HİMMET HİZMET MAFYA!

Murat Güçlü

Her ne kadar Sayın Başbakanımız 17 Aralık bizim için sadece Şeb-i Arus’du, bundan sonra da öyle kalacak dese de gelecekte Türkiye siyasi tarihi incelenirken Aralık ayının ikinci yarısı sembol tarihlerle ve son derece önemli olaylarla anılacak. 17-25 Aralık darbe girişimi, 14 Aralık Zaman Gazetesi ve Samanyolu televizyonuna yapılan operasyonlar. Belki Yılbaşına kadar daha yeni tarihler de eklenecek.

17-25 Aralık darbe girişiminin ardından yapılan iki kritik seçimde millet tercihini hükümet yani meşru otorite tarafında olduğunu açıkça gösterdi.  Milletimizin sağduyusu, feraseti gerçekten takdire şayandır. Büyük millet olmak, gün görmüş millet olmak böyle bir şeydir. Olayların detaylarına vakıf olmasanız da genel olarak nereden yana tavır almanız gerektiğini sezersiniz. Türk milleti de paralel yapıya karşı meşru otoritenin yanında tavır almıştır.

Yasin Aktay hocamız 17-25 Aralık darbe girişimini inceleyen bir kitap hazırlamış. Neye Himmet, Neye Hizmet başlıklı kitabı henüz okuma fırsatı bulamadım. Ancak Yeni Şafak gazetesinde konu ile ilgili röportajını okudum. Yasin Aktay iyi bir sosyal bilimci olmasının yanı sıra Ak Parti’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmekte. Bu sebeple Hizmet hareketi ile ilgili tespitlerinin ciddiyetle okunması gerektiği kanaatindeyim. İlk fırsatta kitabı okuyacağım ve nasip olursa yine bu köşede kitap hakkında da yorumlarımı yazacağım.

Şimdi Yeni Şafak’ta yayınlanan röportajından bazı kısımları paylaşmak istiyorum.

Yapı, lideriyle, medyasıyla, en alttaki şakirdiyle bu işte seferber olarak yer aldığını gösterdi. Cemaatin içinde bir grubun işgüzarlığı veya güç sarhoşluğuyla yapılmış bir hareket olmadığını, cemaatin tüm güç ve unsurları ile bu darbe girişiminin ardında olduğunu beyan etmiş. Bu son derece önemli bir tespit.

Geçmişte Selçuk Üniversitesi ve Okyanus şirketine yapılmış bir operasyon var. İstediklerini alamadıkları rektör ve şirkete yönelik, camiaya mensup polis ve yargı mensupları ile medya birlikte olup, bir operasyon yaptılar. Bir anda toplum nezdinde dünyanın en suçlu ve itibarsız insanları haline dönüştürdüler. Bu konu 17 Aralık’tan önce de gündeme gelen bir husus. Konya’da Okyanus davası ile ilgilenen birçok kimse cemaatin Nusret Argun’dan talepleri olduğu bunun kabul edilmemesi üzerine başına bu işlerin geldiğini alçak sesle de olsa dillendirmekteydi. Birçok insan böyle bir şeye inanmadı, inanmak istemedi. Yasin Hoca röportajında açıkça isim vererek bu konuyu gündeme getirmiş. Hatta bunun sembol bir olay olduğunu, başka üniversitelere de, işadamlarına, bürokratlara, diğer cemaatlere karşı da aynı operasyonların yapıldığı ve bunun tipik bir mafya davranışı olduğunu belirtiyor.  Mafya sahasına girenleri topuğundan vurur, gözdağı vererek haraca bağlar. Bütün alana böylece hakim olur. İşin kötü yanı bu yapı bütün Türkiye’yi hakim oldukları bir yer haline getirmek istedi. Tüm bunları da medya, polis ve yargı mensupları aracılığıyla yapmaya çalıştılar. 14 Aralık da onların tipik operasyonları içinde açığa çıkanlardan sadece birisi. Ben eminim ki bundan sonra bırakmış oldukları izler takip edildiğinde pek çok yere ulaşılacak. Cemaatin mafyalaşması! Bir cemaatin mafyalaşmasına imkan sağlayan zihniyeti ve hukuk sistemimizi acilen gözden geçirmeliyiz.

Ergenekon gibi çok önemli dava sürecini bile kendi çıkarları için kullandılar…. . Bunlar neredeyse hesaplaşmak istedikleri herkesi bir şekilde bu havuza, delil uydurup kumpas kurarak dahil etmişler. Çok hayırlı bir işi murdar ettiler. Çünkü onlar için ‘hizmete hizmet’ daha önemliydi. Hizmet artık örgütün kendisidir, bir yol değildir. Cemaatin araç olmaktan çıktığı ve bizatihi kendisinin amaç olduğu bir yapılanma var karşımızda. Bu karşılık hükümet de bir nevi bu örgütle mücadeleyi bir amaç halinde getirmekte. Bunun da üzerinde durmamız gerekiyor. Paralel yapıyla mücadele tek başına bir amaç olamaz, olmamalıdır. Amaç daha demokratik, daha insancıl, daha adil bir sistem oluşturmak, seçilmiş, meşru otoriteye başkaca güç odakları tarafından müdahale edilemeyeceği bir düzen kurmak olmalı. Hükümet de her şeyi sadece cemaatten bilmemeli. Bu ülkede meşru hükümete müdahale eden, kendilerince ülkenin sahibi olduklarını zanneden ve kendilerinden temizlenmesi gereken Ergenekondan Cemaate, İstanbul Baronlarından Medya imparatorlarına kadar birçok yapı var. Devletin ve milletin bunlardan kurtulması gerekmektedir. Bu tip yapılanmaları cemaat haricindekileri aklayacak, her şeyin tek suçlusu ve sorumlusunun cemaat olduğuna dair düşüncelerin yanlış olduğu kanaatindeyim. Ergenekon sürecinde yapılan hatalardan ders alınmalı. Hem soruşturmaların hukukiliğine halel gelmemesine çalışılmalı hem de her musibetin altından illaki cemaati çıkarmaya çalışma yanlışına düşülmemeli. Devam edeceğiz inşallah!