İlahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk Ateşle Oynuyor

Musab Seyithan

Bizler, Fransa’daki karikatürlere, Kur’an’ı yırtıp yakanlara haklı olarak verilmesi gereken tepkiyi veriyoruz. Fakat ocağımıza yerleşmiş, bizim vergilerimizden maaş alan, Marmara İlahiyat gibi saygın bir Fakültede Tefsir Profesörlüğü yapan ve Kur’an ayetleriyle ilgili olarak “Bunlar Allah’ın sözü olamaz” diyen ve Kur’an’ı arkadan dolanarak kalleşçe inkâr eden tarihselci Mustafa Öztürk’e diyecek sözümüz ve tepkimiz yok mu? Bu milletin çağdaş Mustafalardan çektiği nedir? Bir tarafta Mustafa İslamoğlu, diğer tarafta Mustafa Öztürk. Bunlar ateşle oynamaktalar.

Bilindiği gibi Kur’an’a tam teslim olamayanların sığındığı akım “Tarihsellik” sapıklığıdır. O sapığa da “Tarihselci” denir. Rasûlullah (sav), bu ümmetin ay’a, güneşe ve yıldızlara tapacağından korkmuyordu. “Ümmetim hakkında en çok korktuğum, saptırıcı hocalardır.” (Darimi, Sünen, 2/219) hadisinde beyan buyurduğu gibi, sapan ve saptıran hocalar en büyük korkusu idi. TarihsellikKur’an’ı tarihin derinliklerinde eriterek Hayat kitabı olmaktan çıkarıp fasikül haline getirmektir. Ondaki hükümleri, indiği ortamın şartlarında bırakıp Kuran’ı 70 ayetlik ahlak ilkeleri bildiren bir fasikül seviyesine indirmektir. Ama Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkışan bu sapıklar, Allah’ın izniyle başaramayacaklar ve tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır.

Fazlurrahman, bu sapmanın mevta mimarlarındandır. Şu anda Almanya’nın Frankfurt İslam İlahiyat Fakültesinde görev ifa eden Prof. Dr. Ömer Özsoy bir nevi Avrupa temsilcisi konumundadır. Türkiye’deki en belirgin sesleri ise İlhami Güler ve Mustafa Öztürk’tür. İşte bunlar Kur’an’ı tarihte bırakıp gelen dâl/sapan ve mudıllardır/saptıranlardır.

Bunlardan Prof. Dr. Ömer Özsoy; Almanya’da 2008 yılında düzenlenen Kur’an sempozyumunda; “Kuran’da anlatılmak istenen içeriğin yalnızca yüzde 10’u, Kur’an’ın ayetlerinde bulunabiliyor. Geri kalan kısım, tarihsel bağlamda yorum gerektiriyor. Dolayısıyla Kur’an ne ebediyen geçerli, ne de evrensel bir kitaptır” diyerek Kur’an’ın yüzde doksanının işe yaramaz hale geldiğini bilimsel (!) bir dille ifade edip safrasını kusmuştur.

Bu zihniyetin âdetâ Türkiye sözcülüğünü yapan Mustafa Öztürk, köpeksiz köyde değneksiz dolaşarak kanal kanal veya salon salon gezip iğrençliklerini kusmaktadır. Bugünlerde sosyal medyada dolaşan videosundaki kusmuğu aynen şöyledir:

 “Kur'an, 23 sene Velid bin Mugire aşağı, As b. Vail yukarı deyip bütün kadrajını Hicaz-Taif-Medine'ye sıkıştırmış. İnsanlığa son söyleyeceği sözün çapı oradaki 3-5 lavuk müşrik… O müşrike Kur'an'da öyle küfürler var ki. Size bir misal vereyim. Kalem suresinde, hem ‘kel’ hem ‘fodul' ve 'piç' ifadesi kullanılıyor” şeklinde konuşarak "Bu Allah dili olabilir mi? (Olamaz).  İnsanî dil olamaz mı? Olabilir. Yanmış canı. Feverandır. Olabilir."

Müslümanların tevatüren sabit “Kur’an, hem lafız, hem de mana olarak Allah kelamıdır” inancını dinamitleyen bu sülük, “Okyanusa bak, denizlerin dibine bak, galaksilere bak, samanyoluna bak, git Boğaz’daki Arguvanlara bak” diyerek, bunları harika güzellikte yaratan Allah, “böyle küfür dili kullanmaz. Bu dil, Peygamberin dilidir. Çünkü o insandır. Allah öfke psikolojisi yaşamaz, insan yaşar” sonucuna varıp Kur’an’ın sözlerinin Allah sözü olamayacağını ifade etmiştir. Bu ifadeler Allah’a üslûp ve din dili öğretme küstahlığıdır.

Bu sözlerin “Kur’an Muhammed’in uydurmasıdır” diyen o günün müşriklerinin ve bugünün oryantalistlerinin sözlerinden bir farkı var mıdır? Kalbinin inkârı suratına vurmuş olan bu Mustafa Öztürk ile Kalem suresinin 10-14. ayetlerinin vasfettiğiş Velit b. Muğire arsında da bir fark var mıdır?

Bir tarikat veya cemaat mensubu kişi, bidat ve hurafe söz sarfettiği zaman -haklı olarak- en ağır ifadelerle yükleniyoruz. Fakat iş akademisyenlere gelince “Efendim, o da bir yorum. Adam ilim adamı, geçmişi tekrar etmek zorunda mı? Aklını kullanıp fikir üretiyor, ezber bozuyor” diyen sapık sevicilere ne demeli? Yahudi ilim adamlarının Tevrat’ı tahrif edip içini boşalttıkları gibi bizim âlimlerimizin de Yahudileşerek Kur’an’ı tahrif edip içini boşaltanlara karşı bu şekilde güzellemeler yapması aynen “Benim teröristim senin teröristinden iyidir veya benim sapığım, senin sapığından iyidir” mantığıdır. Saçmalamanın tâ kendisidir. 

Akıl tutulması yaşayan bu zat, Kur’an’ın lafzı ve manası üzerinde Rasûlullah’ın herhangi bir tasarrufunun kesinlikle söz konusu olamayacağı hususundaki şu ayetleri görmezden geliyor:

Kendilerine ayetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bizimle karşılaşacaklarına inanmayanlar, "Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir" dediler. Onlara şöyle de: "Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.” (10Yunus:15).

Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer sizler doğru iseniz Allah’tan başka, gücünüzün yettiklerini çağırın da (hep birlikte) onun benzeri bir sure getirin!” (10Yûnus:38)

Şu ayetler ise Kur’an’ın lafızlara dökülmesinde Rasûlullah’ın hiçbir rolünün olamayacağı hususunda çok açıktır:

Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık, sonra onun can damarını koparırdık. Hiçbiriniz buna mâni olamazdınız.” (69Hakka:44-47),

Vahyi tam alma telâşı yüzünden dilini kımıldatma. Onu zihninde toplayıp okumanı sağlama işi bize aittir. O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu takip et. Sonra onu anlatmak elbette bize aittir.” (75Kıyâme:16) Bu ayeti kerimeden vahyin indirilişi sırasında Hz. Peygamber’in, ayetleri ezberlemek için bir çaba içerisine girdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, ayetlerin lafız ve manasıyla kendisine nazil olduğunu göstermektedir.

Maksat üzüm yemek değil de, bağcı dövmek olunca işte bu tarihselcilerin yaptığı, Kur’an’ı arkadan dolanarak kalleşçe inkâr etmek oluyor.  Bari olunca dürüst gâvur olmak lazım. Böyle kalleş gâvurlara dikkat etmek gerekir. Bunlar hep arkadan vururlar. Kur’an’ın indiği çağda o günün inkârcıları Kur’an’a “Evvelkilerin masalları” diyerek lafı hiç kıvırmadan erkekçe gâvurluklarını ilan ediyorlardı. Siz de “Bu Kur’an, 1400 küsur yıl öncesinin hikayeleridir, günümüzde geçersizdir, Allah’ın sözü değil Peygamberin sözüdür” deyin de kalleşçe davranmış olmayın, dobra gâvurluğunuzu ortaya koyun. Gerçi biz bu elbise giydirilmiş kütüklerin ne demek istediklerini anlıyoruz ama bir kısım insanımız anlamadan peşlerine seğirtiyor, salonlarda ve ekranlarda konuşturuyorlar. Demek ki, bitli baklanın kör alıcısı oluyor işte.

Son aldığımız habere göre, gelen tepkiler karşısında emekliliğini isteyerek ayrılma kararı almış. Cehenneme kadar yolu var. Zannederim cehennem öncesi Almanya’ya Ömer Özsoy’un yanına gider. Zehrini kusmaya orada beraber devam ederler. Kursağında kalır inşallah. Ey kovit-19 neredesin?