Kutül Amare

Murat Güçlü

Kutül Amare zaferinin 100. Yıldönümündeyiz. Zaferin 100. Yılı Cumhurbaşkanlığı himayesinde görkemli bir törenle kutlandı. Tarihimizdeki en zor dönemlerden birinde dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü olan İngiltere karşısında alınan büyük bir zafer, Kutül Amare zaferi.

1952 yılına kadar ülkemizde Kut Bayramı olarak kutlanmış, ancak NATO’ya girmemiz sonrası İngiliz baskısı ile kutlamalar kaldırılmış. Hatta ders kitaplarında bile yer verilmemiş. Aradan geçen onca yıldan sonra 100. Senesinde geç kalınmakla birlikte son anda bir kutlama programı yapılmış.

Bu ülkenin en büyük sorunu asgari müştereklerimizin azlığı, bu husus son Kut zaferi anma programı dolayısıyla yeniden ortaya çıktı.

Önemli bir zafer, 100. Sene gibi anlamlı bir tarih, bunun kutlanmasından rahatsız olanlar, bilmediğini, merak etmediğini haykıranlar, töreni “komik” bulanlar, aslında bir zafer olmadığını söyleyenler, “kazanmışız da ne olmuş” diyenler…

Öncelikle çarpıcı bir tarif İngiliz tarihçisi James Morris’ten, Morris Kut kaybını “Britanya (İngiltere) askeri tarihindeki en aşağılık şartlı teslimi” olarak tanımlamıştır. Bizimkilere göre ise zafer bile değil…

 

İçimizdeki Kut karşıtlarına, Kut’u küçümseyenlere velhasıl bu milleti derinden sevindiren ve gururlandıran ne varsa karşı çıkanlara karşı bu zafer dolayısıyla KUT soyadını alan Halil Paşa’nın, zaferden sonra 29 Nisan 1916 tarihinde Altıncı Ordu’ya günlük emir olarak yayınlanan ve  “Orduma!”başlıklı emrini okumakla yetiniyorum;

“Arslanlar!.. Bugün Türklere şerefü şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın müşemmes semasında şühedamızın ruhları şadü handan pervaz ederken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Bize ikiyüz seneden beri tarihimizde okunmayan bir vakayı kaydettiren Cenab-ı Allah’a hamdü şükür eylerim. Allah’ın azametine bakınız ki, binbeşyüz senelik İngiliz Devleti’nin tarihine bu vakayı ilk defa yazdıran Türk süngüsü oldu. İki senedir devam eden Cihan harbi böyle parlak bir vaka daha göstermemiştir. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve on bin neferini şehit vermiştir. Fakat buna mukabil bugün Kut’da 13 general, 481 subay ve 13.300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

Şu iki farka bakınca cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu vakayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci vakayı Çanakkale’de, ikinci vakayı burada görüyoruz. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer yeni tekemmül eden vaziyeti harbiyemiz karşısında muvaffakiyeti atiyemizin parlak bir başlangıcıdır. Bugüne KUT BAYRAMI namını veriyorum. Ordumun her ferdi, her sene bu günü tesit ederken şehitlerimize Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okusunlar. Şühedamız, hayatı ulyatta, semavatta kızıl kanlarla pervaz ederken, gazilerimiz de atideki zaferlerimizle nigehban olsunlar.

Mirliva Halil, Altıncı Ordu Kumandanı. 24 / 04 / 1916”

Yani bu bayram, şehitlerimizin ve gazilerimizin vasiyetidir. Halil Paşa’nın vasiyeti gereği Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okumuyorsunuz da en azından aziz hatıralarına saygı gereği zafer kutlamalarına gölge düşürmeyin. Bırakalım da bu millet zaferlerini kutlasın, Kut zaferi Kutlu olsun…