IŞİD’TEN KURTARILAN REHİNELER

Murat Güçlü

Bu hafta çok güzel bir haber aldık. Uzun süredir IŞİD elinde tutulan Musul Konsolosluk görevlilerimiz kurtarılarak, ülkemize getirildiler. 101 günlük esaretin ardından tüm vatandaşlarımızın burunları dahi kanamadan kurtarılmaları sebebiyle ne kadar şükretsek az.

Türkiye tarihi derinliği olan, manevi değerlerine önem veren bir ülke. Bu tarihi kökler milletimize vakur bir duruş vermektedir. Bu duruşu 101 gün esarette kalan vatandaşlarımızda açıkça gördük. Başta Musul Konsolosumuz olmak üzere tüm vatandaşlarımız canları bahasına vakur duruşlarını bozmadılar. Ülkelerinin onurlarına halel getirmediler. Kendilerine samimi olarak teşekkür ediyorum.

Türkiye rehineler operasyonu ile güçlendiğini bir kez daha somut olarak ortaya koydu. Bu güçlenme sadece askeri veya ekonomik bir güçlenme değil, diplomatik olarak da güçlendiğini gösterdi. Kurtarma operasyonunun detaylarını bilmiyorum. Medyada konuşanlar, gazetelerde yazanlar da bilmiyor. Yorumlar yapılıyor. Yok Türkiye fidye verdi, yok takas yaptı. CIA paketleyip Türkiye’ye teslim etti. Bunlar doğrudur veya yanlıştır veya eksiktir ben bilemem. Ama şu bir gerçek ki rehinelerimiz sağ salim ülkelerine kavuştu. Nasıl olduğundan ziyade neticesi önemli olan bir operasyon.

Biz değerlerimizle var olan bir milletiz, insanı merkeze koyan bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bir ademi bir alem kabul eden bir dinin mensubuyuz. Bu sebeple, karşılığında her ne verilmiş olursa olsun 49 insanımızın hayatının kurtarılmasına değer.

Artık ülkemize güvenmek zorundayız. Kendimize güvenmek zorundayız. Benim ülkemin en yetkili ağızları, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız açıkça herhangi bir fidye verilmediğini beyan ettiler. Ayrıca bu operasyonun tüm unsuları ile milli olduğunu, sadece MİT tarafından yapıldığını belirttiler. Bu beyanları doğru kabul etmek zorundayız. Ülkemizin kurumlarının görevlerini doğru ve başarılı şekilde yerine getirmesinden dolayı memnuniyet duymaktayız.

Tüm bu tebrik ve övgülerimizin yanında 49 vatandaşımızın rehin alınması ve 101 gün süreyle IŞİD elinde kalmaları ve bu sebeple Türkiye’nin bölgesel konularda elinin kolunun bağlanması ile ilgili herhangi bir kişi veya kurumun sorumluluğu olup olmadığının da tüm yönleri ile soruşturulması ve sorumlu kişilere gerekli yaptırımların yapılması gerekmektedir. Rehineleri kurtarmak nasıl bir başarıysa IŞİD eline vatandaşlarımızı bırakmamız da bir o kadar başarısızlıktır. Bugün övgüler düzdüğümüz MİT’in bu konuda bir ihmali varsa bunun da gereklerinin yerine getirilmesini istemek en tabii hakkımızdır. İstihbarat işlerinde veya daha genel olarak devletin güvenliğine dair işlerde her şey açıkça kamuoyu önünde cereyan etmez. Bu sebeple bir yetkili çıkıp da şu kurum veya şu kişilerin ihmali var, haberiniz olsun, buna karşılık şöyle bir yaptırım uygulandık demeyebilir. Bu uygun olmayabilir. Ancak bunun soruşturulduğu ve varsa bir ihmalin cezasının verildiğine inanmamız gerekir.

Neticeten Türkiye tüm gücünü kullanarak, akıllıca, diplomatik kanalları işleterek vatandaşlarının salimen ülkesine getirmiştir. Bu hem bir sevinç hem de gurur kaynağıdır. Bunun üzerine bir de bu konuda herhangi bir ihmali, hatası, art niyeti olan kişi ve/veya kurumların soruşturularak tespit edilmesi ve gereken yaptırımların yapılması halinde bu başarı taçlanacaktır.

İslam adına hareket ettiklerini söyleyenlerin elinden Müslümanları kurtardığımıza bayram yapıyor olmamız da üzerinden uzun uzun düşünülmesi gereken bir konudur. İslam’ın terör ile anılmasında tabiî ki Müslümanların sorumluluğu olmakla birlikte bunun başta ABD olmak üzere Batı dünyasının Komünizm sonrası sistemin yaşaması için gerekli olan düşman, öteki yaratmak için yapılan bir algı operasyonu olduğunun da hatırdan çıkarılmaması gerekir.

Diğer taraftan Trükiye’nin IŞİD’e destek veren ülke olarak gösterilmeye çalışılması, Fransa ve Almanya’nın Erbil ziyaretlerini sıklaştırmaları, Türkiye’nin çözüm süreci için uğraştığı ve PKK’nın silah bırakmasına çalışıldığı bir dönemde Batı tarafından IŞİD’le mücadelede PKK’nın sırtının sıvazlanması, dinleme skandallarının kamuoyuna servis edilmesi, bölgede güç dengeleri ve hakim kuvvetler arasındaki hamleler olarak düşünülmelidir. Hem de bu hamlelerini hepsinin ilerisi de düşünülerek, başka bir hamlenin basamağını oluşturacağı akıldan çıkarılmadan üzerinde düşünülmesi ve gereken karşı hamlelerin yapılması gerekmektedir. Bugün hiç önemsemediğimiz bir haber, bir süre sonra şartlar uygun hale geldiğinde sizi zor duruma sokmakta, ülkenizi terörle, düşmanla bir hale getirmektedir. Bu sebeple ülkeniz aleyhine yapılan en küçük bir kara propagandayı dahi ciddiye alıp karşı atağınızı yapmanız gerekmektedir.

Rabbim, ümmetin son umudu olan Türkiye’ye yardımlarını esirgemesin.