İnanmak, üstün gelmek ve dış politika

Hakan Çandır

“Ve la tehinu ve la tahzenu ve entümül a´levne in küntüm mü´minin”

 

“Öyleyse, cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin:

Eğer (gerçekten) inanıyorsanız mutlaka (insanların) en üstünü olursunuz.” Al-i İmran/139

 

Aslında bu ayet o kadar geniş bir izaha muhtaç ki, bütün yeryüzünün mescid kılınmasına sebebiyet teşkil eder. Lakin burada bunu anlatmak oldukça zor ama yine de kısaca değinelim.

 

Ama öncelikle “ÜSTÜN GELMEK” ile “ÜSTE ÇIKMAK” arasındaki derin farkı iyi idrak edelim.

 

Keza İman edenler, tüm insanlığın HAYR’ına yönelik, YÜCE/ Âlâ bir amaç uğruna ve yine insanlığın en YÜCE DEĞERLERİYLE üstün gelmek çaba ve gayret sarf etmekle emr’olunmuşlardır.

 

İnkâr edenler ise tüm insanlığın İFSADINA yönelik, ESFEL bir amaç uğruna ve yine nerede bayağı, katakulli, aşağılık/esfel olan iş varsa onlarla “ÜSTE ÇIKMAYA” çalışmakla, İBLİS tarafından gaza getirilip, tabiri caizse tongaya düşürülmüştür. Bu burada bir demlensin şimdilik.

 

Evet, biz gelelim şimdi ayetin bize vermek istediği bilince.

 

Ayette geçen kilit kelime tabii ki a´levne”.

Bu kelime “Âlâ yani yücelik ile aynı kökten gelmekle birlikte, daha enteresanı ise “ǎlev” kelimesi ile de “ele geçirme, üstün gelme”  manalarını da ihtiva ediyor olmasıdır.

 

Buradan yola çıkarak, Müslümanlar, yüce bir kavrayış ile üstün gelmeye ve ele geçirmeye niyetliler ise mutlaka bu niyete uygun bir şekilde mümin vasıflarına haiz olmaları gerekmektedir. Aksi durumda bu istekleri, olmayacak bir TEMENNİDEN öteye geçemeyecektir.

 

Ayrıca burada bahsedilen “üstün gelme/ele geçirme” mutlak manada “Âlâ”ya tabidir; yani yüceliğe, üstün vasıflara, değere ve ahsene. Lakin asla esfel’e ve bayağılığa razı değildir. O yüzdendir İslam’ın amacının FETİH olması ve İŞGAL olmaması.

 

Bu minvalde biz, 15 Temmuz İnkılâbı ile başlayıp Türkiye’nin dış politikasıyla devam edelim ve yeryüzünde üstün/yüce gelmenin ilkelerine bağlayalım mes’ele’mizi.

 

Eğer bu ülke için bir milat söz konusu ise, o kesinlikle 15 Temmuz Millet İnkılâbıdır.

 

Bu tarihten sonra Türkiye, bir değişime ve dönüşüme girmiştir.

 

Bu değişim ve İNKILABİ dönüşüm, emin olunki İslam'ın bu topraklarda tekrar filizlenmesi ve bu filizlenmenin yeryüzünde dallanıp budaklanarak kök salmasına vesile olacaktır biiznillah...

 

Bu aynı zamanda şu demektir:

İslam, yeryüzünün mutlak hâkimi olmakla birlikte, bu durum ancak Müslüman’ın imanına endeksli olmakla hayat bulacak demektir. Yani bu ÜSTÜNLÜK, Müslümanların hak edişleriyle orantılı seyredecektir.

 

Tabi bu kısmen Müslümanların ortaya koyacağı tahkiki iman, azimli ve gayretli mücadele, gerçek manada amel-i salih ve esaslı bir duruşa mebni olmakla birlikte, öyle zannediyorum ki, daha çok da, Allah'ın yeryüzünde ZALİM MÜSTEKBİRLERİN gidişatını durdurması ve ahir zaman müdahalesinin gerçekleşmesiyle de birebir alâkalı olsa gerek.

 

Türkiye VECHİNİ Batı'ya döndüğünden beri, zıhar yaptığı Doğu'da kan, gözyaşı ve acı hiç eksik olmadı maalesef. Sırtını döndüğü Doğu'ya karşı ilgisizliği ve vurdumduymazlığı, içimizdeki Batı'ya hayran "İLİŞTİRİLMİŞ ELİTİSTLER" yüzünden kaynaklandı hiç şüphesiz.

 

Lakin artık bu toprakların ASLİ UNSURLARI, özellikle de 15 Temmuz gecesi Vatanlarını 100 yılı aşkın süren işgalden kurtarmış ve yönetime HAKİKİ anlamda el koymuştur.               

 

Türkiye artık sadece yüzünü değil, VECHİNİ de köklerine çevirmiş Doğu'nun kadim tarihine yeniden yön vermeye başlamıştır. Kur’an’i anlamda VECHİNİ dönmek, çok daha kapsamlı ve geniş bir anlamı ifade etmektedir.                        

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; aksini düşünenler ise boş olan TEMENNİDEN öteye yol bulamayacaklardır... Hiç hissetmeden ağır ağır eriyecek ve tarihin çöplüğünde yerlerini alacaklardır. Lakin bu hesap burada da kapanmayacak, asıl HESAPLAŞMANIN yaşanacağı o BÜYÜK GÜNDE de SINAVLARI ÇETİN, AZAPLARI DA ŞİDDETLİ olacaktır.

Evet, bu sıralar herkes dış politika yazıyor doğal olarak ki önemli gelişmeler söz konusu. O sebeple her ne kadar uzmanı olmasak da bugün geleneğimizin biraz dışına çıkarak biz de bu konuda kendi fikirlerimizi kısaca paylaşalım ki duruşumuz ve safımız netleşsin.

Öncelikle dünyada bir ERDOĞAN & PUTİN & TRUMP troyka algısı oluşmuş durumda ve bu açıkçası beni hiç rahatsız etmiyor. Sonuçta MÜSTEKBİRLER de kendi içinde ayrışmış durumda ve aralarında ciddi bir çatışma söz konusu. Bizler de pek tabi yine Kur’an’da da konusu geçtiği gibi bu toplumun bize karşı açıkça düşmanlık yapmayanlarıyla işbirliğine gidebiliriz.

“Allâh sizi, din yüzünden sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış kimselere

iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan engellemez.

Muhakkak ki Allâh muksitleri (her şeye hakkını verenleri) sever.

 

“Allâh ancak, Din yüzünden sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış

ve sizin çıkarılmanıza destek olmuş kimseleri dost edinmenizi yasaklar.

Kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerin ta kendileridir!” MÜDDESSİR/8-9

 

Ben asıl başka açıdan yaklaşmak istiyorum mes’eleye;

Eğer uygulamaya konulursa, Trupm'ın gerek İsrail gerek İran politikalarını hem kendileri hem de ümmet açısından isabetli buluyorum zira bu durum ümmetin birleşmesine sebebiyet verebilir.

Özellikle İran'ın ehlileştirilmesi ve ümmet dairesine dâhil edilmesi açısından son derece önemli...

 

Malûmdur ki İran/ABD yakınlaşması İran'ın iğrenç acem oyunlarına yani cahiliye dönemlerine rücû etmesi -ki bu aymazlığa her zaman sahiptir- İslam coğrafyası ve özellikle de Türkiye açısından son derece sıkıntılara sebebiyet vermiştir.

 

Tabii, İran da kendi içerisinde ayrışmalara sahip; Türkiye’deki bir düşünce kuruluşundan çıkan İRAN ve İSRAİL’e yönelik geniş analiz içeren iki makale okumuştum ve o makalelerden sonra anladım ki, her iki ülkenin yönetim yapısı ve davranış kodları birbirine çok benzeşiyor. Hemen hemen aynı uygulama ve reaksiyonlara sahipler. Son derece karmaşık ve çetrefilli bir yönetime sahip İran’ın devrim anayasasında şöyle bir ifade dahi varmış: “Devrimin aleyhine söz konusu olacaksa, rejimin yaşaması için Kur’an kanunlarından ziyade devrim kanunları tercih edilir” mealinde. Yani adamlar mezhepçi ve Farisi geleneklerinden kaynaklanan cahiliye ilkelerini her şeyin üzerinde tutuyorlar maalesef.

 

Lakin bu durum İran’ın her kesiminde ve her insanında böyledir diyemeyiz ki bu adaletsizlik olur. O sebeple İran’da ilerde, tıpkı geçmişte olduğu gibi Ahmed-i Nejat benzeri bir yönetim geldiği takdirde, İran’ın hem ümmet dairesine girişi kolaylaşacak hem de Türkiye ile olan ilişkileri normalleşerek ileri dereceye evirilebileceğini ümit ediyorum.

 

Bu durumda Trump’ın İsrail politikasının çok bir önemi kalmasa da, bölgenin gerilmesini de beraberinde getireceği muhakkaktır.

 

Tabi bir de Suriye politikası var; lakin Trump’ın Suriye politikası Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşüyor gibi ve Rusya’nın da bu yönde ikna edilmesi, Suriye’de işlerin ivedilikle yoluna girmesine sebebiyet verecektir.

 

Bütün bunların neticesinde, Trump’ın İslam’a karşı duruşu, dünya çapında büyük bir savaş riski taşıdığını da unutmamak lazım ki bu durumun her halükârda Müslümanlara yarayacağını düşünüyorum ben. Burada yine önemli olan Türkiye’nin sağlam durması ve mevcut kazanımlarını kaybetmemesidir. Bu devam ettiği sürece Dünyadaki ve Ortadoğu’daki yaşananların Müslümanların lehine gelişeceği kanaatindeyim.

Ama yine de bütün bunlar varsayım; görelim bakalım neler olacak.

 

Bugünlerde AB kararıyla coşan insanlar var; tamam coşalım da, ayaklarımız yere basarak coşalım. Hani mesela koca koca adamlar İslam Birliğinden söz ediyorlar. Eyvallah da; birileri gibi daha şimdiden çıtayı yüksek tutarsanız; “ŞAM’da Cuma Kılcağız” deyu, sonra apışıp kalırsınız. Keza, yoğun duygusallık yaşarken, ölçüyü kaçırmamalı ve DUYGU&DÜŞÜNCE dengesini iyi kurmalıyız. Aksi durumda rakiplerimizin akıllarına olmasa bile kurnazlıklarının tuzağına düşeriz.

 

Hani nerede o bahsettiğiniz İslam Birliğini kuracağınız refikleriniz? En son (İTT) İslam İşbirliği Teşkilatında gördük ahvallerini; görüntü var ama icraat yoktu. Hele söz konusu bir de para olduğunda hepsi  birer HAMÂN kesiliveriyorlar. O sebeple temkinli olmakta fayda var; kimse hazır kıta Türkiye’yi beklemiyor İslam Birliğini kurmak için.

 

Dolayısıyla Türkiye’nin Hariciye politikası Müddessir/8-9. Ayetlerde olduğu gibi kendisine düşmanlık yapmayan tüm ülkelerle işbirliğine gitmesi gerekmektedir.

 

 Eğer bizler ÜSTÜN/ÂLÂ olmak istiyorsak, Kur’an’a “MEHCUR” terk edilmiş muamelesi yapmamamız gerekmektedir. Unutmayalım ki,  onda hem tüm YAŞAM BİÇİMİNE dair misaller hem de MÜSLÜMANLARIN en üstün olma yolunun kodları verilmektedir.  Yeter ki biz Kur’an’ı terk etmeyelim.

 

Rasûl (hakikatini OKUyan) dedi ki: "Yâ Rab! Muhakkak ki halkım şu Kurân`ı 

(hakikatinin gereğini yaşamayı) terk etti(bedensel zevklerine döndü)!" FURKAN/30

 

Vesselam.

 

Blog adresim: kaanbilgekutadgu.blogspot.com.tr

https://twitter.com/kaanbilgekutadg

https://www.facebook.com/kaanbilgekutadgu