Kızıma mektup

Ömer Kocabaş

Sevgili kızım ailemize, hayatımıza hoş geldin. Normalde senin doğduğun zamanı karlı, soğuk bir ocak ayı olarak betimlemem gerekirdi, lakin öyle değil. Şu anda bize küresel ısınma diye izah ettikleri (belki sen bu mektubu okuduğunda bunun da doğru olmadığı ortaya çıkacak) sebeplerden dolayı sıcak, güneşli bir günde, 30 Ocak tarihinde Ankara’da aramıza katıldın.

Bu mektubumu ne zaman okuyacağını bilmiyorum. 10 yıl sonra mı yoksa 15-16 yaşına geldiğinde mi okursun belli değil. Bu temenniye gönül rahatlığıyla inanamasam da, inşallah yarınımız bugünden iyi olur. On yılda, on beş yılda ülkemiz, dünya ne kadar değişebilir elbette tam anlamıyla tahmin edilemez ama öyle fantastik değişiklerinde olmayacağını söyleyebilirim. Örneğin uçan arabalar, ışınlanma, tablet şeklinde yemekler olmayacak, Türkiye Avrupa birliğine girmemiş olacak, belki AB diye bir şey kalmayacak. CHP yine iktidara gelememiş, Trabzonspor şampiyon olamamış olacak…

Sana bu mektubu yazdığım 2018 yılından 15-16 sene geriye baktığım zaman, epey bir değişim olmuş gibi görünüyor ama bence bu yaşanılan değişim pek de hayırlı olmadı. Şöyle ki 2003 yılının ilk yarısında ben ortaokul öğrencisiyken gündemimizde Amerika’nın Irak işgali vardı, bugün Suriye meselesini tartışıyoruz. Filistin gibi daimi yaralarımız ise kanamaya devam ediyor. Amerika’nın Irak’ı işgal ederken öne sürdüğü nükleer silah yalanına o gün inanmamıştık, Amerika Irak’ı kendi çıkarına göre dizayn ettiğinde böyle bir şeyin olmadığını kendisi de itiraf etti. Ölen yüz binlerce insan ve yok edilen bir medeniyet ise batılıların gözünde çokta önemli değildi.

Yine o yıllarda FETÖ’yü İslami bir cemaat olarak biliyorduk. Üniversite öğrencilerine yardım eden, dünyanın çeşitli yerlerinde okullar açan, din ile ilimi aynı çatı altında birleştiren bir cemaat. 2011 sonrasında yavaş yavaş gerçek yüzünü göstermeye başlamıştı. 15 Temmuz 2016’da ise milletimizin tarihinde gördüğü en alçak darbe girişimiyle yüzündeki maskeyi çıkarmış oldu. 15 Temmuz darbe girişimi inşallah sen bu yazıyı okurken de önemini korur, sulandırılmamış olur. Kızım ülkemizin, dünyanın dertlerini anlatarak moralini bozmayayım. Kısacası gündemimizde hep aynı dertler yer alıyor, sadece aktörlerin ismi değişmiş oluyor.

Kızım, sen ailemize yeni bir soluk, umut, yaşama sevinci oldun. Seninle hayatımız daha da anlamlı hale geldi, sorumluluklarımız arttı. Seninle birlikte biz de büyüyüp, olgunlaşacağız. Anne-baba olunca anlarsın lafının bir klişeden ibaret olmadığını yaşayıp görmeye başladık, seninle birlikte her gün yeni şeyler öğreneceğiz. Hayallerimiz büyük, seninle gitmek, görmek istediğimiz çok yer, beraber yapmak istediğimiz onca farklı şey var. Biraz büyü Konyaspor maçlarında statta yerimizi alacağız, okuldaki arkadaşlarına ofsayttın ne olduğunu sen anlatacaksın(!)

Ankara’da doğdun ama klasik bir memur çocuğu olmayacaksın. Memleketimize sık sık gidip gelip, her ortamda ben Konyalıyım diyeceksin. Arkadaşlarının büyük bir kısmının iki ismi olacak. Ecrin, Alya, Bulem, Ada, Nil, Su gibi bizim kulağımıza farklı gelen ama o zaman normal karşılanacak isimleri olan arkadaşların olacak. Büyük bir ihtimalle senin klasik, ailemizdeki üçüncü kuşaktan temsil ettiğin ismin diğerlerinin yanında farklı kalacak. İsmini aldığın büyüklerinin yolundan gideceksin. Hedefim senin liseyi memleketimizde okuman, o zamana kadar Konya’ya kesin dönüş yapmak. Takdir elbette Allah’ın. İnşallah sen bu satırları okurken mahcup olmayız. “Evet, baba dediklerinin hepsini hatta daha fazlasını yaptın, çok sağ olasın.” sözlerini senden işitebiliriz.

Kızım, elbette seni biz şekillendireceğiz, ailenden aldığın mayaya göre kendi yolunu çizeceksin, dilerim bizden daha iyi günler görür, mutlu bir hayat sürersin. Memleketinin, vatanının, milletinin kıymetini bilen, dinimizin emrettiği yolda ilerleyen, bu dünyadaki varoluş gayeni bir an olsun aklından çıkarmayan bir insan, arkamızdan dua eden hayırlı bir evlat olursun.