KENDİLERİNİ NE SANIYOR BUNLAR?

Prof. Dr. Önder Kutlu

Bugünlerde her haber bülteninde mutlaka Rus tehditleriyle ilgili bir haber mutlaka var. ‘Şunu yaptılar’, ‘bunu yapacaklar’ türünden rivayetler bol miktarda tedavülde. İnsan sormadan edemiyor; problem onlarda mı, bizde mi?

Çok abartılı tepki veriyorlar. Olmadık şeyleri bahane ederek, anlamsız tepkileri vererek ortalığı yakma-yıkma derdindeler. Yalan, yanlış, eksik, çarpıtılmış bilgileri seferber ediyorlar. IŞİD’den petrol alma yalanı nev’inden iftira ve ithamlar havada uçuşuyor.

Anlaşılan bizden böyle bir hareket beklemiyorlarmış! Ya ‘dost’ kabul ediyorlarmış ondan dolayı hayal kırıklığı yaşamışlar ya da bu kadar cesaretin gerçek nedenini anlamaya çalışıyorlar. Bu tepki aslında bizi üzer. Üzmesi gerekir. Bizi dost görmelerini kabul etmemiz mümkün değil; Rus’la dost olunmaz. Cüretimizi anlamakta güçlük çekmeleri de aynı durumda.

Önceki dönemlerde kendi sıkletlerinde görmedikleri ülkemizin bu cesareti nereden bulduğunu anlamaya çalışıyorlar. Anlayamıyorlar. Anlamadıkları şey Türkiye’yi hala soğuk savaş dönemi refleksiyle hareket edecek şekilde tasavvur etmelerinden dolayı.

Oysa köprünün altından çok sular aktı. Türkiye artık eski alışkanlıklarını bir kenara bıraktı. Adeta bir ‘imparatorluk’ gibi davranıyor. Sadece kendi etnik kökeninden, kendi dininden ve ideolojisinden olanları değil, olmayanları da şemsiyesi altına alma tavrı ortaya koyuyor. En azından böyle bir eğilimi mevcut.

Türkiye’yi karalama kampanyaları bu nedenden kaynaklanıyor. Davos’ta Türkiye tarafından Siyonist İsrail’e karşı gösterilen ‘one minute’ kartı bugün Ruslara gösteriliyor. Gerekmesi halinde başka milletlere ve devletlere de gösterebilir.

Bunda ‘hayır’ olduğunu düşünenlerdenim. Rusya’ya bağlı veya bağımlı olmamız akıl karı bir durum değildi. Aslından başta tek bir millete bağlı ve bağımlı olmak da doğru değil.

Uçak olayı bir anlamda aklımızı başımıza getirdi; Rus yanılsamasının ne kadar yanlış olduğunu anladık. Ukrayna olayından sonra bize daha çok yaklaşan Ruslara karşı tavrımızı yeniden gözden geçirmek için iyi bir fırsat sundu.

Rus ayısının tavrı bizi Azerbaycan’a, Türkmenistan’a, Katar’a ve Suudi Arabistan’a yöneltiyor. İyi ki de böyle yapıyor. Bu sadece Rusya’nın tavırlarına karşı alınmış bir karar değil. Ticaret ve enerjide çeşitlenmeye gidiyoruz. Riskleri azaltma yönünde önemli bir adımın arifesindeyiz.

Geçtiğimiz günlerde, henüz Rus uçağını düşürmeden hemen önce düzenlediğimiz G-20 zirvesine ev sahibi unvanıyla onur konuğu olarak davet ettiğime hakkımızı Azerbaycan yönünde kullanmıştık. Bu kardeş ülkede çok olumlu karşılanmıştı.

Bugünlerde Azeri kardeşlerimiz Türkiye’nin başta enerji ihtiyacı olmak üzere bölgesel ve küresel tezlerine destek vermede gayet cömert davranıyorlar. Başbakan Davutoğlu’nun Bakü ziyareti bunu perçinleme noktasında en azından sembolik önemi bulunan bir hadise.

Ayrıca, diğer dost ve kardeş ülkelere karşı olan yönelişimizin nihayetinde milli menfaatlerimize pozitif katkı sağlayacağını ifade etmemiz gerekiyor. Katar kapıları sonuna kadar açtı; Suudi Arabistan da aynı şekilde.

Türkiye doğru yolda olduğu, etik siyaseti takip ettiği müddetçe kısa ve uzun vadede bir sorun yaşamaz. Yeter ki ilkeler üzerinden davranmaya devam etsin. Hemen yanı başımızdaki Türkmen kardeşlerimize sırtımızı dönsek, baskı ve şiddete bigâne kalsak ve kısa vadede Rusların taleplerine uygun hareket etsek de Rusya ile ticaret hacmimiz artsa bu bizi memnun etmezdi. Bize yakışan bir davranış olmazdı.

Düşünün, milli ve manevi menfaatlerimizi bir kenara bırakarak kardeşlerimize karşı yürütülen propagandayı desteklesek halimiz nice olurdu?

Bu durum Türkiye’nin önünü açabilecek. Devlet refleksimiz biraz da bu türden krizlerle güçleniyor. Yolumuzu, tavrımızı yeniden gözden geçirme imkânı sağladığı için bile önemli.

Tekrar soralım: Kendilerini ne sanıyor bu Ruslar? Millet olarak vazgeçemeyeceğimiz bir topluluk değiller. Kafkasya’da, Kırım’da, Afganistan’da ve başka coğrafyalarda bunlar değil miydi, kardeşlerimizi katledenler?

Anlamadığım içimizdeki Rus-severler!

Peki, bunlara ne oluyor?