Konya Çanakkale arası kaç saat?

Hayrettin Atak

Ara sıra kaçmakta yarar var.

Hem hayatınıza hem yaşadığınız şehre uzaktan bakmak, bir insan olarak her şeyi daha derin sorgulamanıza,  bir gazeteci olarak ta size yaşadığınız şehir hakkında hem kıyas imkanı sunuyor hem de daha sağlıklı kararlar verebilme imkanı. 

Biz de uzaktan bir bakalım! şehre diye haftasonunu Gazeteciler Cemiyeti organizesinde gerçekleştirilen Bursa-Çanakkale gezisine katıldık. Bu yolculuk sadece 500 kilometrelik bir yolculuk değil, 600 yıllık bir geçmişe yapılan bir yolculuktu...  Özellikle de buram buram tarih kokan Bursa sebebiyle…   

Muhteşem tarih yolculuğunun yanı sıra bize, yaşadığımız şehirle gezdiğimiz yerler arasında kıyas yapma fırsatı bulmamız da en büyük karlarımızdandı. 

              Öncelikle tarih yolculuğu;

               Osmanlının doğduğu yer Bursa ve belki de öldüğü yer Çanakkale.

Fark ettik ki 600 yılda hiç bir şey değişmemiş aslında. Aynı ulvi ruh, aynı yüksek idealler, aynı iman, aynı fedakarlıklar ve aynı büyük millet. Aynı konuya girmeyeceğim ama tam bu noktada söylemeden geçmeyeyim 15 Temmuz gecesi gördük ki değişen hiçbir şey yok…

                Maya hala aynı…  

Her neyse;    

               Konya'da ki Selçuklu eseri sayısı Bursa’da ki Osmanlı eseri sayısından çoktur belki ama oradaki tarihi doku ve koku Konya’da aynı derecede hissedilmiyor.  Bizde  yaz aylarında pamuk şekerine benzeyen bulutlar bile orada at üstündeki Akıncı figürüyle karşılıyor  ziyaretçilerini. Her köşe başında Osmanlı mührü…

Konya da yaşadığımız için hissedemiyoruz belki Selçuklu’yu diyeceğim ama değil.  Çünkü Türbelerinden camilerine, medreselerinden hamamlarına her yer tıklım tıklım Bursa’da. Çoğunluk  yerli turist. Biz Selçuklu Sultanlarını anlatamadık ki, türbesini merak etsin ziyaretçi… Sadece onları mı  Eserlerimizin hiçbirini anlatamıyoruz dünyaya.

                …

            Çanakkale’nin durumu ise içler acısı… Gelibolu yarımadası sanırsınız İngiliz toprağı… Şehitler Abidesinin yapılış hikayesi bile müstemleke ülke havasında… Öyle cilt cilt, nutuk nutuk ne kadar büyük zafer diye anlatıldığına bakmayın rehberiniz olmasa birkaçı dışında hiçbir Mehmetçiğin mezarı yada abidesini bulamazsınız… Bir de ara sıra gördüğünüz Türk Bayrakları... Her dere yatağı on binlerce Mehmet’e kucağını açmış oysa…

Her ağaç belki de binlerce Mehmetçiğe mezar taşı…

             Ama hiçbir şey oradaki müthiş atmosferi solumanıza mani olmuyor tabi… Oradaki maneviyatı hissetmenize de… Sanki savaşı, acıyı, şehadeti yeniden yaşıyorsunuz, ruhunuzun derinliklerinde… Bir film sahnesi olarak da değil daha etkili olarak kalbinizin ruhunuzun en derin yerinde…

                O topraklarda sadece 254 bin şehidin destanı ve hikayesi yatmıyor. 700 binlik koca ordumuzun tamamı ve onların eşleri, çocukları ile ana-babalarıyla birlikte on milyonlarca hikaye ve destan yatıyor orada…Keşke bilebilseydik... 

           Tüm bunlara rağmen 2 milyon ziyaretçi alıyormuş o şehitler yatağı… Yani Mevlana Türbesinden daha az… Daha çok ziyaretçi alıyoruz diye sevinemiyoruz tabi…

           Yıllarca, bütün yurt dışı gezilerinin Mekke ve Medine’den başlaması gerektiğini düşünürdüm, bu geziden sonra anladım ki bu milletin her ferdi yurt içinde görmesi gereken ilk yer de Çanakkale olmalı… Hiçbir fert Çanakkale’yi görmeden başka bir yer görmemeli… Oradan başlamalı tüm yurt gezileri, bir sahil kentinden değil...  O Ruh’u hissetmeden başka hiçbir şeye tanıklık etmemeli, bu milletin evladı…

O yüzden ne kadar uzun sürecek olursa olsun ne kadar meşakkatli olacaksa olsun önce Çanakkale… Ki Konya’dan hiçkimse o yolu bizim bu yolculuğumuz kadar uzatamazdı…

Son olarak sosyal açıdan;         

Bu konuda orası öyleydi burası böyle muhabbetine girmek istemiyorum… Bu kıyası o şehirlerin havasını soluyan her bir kişi kendince yapacaktır.  

       Özetle şunu söylemek istiyorum sadece izlenim olarak;

       Konya’nın kıymetini bilemiyoruz çoğu zaman… Bazen bizim de her şey çok daha iyi olsun diye yaptığımız eleştirilerin bile anlamsız olduğunu anlıyoruz böyle ziyaretlerde… Şu gerçeği pas geçmeyeceğim, biz Konya olarak bir adım atarken onlar gelişme noktasında beş adım atmışlar. Kabul… Sorunlarını bizden daha hızlı çözdükleri aşikar… Ancak şuda bir gerçek ki biz de  Bozkırın  ortasında modern yaşanabilir üretken bir kent kurduk, elbirliğiyle.  Bu medeniyetin kıymetini başka kentleri gördükçe daha iyi anlıyor insan. Onların yaşadığı sorunların çoğunu bilmiyoruz bile… Bunda amirinden memuruna, esnafından çiftçisine  herkesin payı var. Daha çok eksiğimiz var elbet.  Belki denizimiz  yeşilimiz de yok. Deniz meselesini de çözmeyi belki ama geri kalan her şeyi halletmememiz için bir sebep yok. Birbirimizin kafasına vura vura halledeceğiz sorunlarımızı  belki ama o gün sadece Türkiye'nin değil dünyanın en yaşanabilir  kentleri arasına gireceğiz.  Hatta bugün bile bir kaç küçük dokunuş ve biraz sosyal hayatla bunu başarabilir dünya sıralamasına girebiliriz. Bunun için yanlışlarda ısrar etmemek yeterli… Çünkü onlar tüm gelişmelere ve onca pozitif şeylere rağmen büyük sorunlarla cedelleşiyor. Konya’nın hiç bilemeyeceği kadar büyük sorunlarla…

              Çocuklarımız için bunu başarmalıyız da.

Konya’dan ara sıra da olsa uzaklaşmanızın en güzel tarafı geri dönecek olduğunuzu  bilmenizdir.

Ve onun verdiği heyecan ve huzur duygusu.

Kıymetini bilelim.

Bir de Çanakkale’nin kıymetini…

Ne kadar uzak olursa olsun, ne kadar yorucu olursa olsun çocuklarımızı ilk olarak Çanakkale ile tanıştırmamız gerektiğini…

Bir gezi olarak değil, bir ruhu gelecek nesillere taşımak için…

Çünkü bu yolculuk 15 saat değil 15 yıl sürse buna fazlasıyla değer…