Karne Aldık Ülkece

Hakan Bahçeci

 

            Eğitim öğretim işi insanlık tarihiyle yaşıt. İnsan, yalnız ve tek başına hayatla karşı karşıya kalıp üstesinden gelebilecek donanımla yaratılmış değil. Kaldı ki günümüz dünyası tüm karmaşası, bilimin yükselişi ve teknolojinin sanallığı ile insanı kuşatmış durumdadır. Önceki nesillerin tecrübesi, bilgi birikimi ve rehberliği olmadan sonraki nesillerin yönünü kaybetmemesi içten değil.

            Eğitim öğretim işi evden başlayıp sokağa, ebeveynden başlayıp öğretmene kadar devam eden bir bütün ve bu bütün içinde okulun ayrı bir yeri ve önemi var.

            Eğitim öğretim yılı öğrenciler için bitmiş oldu. Gerçi henüz sınav maratonu bitmiş değil. Yüksek öğretimi, açık lisesi, finalleri derken sonuçların açıklanması ve yerleştirme işleri derken tüm yaz boyu süreç devam edecek. Sürecin en heyecanlı ve en keyifli ve en duygusal günü karne günü olsa gerek.

            Karnesini aldı binlerce öğrenci ve yılı bitirmiş oldu. Kalan kaldı, geçen geçti mezun olan dönüp sırtını gitti. Şimdi bu karne, yani notların ve davranış notlarının yazılı olduğu bu evrak neyin ifadesidir. Öğrenci tek başına mı hak edip almıştır alacağını, ailesi de işin içinde midir? okul bu karnenin neresinde, öğretmen verdiği notun hangi yüzdesindedir? Bakanlık da bir şekilde bu karneden sorumlu olduğu kadar, diğer kurum ve kuruluşlar da bu sonuca dahil olmamış mıdır?

            Esasen biz de ülke olarak topyekûn karnemizi alıyoruz her nesille her eğitim yılında. Sayılarla ifade edilmiş birçok sonuç ve istatistiki bilgi var önümüzde. Sayılar yanılmıyor onlara bakacak olursak. Göstergeler, grafikler, analizler sayıların ışığında kocaman birer yekûn olabiliyor. Vakıa şu ki sayıların cazibesi ve mutlak doğruluğu mu son tahlilde hedefimiz olacak yoksa toplumsal dokuda ve sokağın sesinde duyduklarımız mı öne çıkacak?

            Çok yönlü bir meseleden bahsediyoruz eğitim mevzunu açınca. Bu çok yönlü yapının iki asıl noktası nicelik ve nitelik olsa gerek. Nicelik olarak bakmak aldatabilir lakin niceliği çözmeden nitelik kazanmak da zor görünüyor.

            Bu mesele ne biter ne nihai sonuca ulaşır. Bu haliyle bırakıp şu soruyu tevcih etmiş olalım. Ülke olarak aldığımız karnede hangi dersler vardır ve bu derslerin notları nasıldır? Çocuklardan bizatihi kendi çocuğumuzdan bahisle bu soruyu sorduğumuzdan dolayı seni beni onu değil bizi alakadar eden bir çetin işin karşısındayız.

            Ülke deyince; konu ile ilgili bakanlığı kendi ağırlığı ve özelliği nedeniyle bir kenara bırakıp önce anne baba olarak sonra da toplumun tüm katmanları resmi sivil ayırt etmeksizin alınan her karnede bizim de bir notumuz olduğunu kabul etmeliyiz. Belediye şehri eğitim öğretim için doğru ve uygun şekilde planlayıp hazır etmiş mi, mimarlar okul binalarını kültürümüze ve bu coğrafyaya uygun şekilde çizebilmiş mi? Emniyet okul önlerinden başlayarak eğitime dahil tüm gençler için tedbir alabilmiş mi, sağlık ocakları hastaneler eğitim öğretim yaşındaki çocuklar için önleyici ve tedavi edici uygulamaları başarıyla tatbik edebilmiş mi?

            Kantin sahibi kendi evladına hazırladığı gibi mi hazırlıyor tostunu, ekmek arasını? Servis şoförü on yaşında çocuğun yanında tutuyor mu ağzını edeplice?  Komşunuz akşam olunca yan tarafta gencimiz çalışıyor deyip kısabiliyor mu televizyonun sesini? Yanmayan soba var mı, elektriği giden ev var mı diye çabalıyor mu sivil toplum kuruluşları?

            Uzatırız bu listeyi elbet, uzatmalıyız da. Çok daha titiz, çok daha hassas olmalıyız. Bu listede elbet olması gereken biri de anne olmalı, baba olmalı. İlk eğitim anne babadan başladığı gibi onların verdiğini de bir başkası veremez. Ve nitekim o karne senindir evladım, ait olduğun mensubu bulunduğun tarihin, mekânın, emanetin şuur ve bilinciyle bak karneye.