İl divanı mı, beyin fırtınası mı…

Şenol Metin

Cumartesi günü Konya’nın en nitelikli STK’larından Eğitimciler Birliği Sendikası Konya Üniversite Şubesinin İl Divanı’nda son 6 ayın durum muhakemesi yapıldı. Sosyo-Ekonomik konjukturun sendikal çalışmalara etkilerinin müzakere edildiği divanda aşağıdaki konular değerlendirildi, müzakere edildi;

1. 14 Mayıs ve 28 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri, geçmiş 21 yılın muhasebesi ve akreditesi yanında Türkiye Yüzyılı vizyonu ile milletin bütün kesimlerinde büyük heyecan üretmiştir. Bu yeni dönemin ruhu ile uyumlu olarak Akkuyu Nükleer Santrali, Kızılelma, TOGG, Milli Enerji Hamlesi gibi makro prestij projeleri yanında memnuniyet üreten, halkın ve sabit gelirlerinin gündelik yaşamına katkı sunan doğalgazın ücretsiz kullanımı gibi mikro politikalar çeşitlendirilerek devam etmelidir.

2. 2021 ve 2022 yıllarındaki yüksek enflasyon, toplumun tüm kesimlerini etkilerken memurlar başta olmak üzere sabit gelirlileri daha çok etkilemiştir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın temmuz ayında en düşük memur maaşının 22 Bin lira olarak belirlendiğine dair açıklaması memmuniyet yarattı. Ancak kira başta olmak üzere gıda ve temel tüketim maddelerindeki piyasa ile açıklamayan rasyonelitesi olmayan fiyat artışları ücretlere yapılan artışları değersizleştirmektedir. Temmuz ve 7. Dönem Toplu Sözleşmede memur maaşlarına nitelikli artışlar yapılmasının yanında kira ve temel tüketim maddelerindeki fiyat artışlarını baskılayan politikalar yeni araçlarla güçlendirilerek devam etmelidir.

3. Kamuda çalışan işçi ve memur maaşları arasındaki dengesizlik, işçi maaşlarını memur maaşının iki katına ulaştıran son toplu sözleşmenin ardından çalışma barışını tehdit eder hale gelmiştir. Amiri şube müdüründen fazla maaş alan temizlik işçisi artık olağanlaşmıştır. Bu durum fazla maaş alan işçiyi de amir şube müdürünü de rahatsız etmektedir. Kimsenin memnun olmadığı bu durum sürdürülebilir değildir. Bu çerçevede kamuda tek tip istihdam stratejisi işçi-memur boyutunda da hayata geçirilmelidir.

4. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunun çizdiği toplu sözleşme sistemi, memurların hakları korumak için yeterli değildir. Tarihin testinden geçmiş, teamülleri oluşmuş işçi toplu sözleşme sisteminin temel alındığı, uluslararası metinlerin de dikkate alındığı bir çerçeve inşa edilmelidir.

5. Görevde Yükselme Sınavı, Unvan Değişikliği Sınavı gibi sınavlara bütün kadrolar açılarak her 2 yılda bir rutin olarak yapılmalıdır.

6. 6.Dönem Toplu Sözleşmede kayıt altına alınan ve 2022 yılında çalışma yapılacak konular içinde bulunan ve ‘Üniversite İdari Personelinin Üniversitelerarası Tayin Sorunu’nun çözülmeyişinin yarattığı travmalar artarak devam etmektedir.

7. Son yıllarda azalmış olsa da bazı üniversitelerimiz hala başka kurumlardan yönetici devşirme uygulamasına devam etmektedir. Üniversite gibi kamuya rol modellik yapması gereken bir kurumun milli eğitimden, belediyelerden şube müdürü, daire başkanı gibi yönetici transfer etmesi, üniversite kimliğine büyük zarar vermektedir. Ayrıca üniversite idari personelinin kurum aidiyetini örselemektedir.

8. Üniversite çalışanlarının temsilcisi olan sendika ile birlikte çalışma noktasında bazı üniversite yöneticileri maalesef hala zorlanmaktadır. Bu durum sendikaların baskı grubu davranışının daha ön plana çıkmasına neden olmaktadır. Çatışma üreten bu ilişki modeli sürdürülebilir değildir. Bu durumun sonlanması için tüm taraflar insiyatif almalıdır. Yönetişim ve iyi yönetim ilkeleri çerçevesinde Kalite Kurulları, Kurum İdari Kurulları Yönetim Kurulu gibi yapılara sendika temsilcilerinin katılımı sağlanmalıdır.

9. Hakim, savcı, kaymakam, doktor gibi meslek gruplarına kamudaki genel bütünlüğü ve ücret dengesini dikkate almadan yapılan özel düzenlemeler sonrası yapılan maaş artışları, akademisyenler başta olmak üzere üniversite çalışanlarını mağdur etmiştir. Üniversite idari personeli kamuda en az maaş alan memur kesimi olurken, akademisyenlerimiz, yetiştirdiği öğrencilerinden daha az maaş almaktadır. Temmuz ayı maaş artışları yapılırken ve 7. Dönem Toplu Sözleşme sürecinde bu duruma özel bir başlık ayrılmalıdır.

10. 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu, akademik atama sistematiğini ulusal düzeyde standardize etmekle birlikte üniversitelerimiz birbirlerine nispet edercesine akademik atama mevzuatı çıkarmaktadır. Sık değişen mevzuat, teamül oluşmasına izin vermediği gibi akademisyenleri mağdur eden bir çerçeve de üretmektedir. Onlarca yıllık üniversite vizyonun bir parçası olması gereken akademik atama mevzuatı, rektörlerin görev süresi ile sınırlı, mağduriyet üreten, çoğu zaman da uygulanamadan değiştirilen metinlerdir. 2547’nin çerçevesi fazlası ile yeterli iken, eğer herşeye rağmen böylesi bir mevzuata ihtiyaç var ise, katılımcı bir anlayış ile üniversite vizyonun boyutu olarak bu mevzuat hazırlanmalıdır.

11. Son 2 yıldır üniversite içi akademik kadro tahsislerinde sıkıntı olmamasına rağmen ‘anabilim dalı, bölüm, fakülte görüşü kriteri’ nedeni ile ilgili birimde örgütlü klanlar ile sorun yaşayan akademisyenlerin kadro tahsisleri yapılmamaktadır. Üniversite içi kadro tahsislerinde bilimsel unvanın alınması kadro tahsisi için yeterli olması gerektiğine dair akademik teamül oluşturulmalı ve tereddütsüz uygulanmalıdır. Rektörler insiyatif alarak, klanik operasyonlara izin vermemelidir.

10. 50/D Statüsünde görev yapan araştırma görevlilerinin 33/A daimi kadrolara aktarımı hemen hemen bütün üniversitelerimizde tamamlanmıştır. Sorunu raporlar ile kamuoyu gündemine taşıyan, ortak aklın oluşması için ortam inşa eden Eğitimciler Birliği Sendikası genç akademisyenlerin takdirini kazanmıştır. Bu süreç, sendika-bürokrasi-siyaset işbirliğine dair güzel bir çalışma modeli olarak kaydedilmiştir. Böylesi ortak çalışmalar geliştirilerek devam ettirilmelidir.

12. Tüm memurlara ödenen sürekli görev yolluğu akademisyenlerimize ödenmemektedir. Ayrıca 10 yıl geriye yönelik inceleme başlatılarak verilmiş olan sürekli görev yollukları da geri istenmektedir. 2547 sayılı Kanunda nakil kurumunun düzenlenmemiş olmasına dayandırılan bu durum yüzlerce akademisyeni mağdur ettiği gibi, konunun idari yargı yerlerince iptal edileceği kesinliğinde milyonlarca liralık yargı giderini devletimiz karşılamak durumunda kalacaktır. Konuyu idari yargıya taşıma kararlığımız mevcuttur, ilgili hukuk birimimiz çalışma yürütmektedir.

Sonuç olarak;

Türkiye Yüzyılı’nın ilk kabinesi Cumhurbaşkanımız tarafından açıklandı. Başarılar diliyoruz. Cumhurbaşkanımızın açıklamalarından anayasa dahil yoğun bir kanun yazma ‘kodifikasyon’ sürecinin bizi beklediğini anlıyoruz. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gibi temel kanunlarda yeniden yazım zorunludur.

9 milyon öğrencisi ile 200 Bin’e yakın akademisyeni ile Türk yükseköğretim sistemini yönetme kapasitesi kalmayan YÖK’ün kaldırılarak Yükseköğretim ve Bilim Bakanlığı’nın kurulması elzemdir. İnşallah bu dönem bu mümkün olur.

Türkiye’nin en nitelikli STK’sı olarak her türlü katkıyı vermeye hazırız.