğerleri tarafından haksız bir şekilde gasp ediliyor.
 
Para beklentisi olanlar bu işi yapamaz…
 
Makam mevki beklentisi olanlar da gazetecilik yapamaz…
 
Ya da onların yaptığına gazetecilik denemez…
 
“Gazetecilerin yaşamlarını iyileştireceğiz”… derler bazen…
 
Bu sözü duyunca gazetecilerin değil; gazete sahiplerinin gelirlerinin artıracağız mealinde anlayın bu sözü…
 
Gerçi son zamanlarda yaşanan ekonomik sıkıntılar patronları da etkiledi ama…
 
Resmi ilanlara ya da belediye ilanlarına yapılan artışın çalışanla pek ilgisi yoktur.
 
O yine habere gider, sınırsız çalışma saatiyle amme hizmeti sunar, uyumaz, acıkmaz, üşümez…
 
Mesleğini yaparken; kahvaltılara, akşam yemeklerine, çay sohbetlerine çağrılır, köşesinde bahsetsin, haberini yapsın diye de; bir gün işsiz kalırsa kimse elinden tutmaz, bir tas su bile vermez…
 
Sizi; kamunun, gözü, kulağı, ağzı, yüzü, dalağı, ciğeri olarak niteleyenler unutuverir birden sizi…
 
Gazeteciler gerçekten haklarını alabiliyor mu gerçekten?
 
Alamıyor tabi ki…
 
Herkesin hakkını savunuyoruz da bir kendimizi savunamıyoruz…
 
Her şeyden önce, gerçek gazetecilerin kendi haklarını savunmasıyla başlamalıyız bu işe…
 
Sorumluluğun büyüğü kendimizde işte, mütekabiliyet esaslarını uygulamak gerek.
 
İyiler iyilerle, kötüler kötülerle yola devam etmeli…
 
Bayramımız bayramsa, kutlu olsun!...