İstilanın böylesi

Hasan Ukdem

İnsan, çocukluğuna ve gençliğine dönemeyeceğini anladığında, geleceğin de tılsımı bozuluyor. Yaşama sevinci azalıyor, garip bir yorgunluk gelip oturuyor gönlünün üstüne. Çocukluğunun masalları, gençliğinin hayalleri siyah beyaz bir resim gibi elinde kalınca, doğduğu evi, yaşadığı mahalleyi, köyü, kasabayı, şehri ziyaret etme, yeniden görme isteği doğuyor içinde.  

Bizim kuşağımızın bu konuda çok şanssız olduğunu yaşayarak öğrendim. Doğduğumuz evler ekseriyetle yıkıldı. Yaşadığımız mahalleler yok artık, hepsi bambaşka bir şekle büründü. Hatta köylerimiz, kasabalarımız, şehirlerimiz bile değişen çehreleriyle, içimizde anıların mekânı olmaktan çıktı. Yan yana olan evlerimiz üst üste yapılmaya başlandı, çıkmaz sokaklarımız iki ucundan caddelere bağlandı. Apartmanlar yetmiyormuş gibi şimdi bir de siteler inşa edilmeye, bedenlerimiz, ruhlarımız beton duvarlarla çevrilmeye başladı.  

Çevremizde öbek öbek yer alanlar ağaçlar, yer yer açan çiçekler, cıvıl cıvıl uçan kuşlar giderek biz insanlar gibi yalnız ve kendi kendilerine yaşamaya doğru itiliyorlar. Benim çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği mahallede iğdeli bahçeler, üzüm bağları, çiçekli avlular, kuş kümesi, tavuk kümesi olan evler ve kuşların ayin yaptığı ikindi semaları vardı. Gün inerken kuşları bir telaş sarardı sanki oradan oraya uçarlardı gökyüzünde. İğdelerin, dutların, kayısıların, kirazların, armutların, elmaların gölgesinde masalsı saatler geçerdi günümüzün içinden. 

Ayaklarımız toprağa değer, gözlerimizde çayır çimen yeşerir, yağmurlar şimdiki gibi öfkeyle değil, şefkatli bir annenin elleri gibi saçlarımıza dökülürdü. Şurada burada biriken sulardan içerdi serçeler, kızıl kiremitli çatılara konardı güvercinler, sürü sürü dolanırdı sığırcıklar ve mevsimine göre leylek kafileleri, kırlangıç kanatları başımızın üstünden geçer dururdu. Belki bazı şeyler yine var, ancak ekran mahkûmu insanlar bakmıyorlar çevrelerine ve bizim kuşağımız için de çok yavan geliyor yalnızlaştırılmış, yavanlaştırılmış, ruhu alınmış, yapaylaştırılmış şehrin doğası… 

Bazen geri dönmek istiyorum o mahalleye. Ama yurdu istila edilmiş bir mülteci gibi kalakalıyorum, mahallenin sınırında. O betonları düşman askerlerinden daha zalim görüyorum. Zira eğer orada düşman askerleri olsa bir ordu kurar yürüyüp üzerine söküp çıkarırdım belki ama bu beton istilasını çıkarmak artık imkânsız. Ben de şiire veriyorum dilimi, şiirle giriyorum o güzel mahalleye… 

O GÜZEL GÜNLERE  

Ey hayat dön geriye  

Beni doğduğum eve  

Çocukluğuma götür  

O toprak damlı kerpiç evin  

Çift kanatlı ahşap kapısını 

Biricik kız kardeşim Havva açsın  

Bilye oynasınlar,  

Biraderlerim Bilal’le Veyis çiçekli avluda  

Ben bir palazın üstünde oturayım  

Bütün acılarımı, özlemlerimi  

Bir çocuk uykusuna yatırayım  

Uyusun ama büyümesin o çocuk  

Yağmurlar yağsın yine 

Her yağmurda çamur olan sokağa  

Mahallenin bakkalı babam  

Dükkânın önünde  

Sebzelerin üstüne bez örtsün  

Çelenlerin altına sinlensinler 

Arkadaşlarım Mıstık, Veysel, Recep  

Yağmurdan sonra 

Yaşar amcanın boş arsada toplanalım 

O tadına doyulmaz oyunlara dalalım 

Üşüyelim güz günlerinde hafiften  

Horozlu şeker alalım  

Çingene Akif'ten  

Yine uzun ikindiüstlerinde  

Gazoz kapağı, kayısı çekirdeği, 

Ne bileyim işte çelik çomak, 

Uzuneşek falan oynayalım  

Okuldan dönenlerle çoğalsın  

Araplar Mahallesi'nin cıvıltısı  

Çift kale maç yapalım  

Kalede ben durayım  

Havadan gelen toplara  

Yumruğumla vurayım  

Karlar örtsün  

O koca mahalleyi kışın elleriyle  

Sobalar yansın tek göz odalarda  

Toprak damlarda bacalar tütsün  

Bakkallarda portakallar  

Kestaneler konsun kesekağıtlara  

Sıcacık salebinden yapsın yine  

Pastaneci Erhan abi  

Tuzlu leblebilere lezzet olsun  

Tarçınlı yudumlarla içelim  

Bir masaldan geçer gibi yolumuz  

Kendimizden geçelim  

Külahta çekirdek, kuru üzüm 

Leblebi tozu da bulunsun mutlaka  

Avcumda tuzla çağla olsun  

Bahar günleri çiçek çiçek açılsın  

Yeşil erik kütür kütür ses versin  

Dişlerimi kamaştırarak  

Bisiklete binsin arkadaşlarım  

Selelerinde iğde çiçekleri, 

Erguvanlar demetlensin  

Savrulsun saçları bulutların  

Rüzgâr göğün başını tarasın  

Emine kadın Bahrili, Döndülü  

Sülüman diyerek çocuklarını arasın  

Yazın sıcak ve uzun günlerine  

Denk gelsin ramazan  

Acıkalım susayalım  

Ve anlayalım her nimetin kıymetini  

Bir bardak su, bir zeytin tanesi  

Mutluluğun ta kendisi olsun  

Sahurda uyanalım davul sesine  

Radyodan dualar yükselsin göğe 

Yeni elbiseler giyelim  

Yeni ayakkabılar bayramla birlikte  

Yaşayalım gönlümüz sevince ram  

Hiç bitmesin güzel günler  

Bir ömür sürsün o bayram 

Sevgiyle kalın.