KPSS

Prof. Dr. Önder Kutlu

31 Temmuz günü yapılan kamu personeli seçme sınavı maalesef bize bir hastalığımızı hatırlattı. Sınavda şaibe bilgi ve iddiası kamuoyunu şoka uğrattı.

Yakın dönemde bir terör örgütünün sınavları kullanarak nasıl devleti ve milleti ele geçirme operasyonu yaptığını hatırlattı. Toplumda derin bir travma oluşturan, adaleti tersyüz eden sınav hile ve sahtekarlıkları aklımıza geldi.

Başlangıçta ihtiyatla yaklaştığımız iddiaların belli bir ciddiyete ulaştığını görünce üzüldük. Mülkün temeli olması gereken adaletin katledilmesine içerledik.

15 Temmuz toplumda ciddi bir yara oluşturdu. Bir kesim insan Fetö’nün dini ve dince kutsal görülen değerleri kullanması nedeniyle kendileri ile din arasına mesafe koyma yoluna gitmişti. ‘Allah’a şükür dindar değilim’ diyenleri duyduk; gördük.

Yeni yeni oluşturulmaya çalışılan güven havası bu sınavla tekrar heba edildi; hem de gelecek kaygısıyla yolunu bulmaya çalışan milyonlarca genç insan ve ailesi üzerinden.

İçeriğini ve boyutlarını tam olarak bilemediğimiz sınav skandalının olmuş olması büyük bir sorun.

Cumhurbaşkanı’nın talimatlarıyla derhal soruşturma başlatılması, başkanın görevden alınması, toplumdaki hak ve adalet bilinci bakımından son derece hayati kararlardı.

Ancak, başkanın alınmasının yeterli olacağı safdilliğine de kapılmamak gerekiyor. Dört yıldır sıkıntısız bir biçimde bugünlere taşınan ÖSYM’de tüm günahı bir kişiye yüklemek doğru değil.

Medyaya yansıdığı kadarıyla işin içinde, daha önce de bu işleri yapmakta bir beis görmeyen terör örgütü mensuplarının bulunma ihtimali bulunuyor.

Böyle bu hainlerle mücadelenin ne kadar önemli olduğunu tekrar tecrübe ettik.

Anlaşılan yeterli temizlik yapılmamış.

Başka nereler var acaba temizlenmeyen?

Yarın hangi skandal ve hukuk katliamıyla karşı karşıya kalacağız?

Veya temizlenmiş olan kurum ve kuruluşlara son dönemlerde sızma olmuş mudur?

Soruyu tersinden soralım: Olmadığını kim iddia edebilir?

Olmaması mümkün mü?

15 Temmuz sonrasında, kritik memuriyetlere girenler sızma yapmış mıdır?

Tabiiki olabilir.

Önemli olan kritik pozisyonlarda bulunanların sürekli bir murakabe mekanizmasına tabi tutulmasıdır.

Gelişmeler aslında olayın farklı boyutlarını gözler önüne seriyor: Yönetimde ve siyasette süreklilik ve istikrarın önemi.

15 Temmuz’un hemen öncesinde göreve gelen yerinden yönetim kuruluşlarının yöneticileri büyük sıkıntı yaşadılar.

Düşünün, bir rektör o dönemde göreve başlamış.

Üniversiteyi tanımıyor; personelden habersiz; yönetim ve hukuk tecrübesi mevcut değil….

Bu kişiden 50 yılda devlete sızan son derece kompleks bir yapıyı çözerek, mücadele etmesi beklendi…

Olmaz.

Olsa da başarılı olamaz.

Veya OHAL sonrası dönemde göreve başlayan bir idareci. Kurumunda bu işlerin hukuk dairesi içinde nasıl yürütülmesi gerektiği konusunda bir tecrübe sahibi değil.

İyiniyetli olsa bile...

Hoş, olmayana ne yapılabiliyor?

İdari atamalarda teknik bilgiden daha önemli bir husus genel yönetim ve hukuk konusundaki tecrübedir.

Fetö ve benzeri zararlı yapılarla eylemli ve söylemli olarak mücadeleyi ancak o kalibre ekipler yapabilir. Aksi halde her şey lafı güzaf olarak kalır.

Kendisini Fetö-savar olarak lanse eden kimi tiplerin kökenlerini lütfen bir kazın, karıştırın.

Kritik dönemlerde kime yamulmuş, kime yaslanmışlar...

KPSS sınavı kamusal makam kullanan güç sahiplerine sorumluluklarını bir kez daha hatırlattı. Olanda mutlaka bir hayır olduğuna inanan bizler bundan bir ders çıkarmalıyız.

Evet, milyonlar zarar gördü.

Hoş olmadı.

Ama, hastalıkları açık etmesi bakımından yararlı olmadığı söylenemez.

Allah’tan vücudumuzda ağrı, acı ve ateş türü hislerimiz var.

Yoksa, hasta olduğumuzu nereden bilebilirdik?