Kitaplarınızı eskitebilirsiniz

Gülşen Yılmaz

Geçenlerde ‘Bir de Bana Sor’ isimli bir programa denk geldim. Afife Küçükbenli isimli bir kadın programın konuğuydu. Kayserili bu teyzemiz beni o kadar etkiledi ki, iyi insanların varlığına olan inancım yeniden dirildi. İşte dedim okumak bir kadını böyle asilleştirir ancak!

Kayseri’nin Yahyalı Köyü’nde, inekleri, bahçesi, zorlu bir hayatı olan bir kadın. Ama tüm bu telaşın içinde kitap okumayı keşfetmiş. Neden kitap okumuyorum diye sormuş kendine ve başlamış ‘Suç ve Ceza’ ile kitap okumaya…

Başında pembe tülbenti ile bahçedeki somyasının üzerine bir güzel kurulup kitaplarını okuyor. Programı izlemeniz gerekiyor o kadar sempatik, o kadar içten, o kadar enerjik ki!

Albert Camus diyor Amin Maalouf diyor, Afrikalı Leo diyor, Veba diyor. Daha neler neler! Ekrandan Afife Teyze’ye sarılmak istedim bir an.

Çocukları ve onun kitap okumayı sevdiğini bilenler kitap getiriyor köye. Yani aslında kitaba ulaşması bile bu kadar zorken okuma aşkından vazgeçmemesi çok müthiş bir şey.

Hele ki çağımızın vebalı salgını cahillik olmuşken…

O kadar bilinçli bir kadın ki. Kitap okumanın ona kendisini güçlü hissettirdiğini söyleyince kendimi sorguladım. Aslında ne kadar da güçsüzüz dedim kendi kendime. Dolaplarına kitaplar yığdığımız çocuklarımız geldi sonra aklıma. Fütursuzca alıp okumadığımız kitaplar. Aslında ne kadar şımarık olduğumuzu gördüm Afife Teyze ile.

Diksiyonuna hayran kalıp biraz araştırdım. İlkokul mezunuymuş. Bu kadar düzgün konuşabilmesinin sebebi yalnızca kitap okumakmış.

Yani Afife Teyze, bizim gibi kitapları sadece sosyal medyada paylaşmak için almıyor eline. Kendini geliştirme adına bu yaşında çaba sarf etmeye devam ediyor.

Kayseri’den dünyayı görmek böyle bir şey olsa gerek.

Afife Teyze’nin söylediği bir cümleyi bende çok sık tekrarlıyorum aslında kendime. Şöyle diyordu; ‘En büyük sıkıntım bir kitabı okuduğumda, onu okuyan başka biri ile tartışamamak.’

Ne kadar da haklı!

Çocuklara kitap okumanın ruhunu aşılamak yerine öğretmenlerinin istediği kitapları alıyoruz sadece. Çocuklar o kitapları görev olarak alıp okula götürüyor. Sonra ödev verilen on beş sayfayı her gün mecburen okuyup, duyumsamadan kapatıyor kapağını. Sonra ödevini yaparsan sana tablet ödülü var diyen annesinden gözleri parlayarak tabletini alıp, saatlerce bıkmadan oyun oynuyor.

Bunları niye anlatıyorsun derseniz. Bilinen gerçekleri tekrar etmek istiyorum. Belki böylece bir şeyler dank eder kafalarımıza. Okumanın zorunluluk olduğunu değil tabletler kadar heyecan verici bir olgu olduğunu çocuklarımıza empoze etmemiz gerekiyor.