KALIBININ GENCİ OLABİLMEK

Hakan Bahçeci

İsmi büyük, köklü üniversitelerden birinde namaz kılan gençlere yaşıtlarınca yapılan saldırıdan sonra gençliğin gidişatından söz açıldı son günlerde. İçinde barındırdığı enerji, sahip olduğu uçsuz bucaksız hayal gücü, çabuk öğrenebilme yeteneği ile mücessem bir yapıya sahip gençlik yaşı.

            ODTÜ’de namaz kılan gençlerin üzerine saldıranlarla, namaz kılan gençlerin hangi gerekçe ile karşı karşıya kaldıkları nasıl izah edilecek? Kendi ülkelerinin geleceği hakkında çok yakın bir zamanda söz sahibi olacak bu insanlar aynı toprağı paylaşacağı “vatandaşları” ile kavga etmeyi neden göze alır?

            Oturup konuşamayan, konuşsa da bir neticeye varamayan gençliğin, hangi sözü sadra şifa olacaktır? Son yıllarına şahit olmuş olsam da seksenli yılların kamplara ayrılmış gençleri arasında süregelen çekişmenin hiçbir tarafa yaramadığını biliyorum.

            Söz konusu vakıanın incelenmesi gereken birden fazla yönü olduğu muhakkak… Gerek sosyolojik gerekse psikolojik yönden olayın tahlili yapılacaktır, medyaya düşen görüntülerin siyasi ve politik yansımaları tartışılacak, köşelerde yazarlar bu konuyu irdeleyecektir.  Sonuçların iyi analiz edilmesi ve doğru okunması ayrı bir önem arz etmektedir.

            Oysa vakıanın işlenmiş olduğu yer, video çekimlerinin açısı, ortam seslerinin verilişi çok daha büyük bir gayeye matuf olduğu gerçeğini saklayamamıştır. Her zaman olduğu gibi ülke yine bir darboğazdan geçmekte ve uçurumdan taşlar yuvarlanmaktadır. Bu taşların en tehlikelisi yarının temeline konan dinamittir.

            Gençliğin taşıdığı enerji ve debisi yüksek güç, yaşadığı dönemden ziyade geleceği şekillendirme potansiyeline sahiptir. Bundan dolayıdır ki her devlet, her ideoloji, her rejim, gençliğin ekser çoğunluğunu yanında görmek ister, kendi ideallerine göre yetiştirmek ister. Aynı zamanda ideolojiler kendi düşünce yapısının devamı için gençliğin bir köprü olduğunu bilir ve buna göre tedbir almaya çalışır.

            Gençlik, bir örnek ve yaşanmışlık olmadan yönünü bulmada zorlanır. Bunun için kendinden önceki nesle bakar. Buna rağmen, kendi hayat görüşü ve inanç yapısını oluşturmak için yeterli cevhere sahiptir. Bu cevherin işlenip değerli bir maden haline gelmesi, ustaların mahareti ile olur. Dünya sisteminin sürgit devam etmesini arzu eden ustalar, her şeyden önce gençlik denen cevheri işleyip, kıymetli bir mücevher yapmak yerine bu cevheri bozup başkalaştırmak niyetindedir.

            Gençliğin sahip olduğu öz bozulursa, bugünden yarının sistem çarkları kurulmuş olur. Zamanı gelince bu çarkların manivelası çevrilip makine büyütülecektir. Sistem gençlerin sahip olduğu enerji ve cevhere göre değil kendi istediği şekilde gençleri budamakta, kendince bir kalıba sokmaktadır. Çağımız dünyası, kurulu düzenin bekası için gençlerin fazlalıklarını atıp geriye kalanı da kontrol etmeyi becerebilmiştir.

            Gençlerin istenen kıvama gelmesi ve hesapsız, ölçüsüz, fikirsiz, sözsüz, idealsiz ve derinliksiz bir kalıba dökülmesi için uygulanagelen faaliyetlerin neredeyse tamamı önce bozmayı sonra biçimlendirmeyi amaçlamaktadır. Söylediğimiz şu değildir; gençler bilimden, gelişmeden, üretimden uzaklaştırılıp başıboş bırakılıyorlar… Bunu söylemiyoruz hatta bilimin yüceliğine o kadar inanıyor ve teslim oluyor ki genç, boyutlardan birini unuttuğunu fark etmiyor.

Dediğimiz şu ki ideallerin şekillenmesinde yüksek ahlak, manevi bilinç, erdemler, insani değer yargıları gözetilmeden girilecek her yol, harcamak üzerine kurulu dünyanın işine gelecektir.